Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
36°

Hat Sıfır

YAYINLAMA:
Hat Sıfır

Geçenlerde İsviçre’de yapılmış ilginç bir projeye denk geldim.

Baden kentinde bir otobüs sefere çıkmış.

Ama öyle bildiğimiz otobüslerden değil.

Hani sabah telaşıyla bindiğimiz, camdan dışarı değil de saate baktığımız, bir yandan telefona göz atıp bir yandan “Acaba yetişir miyim?” diye içimizden küçük küçük paniklediğimiz otobüsler var ya…

Onlardan değil.

Bu otobüsün adı Linie Null.

Yani Hat Sıfır.

Adı bile insanın kulağına biraz tuhaf geliyor.

Çünkü biz hayatta sıfırı pek sevmeyiz.

Sıfır çoğu zaman eksiklik gibi gelir bize.

Sıfır başarı.

Sıfır sonuç.

Sıfır ilerleme.

Sıfır mesaj.

Sıfır cevap.

Ama bu kez sıfır, eksiklik değil; neredeyse bir davet gibi duruyor.

Çünkü bu otobüs durmuyor aslında.

Hareket ediyor.

Yol alıyor.

Sokaklardan geçiyor.

Ama klasik anlamda “şuradan kalkar, buraya varır” mantığıyla çalışmıyor.

Net bir son durak vaat etmiyor.

Binen yolcular da nereye gideceklerini tam olarak bilmiyor.

Yolculardan beklenen şey, bir yere en hızlı şekilde ulaşmaları değil.

Biraz yavaşlamaları.

Biraz etrafa bakmaları.

Belki yanındaki insanla konuşmaları.

Belki de ilk kez bir yolculukta sadece yolculuk etmeleri.

Düşününce basit bir fikir gibi.

Bir otobüs var.

Gidiyor.

Ama kimseye “Son durak burası.” diye güvence vermiyor.

Ve galiba beni en çok düşündüren tarafı da bu.

Çünkü biz artık hiçbir şeyi sadece yaşamak için yapmıyoruz gibi geliyor bana.

Yürürken adım sayıyoruz.

Uyurken uyku kalitemizi ölçüyoruz.

Dinlenirken bile verimli dinlenmeye çalışıyoruz.

Bir kafeye oturuyoruz ama kahveyi içmeden önce fotoğrafını çekiyoruz.

Bir yere gidiyoruz ama yolda olmayı değil, varınca ne paylaşacağımızı düşünüyoruz.

Hatta bazen bir insanı dinlerken bile gerçekten dinlemiyoruz.

Sıramızın gelmesini bekliyoruz sadece.

Cevap vermek için.

Haklı çıkmak için.

Kendimizi anlatmak için.

Modern hayat bize sürekli bir rota veriyor.

Şuraya git.

Bunu başar.

Bunu unut.

Bunu aş.

Buna cevap ver.

Bunu büyütme.

Bunu planla.

Bunu optimize et.

İnsanın içi bile artık bir takvim uygulaması gibi.

Her şeyin bir hatırlatıcısı var.

Ama insanın kendine dönmesinin çoğu zaman hiçbir bildirimi yok.

Belki de bu yüzden Hat Sıfır meselesi beni düşündürdü.

Çünkü bu otobüs aslında hiçbir yere gitmediği için değil, nereye gittiğini önceden söylemediği için ilginç.

Bizim alıştığımız ilerleme fikrine uymuyor.

Biz yola çıkmadan önce sonucu bilmek istiyoruz.

Kaç dakika sürecek?

Nereye varacağız?

Ne kazanacağız?

Bunun sonunda ne olacak?

Oysa hayat her zaman böyle çalışmıyor.

Bazı yolların sonucu baştan belli olmuyor.

Bazı karşılaşmaların adı hemen konmuyor.

Bazı suskunluklar açıklanmıyor.

Bazı insanlar hayatımızda net bir durak gibi değil, içinden geçtiğimiz bir sokak gibi kalıyor.

Ve galiba bizi en çok yoran şey de bu belirsizliğin kendisi değil.

Her belirsizliği hemen bir sonuca bağlama zorunluluğumuz.

Bir ilişki bile böyle artık.

Ya adı konacak.

Ya bitecek.

Ya ilerleyecek.

Ya sonuç verecek.

Ya açıklanacak.

Ya unutulacak.

Arada kalmaya tahammülümüz azaldı.

Ama tuhaf olan şu:

Hayatın en gerçek yerleri çoğu zaman arada kalınca çıkıyor karşımıza.

Bir yere yetişmediğimizde.

Kendimizi savunmadığımızda.

Telefonu elimizden bıraktığımızda.

Bir cümlenin hemen karşılığını aramadığımızda.

Birinin yanında sadece durabildiğimizde.

Yol bazen bizi hemen bir yere ulaştırmaz.

Bazen sadece bize kendimizi gösterir.

Ama biz illa tabelaya bakarız.

Kaç dakika kaldı?

Kaç durak sonra ineceğim?

Bu yol nereye çıkıyor?

Oysa insan bazen bilmemeye de binmeli.

Evet, kulağa biraz riskli geliyor.

Çünkü biz kontrolü severiz.

Hatta kontrolü sevmekle kalmayız, bazen ona tutunuruz.

Belirsizlik dediğin şey çoğu insanın içindeki küçük çocuğu ayağa kaldırır.

“Ya kaybolursam?”

“Ya zaman kaybedersem?”

“Ya hiçbir yere varamazsam?”

Ama insan bazen zaten vardığı yerlerden yoruluyor.

Hep aynı düşünceye varmak.

Hep aynı kırgınlığa varmak.

Hep aynı kişiye varmak.

Hep aynı iç konuşmaya varmak.

Bazen insanın ihtiyacı olan şey yeni bir hedef değil, eski hedeflerinden kısa süreliğine izin almaktır.

Hat Sıfır bana biraz bunu düşündürdü.

Bir otobüs düşünün.

Size “Nereye gitmek istiyorsun?” diye sormuyor.

“Şuraya varacağız.” diye vaat vermiyor.

“Merak etme, plan bende.” demiyor.

Sadece kapısını açıyor.

Ve sanki şöyle diyor:

“Gel. Biraz da bilmeden gidelim.”

Ne garip değil mi?

Bazen insanı en çok rahatlatan cümle bu olabilir.

Çünkü herkes bizden bir yere varmamızı bekliyor.

Başarıya varmamızı.

Netliğe varmamızı.

Güçlü olmaya varmamızı.

İyi hissetmeye varmamızı.

Unutmaya varmamızı.

Devam etmeye varmamızı.

Ama kimse pek şunu sormuyor:

“Yoruldun mu?”

“Biraz durmak değil belki ama başka türlü gitmek ister misin?”

Belki de o otobüse binen insanlar sadece Baden sokaklarında dolaşmadı.

Kendi rutinlerinin dışına çıktı.

Kendi ezberlerinin dışına çıktı.

Kendi iç seslerinin biraz yan koltuğuna oturdu.

Ve ben bunu kıymetli buluyorum.

Çünkü bazen insanın hayatındaki en büyük değişiklik, çok büyük kararlarla başlamaz.

Bazen sadece aynı yoldan dönmemekle başlar.

Aynı cevabı vermemekle.

Aynı insana aynı yerden bakmamakla.

Aynı acının etrafında dönüp durmayı bırakmakla.

Belki de bir sabah, hayatın bize verdiği görünmez hatta binmeyip başka bir yola sapmakla.

Adı Hat Sıfır olur.

Belki sessiz bir yürüyüş.

Belki telefonu ekranı dönük bırakılan bir kahve.

Belki kimseye açıklanmayan bir suskunluk.

Belki de insanın ilk kez kendine “Bugün hiçbir şeyi çözmek zorunda değilim.” demesi.

Bilmiyorum.

Ama bildiğim bir şey var:

Her yolculuk bir sonuca bağlanmak zorunda değil.

Bazı yolculuklar sadece içimizdeki gürültüyü biraz azaltmak için vardır.

Bazıları da bize şunu hatırlatır:

Hayat sadece hedeflerden oluşsaydı, yol diye bir şey olmazdı.

Ben Aslı, bu otobüs meselesine biraz da buradan bakıyorum.

Çünkü insan bazen kaybolmaz.

Sadece kendine giden yolu ezberlediği rotalarda bulamaz.

Peki biz en son ne zaman bir yere varmak için değil, sadece biraz kendimize yaklaşmak için yola çıktık?

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız