“Her Hikâye Karakter Yazmaz...”

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
“Her Hikâye Karakter Yazmaz...”

Dün akşam sosyal medya platformlarından birinde sorduğum iki soru, hiç beklemediğim kadar güzel bir sohbetin kapısını açtı.

Sosyal medyada bartender_ist adıyla tanıdığım bir arkadaşım,

Cevap olarak küçük bir deneme yazmıştı.

İçindeki bir cümle ise sohbet bittikten sonra bile benimle kaldı:

“Derdi olanın kişiliği olur. Hikâyesi olanın karakteri olur.”

İlk okuduğumda çok etkileyici geldi.

Sonra cümlenin doğru olup olmadığından çok,

Beni neden bu kadar düşündürdüğünü merak ettim.

Çünkü bazı cümleler insanın aklına cevap olarak değil, soru olarak yerleşiyor.

Düşündüm de bir insanı gerçekten tanımak için neyi sevdiğinden önce,

Neyi dert edindiğine bakmak gerekiyor belki de.

Herkesin bir derdi var elbette.

Kiminin derdi geçim, kiminin yalnızlık, kiminin görülmemek…

Kimi kaybettiği bir şeyin peşinde, kimi hiç sahip olamadığı bir şeyin.

Kimi dünyayı değiştirmeye çalışıyor, kimi komşusunun perdesini.

Sonuncusu da bir tür kişilik göstergesi sayılır sanırım.

İnsan biraz da kapasitesi kadar dertleniyor.

İnsanın neye üzüldüğü, neye öfkelendiği ve neyi görmezden gelemediği, onun iç dünyası hakkında uzun uzun anlatacağı şeylerden daha fazlasını söylüyor.

Birinin derdi yalnızca kendisiyse, hayatı da kendi etrafında dönüp duran dar bir koridora dönüşüyor.

Ama başkasının acısını fark edebiliyorsa dünyası genişliyor.

Haksızlığa yalnızca kendi başına geldiğinde değil,

Başkasına yapıldığında da itiraz edebiliyorsa mesele artık kişiliğin sınırından çıkıp karaktere yaklaşıyor.

Cümlenin ikinci kısmı ise biraz daha ağır:

“Hikâyesi olanın karakteri olur.”

Çünkü hepimizin başına bir şeyler geliyor.

Asıl fark, başımıza gelenlerle ne yaptığımızda ortaya çıkıyor.

Aynı hayal kırıklığı birini daha anlayışlı yaparken,

Bir başkasını acımasızlaştırabiliyor.

Aynı yara bir insanda merhamete dönüşürken,

Diğerinde “Ben yaşadıysam herkes yaşasın” öfkesine dönüşebiliyor.

Demek ki hikâye yalnızca yaşadığımız şey değil.

Yaşadığımız şeyle ne yaptığımız.

İnsan bazen başından geçenleri karakterinin değişmez açıklaması gibi taşıyor:

“Ben böyleyim, çünkü çok kırıldım.”

“Kimseye güvenmiyorum, çünkü güvenim çok kez boşa çıktı.”

Bunların hepsi anlaşılabilir.

Ama her anlaşılabilir şey haklı değildir.

Geçmişimiz davranışlarımızı açıklayabilir;

Fakat her davranışımızı temize çıkarmaz.

Yaşadıklarımız bize bir hikâye verir ama o hikâyenin nasıl devam edeceğini yine bizim seçimlerimiz belirler.

Çünkü acı çekmiş olmak insanı otomatik olarak iyi biri yapmıyor.

Bazen yalnızca acı çekmiş biri yapıyor.

Karakter dediğimiz şey galiba tam burada ortaya çıkıyor.

İnsan, kendisine yapılanı başkasına yapmamayı seçtiğinde…

Kaybettiği hâlde başkasının elindekine uzanmadığında…

Kendi yarasını, karşısındakini yaralamak için bir silaha çevirmediğinde…

Ben son zamanlarda insanları sözlerinden çok,

Hikâyelerini nasıl taşıdıklarına bakarak anlamaya çalışıyorum.

Bazı insanlar yaşadıkları her şeyi davranışlarının mazereti hâline getiriyor.

Bazıları ise pek anlatmıyor.

Ama taşıdıkları şey onları daha dikkatli, daha vicdanlı, daha insan yapıyor.

Sanırım kişilik, insanın dünyaya karşı geliştirdiği tavır.

Karakter ise kimse bakmazken de o tavrın arkasında durabilmektir.

Derdimiz bizi şekillendiriyor olabilir.

Fakat kim olduğumuzu belirleyen şey, o derdin içinden nasıl çıktığımızdır.

Çünkü hepimizin bir hikâyesi var.

Ama her hikâye sahibine karakter kazandırmıyor.

Bazıları yalnızca anlatılıyor.

Bazılarıysa insanın nasıl yaşadığında,

Nasıl davrandığında ve kimse görmezken neyi seçtiğinde belli oluyor.

Peki sizin hikâyeniz, karakteriniz hakkında ne söylüyor?

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız