Kalleşçe Öldürülen Türk Başbuğları – 30
İşte böyle bir çarpışma sırasında: Kasr_ı Harun denilen (harabe bir kale) stratejik yerin ele geçirilmesi çabasındayken bir İtalyan uçağından atılan bombanın çarparak patladığı kale duvarındaki taştan kopan bir parça Mustafa Kemal’in sağ gözünün kenarına isabet etmişti. Önce Derne’de sonra da Libya dönüşü İstanbul’da tedavi oldu ancak gözünde hafif şehlalık kaldı… İşte bu çarpışmalar ve eğitimler sonucu Libya’da bir direniş gücü oluştu. Direnişin başına komutan olarak Ömer Muhtar geçti. Düşmana karşı savaşta Libyalılara manevi destek ise; Şeyh Ahmet Sünusi’den gelmiştir. (Libya’daki Sünusiye tarikatının şeyhidir) Mustafa Kemal ile Şeyh Ahmet Sünusi; düşmanın amacı konusunda hemfikir olmuşlar, bu savaşın Tanrısal bir mücadele olduğunu karşılıklı teyit ederek çok sıkı arkadaş olmuşlardır. Şeyh Ahmet Sünusi ile aşağılardaki satırlarda yine karşılaşacağız… Libya’da düşmana karşı başlatılan çete savaşları ile Mustafa Kemal kötülüğün güçlerine karşı ilk saldırısını yapmıştır. Bu onun ilk saldırısıdır, çünkü o Libya’ya bir emir veya görev gereği gitmemiştir; o düşmana karşı kendi inisiyatifi ile bir bakıma kendi savaşını başlatmıştır.
Bilindiği gibi o sıralarda İngiltere hükümeti de kötülüğün güçlerinin oyuncağı durumundadır. Bu fırsattan hemen yararlanmak isteyen düşmanlar; kendileri tarafından tezgâhlanmış olan birinci dünya savaşını da bahane ederek Devlet-i Ali’ye askeri güçle saldırmaya karar vermişlerdir. Hedefleri; hiçbir başkaca savaşa gerek kalmayacak şekilde Devlet-i Ali’yi ortadan kaldırmaktı. Bu amaçlarına ulaşmak için devletin başkentini ele geçirmeleri gerekiyordu...
O günün koşullarında dünyanın en büyük donanmasını hazırladılar. Ayrıca çok büyük bir kara ordusu da hazırladılar. İlk amaçları, o zamanın en modern zırhlı savaş gemileriyle Çanakkale boğazından geçerek İstanbul’u işgal etmekti. O muhteşem donanma gururla Çanakkale Boğazı’na girmeye başladı. Ne var ki umdukları gibi olmadı. Boğaza tam olarak giremediler bile. Türk askerleri sahillerde mevzilenmiş olan top bataryalarıyla düşman donanmasına geçit vermedi. Yılmadan ve umursamadan boğazı geçme girişimlerine devam ediyorlardı. Tam da o saatlerde; susturamadıkları Türk topçu bataryalarının birinden atılan top mermisi, düşman donanmasının büyük bir zırhlı gemisinin bacasından içerisine düştü. Tek atışla koca, zırhlı gemi denize gömüldü. Düşmanı yıldıran – korkutan bir başka karşı saldırı ise şöyle oldu: Düşman, Türk top bataryalarını neredeyse tamamen susturdukları gerçeğinden hareketle, yeniden harekete geçip İstanbul’u işgal etmek istediler. Bu kez; küçük bir mayın döşeme gemisi olan ‘Nusrat’ ile Türk denizcileri, gece basan sisten de yararlanarak, düşman savaş gemilerinin önlerine mayınları döşemişti. Mayına ilk çarpan zırhlı savaş gemisi de denizin dibine gömülünce, İstanbul’u denizden giderek işgal edemeyeceklerini anladılar…
Kendilerince, Türk Devletini yok etmek için öncelikle ve mutlaka İstanbul’u ele geçirmeleri gerekiyordu. Aslında işin sonuna gelmişlerdi, bırakıp gitmek olmazdı. Ellerinde, neredeyse dünyanın her yerinden toplanmış büyük bir ordu vardı. Askeri malzeme, savaş araç gereçleri ve diğer olanaklar bakımından Devlet-i Ali’nin ordusundan çok üstün durumdaydılar ve bu üstünlüklerinin farkındaydılar. Savaşın sürdürülmesi için gereken maddi gereksinimler; dünyadaki kötülüğün uşağı olan güçlerin katkısıyla, özellikle de İngiltere’den temin edilmekteydi. Elde bu kadar olanak varken, karşılarında ise (kendi tabirlerince) hasta adam varken neden karadan saldırıya geçmesinler? Öyle yaptılar… Çanakkale – Gelibolu yarımadasını savunacak olan Türk ordusunun (5. Ordu) başına bir Alman komutan görevlendirilmişti, Mareşal Liman von Sanders. Kara savaşı için düşman çıkarma hazırlığındaydı. O ortamda, çıkarma yapılacak yer tahmini başta olmak üzere pek çok konuda Alman komutan ile Mustafa Kemal’in fikirleri uyuşmuyordu. Dahası askeri strateji görüşleri farklıydı. İlginç olan şu ki, her seferinde de Mustafa Kemal haklı çıkıyordu. Alman komutan sonunda mantıklı ve dürüst bir karar verdi; görevden azledilmesini istedi ve de yerine Mustafa Kemal’in getirilmesini tavsiye etti. Mustafa Kemal’in göğsüne gelen kurşunun saplanıp kaldığı saati de hatıra olarak aldı ve memleketine döndü…
DEVAMI VAR