Elden Ne Gelir Ki…
Bugün size gündemden ziyade biraz hayatın acı gerçeklerinden bahsedeceğim.
Beklenen yahut hiç istemediğimiz ayrılıklardan, geride kalanlardan, ümitlerden ve geriye dönmeye devam ettiğimiz günlerden…
İnsanoğluyuz, huyumuz kurusun. Hayatımıza kimi alacağımızı, kimi seveceğimizi, kimden ayrılacağımızı çoğu zaman seçiyoruz. Ama vedaları seçemiyoruz. Ayrılıkları sevmiyoruz. Bir insanın hayatımızdan çıkıp gitmesine, bir daha dönmeyeceğini bilmeye alışamıyoruz.
Ama gün geliyor, bazı vedalar karşısında dimdik durmaya çalışıyoruz. Ya da biz dimdik durduğumuzu zannediyoruz.
Teselli vermek mi elden geliyor?
Acı çekmemek mi elden geliyor?
Oturup düşünmemek mi elden geliyor?
“Elden ne gelir ki?” diyoruz içimizden.
İnsan bazen bir ayrılığın ardından geride ne kaldığına bakıyor.
Bir zamanlar hayatımızda olan bir insan…
Birlikte yaşanan güzel anlar…
Söylenmiş birkaç söz…
Bir gülüş…
Belki yıllar önce yaşanmış küçücük bir hatıra…
Sonra düşünüyoruz; insan bir anıyla yaşayabilir mi?
Bir hatırayla günlerini geçirebilir mi?
Belki geçirebilir, belki de geçiremez.
Çünkü insanın elinde bazen hatıralardan başka hiçbir şey kalmıyor.
Bazıları o anların içinde kaldığını zannediyor.
Bazıları ise hayatın devam ettiğini düşünüyor ve geride kalan her şeyi zamanın götüreceğine inanıyor.
Bir insanın yüzünü unutabilirsiniz.
Sesini zamanla daha az hatırlayabilirsiniz.
Birlikte geçirdiğiniz günlerin ayrıntıları silinebilir.
Ama bir hatıra hiç beklemediğiniz bir anda karşınıza çıkabilir.
Bir şarkıda… Bir sokakta… Bir eşyanın üzerinde…
Ya da hiçbir sebep yokken.
İşte o zaman anlıyorsunuz ki bazı ayrılıklar gerçekten bitmiyor.
Belki de mesele tam olarak burada.
Nerede kalmışlıklarımız, yarım kalanlarımız, ayrılıklarımız ve vedalarımız varsa, hepsini hayatın bir parçası olarak taşımaya devam ediyoruz.
Gençlik diye hevesleniyoruz.
Âşık oluyoruz.
Bir şeyler yazıyoruz.
Bir şeyler yaşıyoruz.
Birlikte gelecek kuracağımızı düşünüyoruz.
Bazen bir insanın hayatımızda hep kalacağını zannediyoruz.
Sonra hayat, hiç beklemediğimiz bir anda bize bunun böyle olmadığını gösteriyor.
Ve geriye yine aynı soru kalıyor:
Elden ne gelir ki?
Size bu yazımda dönüşü olmayan vedalardan bahsediyorum.
Çünkü bazı vedaların dönüşü olmuyor.
Bir daha konuşamayacağınız insanlar var.
Bir daha sarılamayacağınız insanlar var.
Bir daha “Nasılsın?” diyemeyeceğiniz insanlar var.
Bir baba düşünün…
Öldüğünde bile evlatlarının yanında olmak isteyen bir baba.
Hayatı boyunca ailesini düşünmüş, gittikten sonra bile çocuklarının yanında kalmak isteyen bir baba düşünün.
Belki vasiyetinde, “Beni köyüme gömmeyin, beni evlatlarımın yanında gömün.” diyen bir baba…
Ne kadar garip değil mi?
İnsan öldükten sonra bile geride bıraktıklarının yanında olmak istiyor.
Çünkü insan için hayatın en büyük anlamlarından birisi, ait olduğu insanların yanında kalabilmek.
Bazen mezar bile bir ayrılığın sonu olmuyor.
Bazen bir taşın başında konuşulmayan cümleler birikiyor.
İnsan söyleyemediği şeyleri orada içinden söylüyor belki de. Bilemiyoruz.
Belki karşısındaki duymuyor.
Ama insan yine de anlatıyor.
Çünkü bazı şeyleri söylemenin bile insana iyi geldiği zamanlar oluyor.
Ben bugün bunları yazarken, aslında hayatın ne kadar kısa olduğunu da düşünüyorum.
Bir insanı seviyoruz.
Kırılıyoruz.
Kızıyoruz.
Barışıyoruz.
Bazen bir telefon açmayı erteliyoruz.
Bazen “Sonra konuşuruz.” diyoruz.
Sonra o “sonra” hiç gelmiyor.
İşte insanın en büyük pişmanlıklarından biri de bu oluyor.
O yüzden belki de hayattayken insanların kıymetini bilmek gerekiyor.
Kırgınlıkları çok büyütmemek…
Sevdiklerimize sevgimizi göstermek…
Birlikte olduğumuz zamanları ertelememek…
Çünkü ayrılık geldiğinde insanın elinde ne para kalıyor ne makam ne de başka bir şey.
Sadece hatıralar kalıyor.
Ama bazı insanlar hayatınızda ne kadar kaldığıyla değil, bıraktığı iz ile hatırlanıyor.
Sen de bende güzel bir iz bıraktın.
Belki söyleyemediğim birkaç söz vardı.
Belki yarım kalan birkaç cümle…
Geriye güzel anılar kaldı.
Ne geri döndürebiliyoruz zamanı…
Ne yarım kalanları tamamlayabiliyoruz…
Ne de gidenleri geri getirebiliyoruz.
Elden ne gelir ki…
Bazen sadece hatırlamak gelir.
Bazen özlemek.
Bazen de içimizden sessizce bir veda etmek.
Sen güzel bir adamdın.
Yattığın yer seni incitmesin.
Rahat uyu.