Son Görülme...
Galiba insan bir anda değişmiyor.
Bir sabah uyanıp, “Tamam. Artık bitti.” demiyor kimse.
Ben en azından öyle olmadığını düşünüyorum.
Sanki önce insanın içinden bir şey yoruluyor.
Eskiden uzun uzun anlattığı şeyleri, bir noktadan sonra kısa geçmeye başlıyor mesela.
Çünkü bazı şeyleri tekrar tekrar açıklamak... insanın iç sesini yoruyor.
Bunu son zamanlarda daha çok düşünür oldum.
İnsan neden birine hâlâ yakın hissedip, aynı anda çok uzak hissedebilir diye.
Kavga yok.
Net bir kopuş da yok.
Hatta bazen küçücük temaslar devam ediyor.
Bir story görüntülenmesi...
Ansızın gelen minicik bir işaret...
Tam “galiba bitti” derken beliren küçücük bir iz.
İnsan bir süre bunları görünce, ilişkinin hâlâ yaşadığına inanmak istiyor sanırım.
Ama sonra başka bir şey fark ediyor.
Galiba insanı yoran şey, birinin tamamen gitmesi değil.
Orada olup... tam olarak orada olmaması.
Bence en büyük yorgunluklardan biri bu.
Çünkü birine ulaşabiliyor olmakla, o insanın hayatında gerçekten bir yerinin olması aynı şey değilmiş.
İnsan bunu biraz geç öğreniyor.
Ve işin en tuhaf tarafı ne biliyor musunuz? Bazen biri hayatınızdan çıkmıyor.
Ama siz yine de onun yanında kendinizi yalnız hissetmeye başlıyorsunuz.
İşte galiba bazı şeyler tam da orada değişiyor.
İnsan daha az anlatıyor kendini.
Daha az bekliyor.
Daha az dönüyor aynı yerlere.
Dışarıdan bakınca hiçbir şey olmamış gibi görünüyor.
Ama içeride, sessizce bir mesafe oluşuyor.
Ve o mesafe bazen iki insanın arasına değil...
İnsanın eski hâliyle bugünkü hâlinin arasına giriyor.
Artık eskisi kadar çabalamıyorsunuz.
Eskisi kadar açıklamıyorsunuz.
Çünkü bazı vedalar, kapıyı çarpıp gitmiyor.
Sessizce, içinizdeki bekleme isteğini alıp gidiyor.
Ben Aslı.
Bazı insanlar hayatınızdan çıkmıyor.
Siz sadece, onların sizi eskisi kadar kolay bulabildiği yerde beklemeyi bırakıyorsunuz.
Biz de bir sonraki cümlede görüşürüz.