Kırkgöz’ün Yol Hikayesi - 1

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Kırkgöz’ün Yol Hikayesi - 1

Antalya’nın suyunu anlatmaya kalksak, sözü dönüp dolaştırıp Kırkgöz’e getiririz.
 

Çünkü Kırkgöz Göleti, yerüstü ve yeraltı sularıyla Antalya’nın en önemli su kaynaklarından biri olmasının ötesinde; bitki örtüsü, su canlıları ve göçmen kuşlarıyla başlı başına bir tabiat harikasıdır.
 

Ama Kırkgöz’ün hikâyesi yalnızca sudan ibaret değildir.
 

Kırkgöz, binlerce yıllık bir hayatın ve yolculuğun tanığıdır.
 

Cümle Kapısı’nda Kırkgöz’ü iki bölüm halinde ele alacağız. İlk bölümde, tarih boyunca bölgeye kattığı değeri; ikinci bölümde ise suyun gözlerden çıkıp denize ulaşan yolculuğunu...
 

Adını, birbirine yakın kırk ayrı su gözünden alan Kırkgöz, tarih boyunca insan yerleşimlerinin de vazgeçilmez adreslerinden biri olmuştur. Belki de yüzbinlerce hikâye bu suların kenarında yaşandı; sonra 

Kırkgöz’ün derinliklerinde kaybolup gitti.
 

Kırkgöz’ün hemen yanı başındaki Karain Mağarası, Alt Paleolitik’ten başlayarak Orta ve Üst Paleolitik, Neolitik, Kalkolitik, İlk Tunç Çağı ve sonraki dönemlerde insanlara ev sahipliği yaptı. İnsan, yüzbinlerce yıl önce de suyun kıymetini biliyordu. Kırkgöz’ün suları, Karain’in insanlarına da hayat verdi.
 

Antik Çağ’da ise Kırkgöz, Antalya ile iç bölgeler arasındaki ulaşım yollarının önemli duraklarından biriydi. Kral Yolu olan Antik Döşeme Yol’da Pisidia ile Panfilya kentleri arasında mekik dokuyan Romalılarında susuzluğunu giderdiği, buz gibi suyunda serinlediği yer eminiz yine Kırkgöz göleti olmuştur. 
 

Selçuklular döneminde bu önem daha da arttı. 1207 yılında Antalya, Selçuklular tarafından fethinden sonra, Kırkgöz’ün hemen yanı başına bir kervansaray inşa edildi. Kırkgözhan adıyla anılan bu yapı, hem Selçuklu hem de Osmanlı döneminde ticaret ve göç yollarının önemli konaklama noktalarından biri olmuştur.
 

İtalyanların Antalya’yı işgali yıllarında yapılan Antalya Burdur Şosesi yapılan bir köprü ile tam Kırkgöz göletini iki yakaya ayırdı. Kırkgöz, bu kez motorlu araçların mola yeri olarak zaman yolculuğuna devam etti.
 

Cumhuriyetin ilk yıllarında 1932 yılında Döşemealtı Nahiye Merkezi Karataş Köyünden Kırkgöz’ün başında ki Bıyıklı Çiftliği’ne taşınmasıyla bölgenin hareketliliği daha da arttı. Karakol Binasından akaryakıt istasyonlarına, lokantasından kahvehanesine, bakkalından seyyar satıcısına kadar Kırkgöz, adeta küçük bir ticaret merkezi hâline geldi.
 

İstanbul’dan yolcu taşıyan kaptıkaçtı araçlar Antalya’ya ulaşmadan önce Kırkgöz’de kahvaltı molası verir oldu.
 

Çınarların altında, suyun başında verilen bu molalar, yolcuların yalnızca karınlarını doyurdukları yer değil, Çubukbeli’den inerken korkularını ve yorgunluklarını attığı yer olmuştur.
Sonra zaman değişti.
 

Bölgeye gelen Kıbrıs göçmenleri için yeni bir yerleşim alanı oluşturuldu. Bugünkü Döşemealtı merkezinin temelleri atılırken, Kırkgöz’ün nahiye merkezi olma dönemi de sona erdi. Yeni yerleşimin adı ise Kırkgöz Yeniköy oldu.
 

1960’lı ve 1970’li yıllardan sonra Kırkgöz, eski hareketliliğini yavaş yavaş kaybetti. 1980’lerde Antalya-Burdur Karayolunun yeni güzergâha alınmasıyla bu değişim daha da hızlandı. Yeni yol, Kırkgöz’ü ve çevredeki köyleri görmeden geçip gidiyordu.
 

Akaryakıt istasyonları, lokantalar ve diğer işletmeler birer birer kapandı.
 

Kırkgöz’ün yol hikâyesi sona erdi; ama su hikâyesi hiç bitmedi. Çünkü Antalya milyonların yaşadığı şehir haline geldi. Bu milyonların en önemli su kaynağı Kırkgöz göleti oldu.
 

Tabiat değeri ve yeraltı ve yerüstü suları açısından taşıdığı önem nedeniyle 31 Ocak 1996’da “Birinci Derece Doğal Sit Alanı” ilan edildi. 
 

Döşemealtı Belediyesi tarafından 2015 yılında hazırlanan “Kırkgöz Yaşam Vadisi” projesiyle yeniden hayat bulması düşünülen bölge, 5 Ekim 2022 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararı ile “Kesin Korunacak Hassas Alan” olarak ilan edildi.
 

Bugün Kırkgöz’e baktığımızda yalnızca bir gölet görmeyelim.
 

Karain insanını, Selçuklu kervanlarını, deve katarlarını, eski yolcuları, çınarların altındaki kahvaltı sofralarını ve bir zamanlar suyun başında kurulmuş küçük bir hayatı da görelim.
 

Ve asıl hikâye daha bitmedi…
 

Kırkgöz’ün gözlerinden çıkan su, hangi yollardan geçerek nerelere hayat vererek denize ulaşıyor?
 

Onu da ikinci bölümümüzde anlatacağız.
 

Kırkgöz temiz, siz sağlıcakla kalın…

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız