27. Yılında da Uyarmaya Devam…
17 Ağustos 1999 depreminin üzerinden 27 yıl geçti. Birkaç gündür açıklamalar, uyarılar peş peşe geliyor. Meslek odaları başkanları, akademisyenler uyarıyor: “Şu eksik, bu eksik, şunu yapın, bunu yapın”…
Yıllardır gazeteci olarak uyarıları yazıyoruz, duyuruyoruz. Değişen bir şey yok gibi…
Henüz pek çok büyükşehirde ve ilde deprem ana planı tamamlanmış değil. Çalışmalar sürüyor ama tamamlanması bile yıllar alacak belli…
Belediyeler topu kurumlara, kurumlar belediyeye atıyor…
Oysa mevzu can…
İşte 6 Şubat depremlerinde gördük ihmalkârlığın ve tedbirsizliğin acı kaybını. Giden canlar, yıkılan şehirler…
Antalya, dünyanın en çok ziyaretçi çeken kentlerinden biri. Peki, uluslararası zirvelere ev sahipliği yapan bu güzide kent de dâhil olmak üzere ülkemizde seferberlik başlatmak için daha neyi bekliyoruz?
Depremden kaçmak mümkün değil ama depreme dayanıklı yapılaşma zor değil…
Fakat ne acıdır ki daha bilimsel uyarıların yanından geçemiyoruz…
Jeofizik Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Yüksel Karaman, 17 belediyede jeofizik mühendisi bulunmadığını söyledi…
Antalya Büyükşehir Belediyesi dâhil 20 belediyesi olan ilimizde sadece 3 belediyede jeofizik mühendisi olmasına ne demeli?
Her şeyi bırakın, deprem konusunda uzmanları kurum dışında bırakarak nasıl yol alınır? Hoş, sadece istihdam etmek de yetmez…
Bir de mevzu sadece belediyelerden ibaret değil…
Bakanlıktan yerel yönetimlere, el ele çalışma yapmak lazım. Ulaşım ana planı olmadan yola devam etmek mümkün değilken biz hâlâ plandayız…
Üstelik zemin sorunu olan bölgelere yapı yapma ısrarı sürüyor…
Kamu kurumlarının sosyal konut inşa etmek için seçtiği dere yatağı daha geçtiğimiz günlerde haber olmuştu.
Ya da maliyeti artıracak olmasına rağmen Manavgat’ta bataklığa temel atmaya çalışan yetkililere ne demeli?
Ya da falezlere 15 kat inşaat iznine?
Kamu binalarından özel mülkiyete kadar çok sayıda binanın riskli olduğu konuşulan Antalya’da tehlike yok mu?
Yoksa tehlike vız mı geliyor?
Veya “Unutmadık” demek yetiyor mu?
Galiba unuttuk, unutuyoruz. Davetiye çıkarıyoruz böylesi olası bir felakete…
Sonra da “asrın felaketi” diyoruz…
Ama asrın felaketi olmasın diye ne yapıyoruz?
Açıklama yetmez…
Eylem zamanı…
Dava zamanı…
Misal, sorumluluğunu yerine getirmeyen yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunmaya ne dersiniz?