Hayat Pahalılığı Veremin Teşrifatçısıdır
Akıl almaz gidişat, başıboş kalan piyasa, vatandaşı çılgına çevirmektedir.
Piyasa verilerinden hareket ederek soruyorum: Allah aşkına, bir ülkede sebze ve meyve üreticileriyle ilgili söylenenlere bakınız. Sebze ve meyvenin en bol zamanı değil mi? Evet, öyledir. Peki, nasıl oluyor da tarladan çıktıktan sonra, yani tarla ile market arasında sebze ve meyvenin fiyatı yüzde 250, yüzde 300, yüzde 350, hatta yüzde 400 artıyor ve vatandaş açıkça soyuluyor?
Yahu, bu işin denetiminden, murakabesinden sorumlu kimse yok mu? Vatandaş "İmdat!" diyor. Halk cıyak cıyak feryat ediyor. Nasıl oluyor da bu feryat ve çığlıklar duyulmuyor? Şaşkınız, kaygılıyız.
Size bir örnek vereyim de 1950'li yıllara doğru birlikte geri bir yolculuk yapalım.
O yıllarda ilkokulların 4. sınıfında "Tabiat Bilgisi" kitabı vardı. O kitabın içeriğindeki bir paragrafı rahmetli öğretmenimiz Kazım Gür okurdu.
Şöyle derdi: "Veremin asıl nedeni zayıf bünyelerdir." Yani demem o ki, verem en çok zayıf bünyeli insanları sever. Peki, insanların bünyesi neden zayıf kalıyor? Çünkü yeterince beslenemediği, yeterince protein alamadığı; et, süt, yumurta ile yeterince sebze ve meyve yiyemediği için bedenin ihtiyaç duyduğu gıdayı alamıyor. Bu nedenle bedenler zayıf kalıyor.
Verem basilleri konuşuyor:
"Oh, ne güzel bir adam! Tam istediğim gibi bir beden; zayıf ve güçsüz. Ben bu adamı yenerim." diyor.
Olayın tercümesi şöyledir:
Üretici, sebze ve meyve üretmek için boş tarlaya giriyor. Traktörün deposuna mazot koyuyor. Mazotun 1 litresi 70 TL mertebesinde. Emek veriyor, alın teri döküyor. Tarlaya gübre veriyor. Gübre, enerji, işçilik ve diğer girdiler çok pahalı. Eh, güç bela ürünü yetiştirip hasat ediyor. Ortada ciddi bir pazarlama sorunu var. Hak etmediği bir fiyata ürününü elden çıkarıyor. Yukarıda ifade olunduğu üzere, birileri ürünü ölü fiyatına satın alıp katlaya katlaya fiyatları astronomik seviyelere çıkararak vatandaşı kazıklıyor. Hiç kimse de sormuyor: "Kaçtan alıp onca katlamalı yüksek fiyatlara nasıl satıyorsun?" denmiyor.
İşte bu nedenlerle pervasız, hadsiz, vurdumduymaz, acımasız, merhametsiz birileri bu memlekette insanımızı vereme teslim etmek üzere tüketiciyi önüne katmış sürüklüyor. Eski dilde bu işe kara borsacılık denilirdi. Cezası da çok ağırdı. Mesela 1950'li ve 1960'lı yıllarda, çok iyi hatırlarım ki bu tür fahiş fiyat uygulayan kara borsacılara hapis cezası verilirdi. Bu konuda örnekler vardır.
Eğer kentlerimizde bu işlerin denetiminden sorumlu bir unsur varsa, biz halk olarak kendilerinden rica edelim: Allah aşkına sokaklara, pazar yerlerine çıkıverin de o piyasanın durumunu, vatandaşın çektiği çileyi, pazar alışverişinden çıkmış tüketicinin kat kat olmuş, kırışmış alnıyla üzgün ve perişan bir şekilde evine doğru nasıl bir psikolojiyle döndüğünü bir görüverin.
Görevini yapmayanlar vebal altındadır. Veremin teşrifatçıları sayılacaklardır.