Cambaza Bakıtanlar Piçler Olabilir Mi
İnsanoğlunun evriminde, çok farklı dönemlerde çok farklı söz, yaşam ve davranış biçimlerini görürüz. İşte bu süreçte sözcüklere de birer anlam takarız.
Yazının başlığındaki "piç" sözcüğü de böyle bir sözcüktür.
Aslında sözcük iki taraflı değerlendirilebilir, birincisi söylenen kişi için, diğeri de sebep olan için. İşin daha da önemlisi tüm bedeli sonuç öderken, sebebi görmezlikten geliriz.
Ömer Seyfettin bile bu konuda bir öykü yazdığına göre benim de iki kelam etmemin sanırım bir sakıncası yoktur.
Türk edebiyatının usta kalemi Ömer Seyfettin, "Piç" adlı yapıtında iki kişi/ arkadaşın yaşadığı bir olayı anlatır.
Ömer Seyfettin, askeri okulda okumuştur ve Kurtuluş Savaşı'nda da birçok cephede savaşmıştır.
Yaşamın garip cilveleri vardır. Ömer Seyfettin de bunu Filistin Cephesinde subay iken yaşar.
Osmanlı'nın son dönemi 1917, 18'li yıllardır.
Mustafa Kemal gibi Ömer Seyfettin de Filistin Cephesindedir, Filistinliler İngilizler ile iş birliği yaparak Osmanlıya ihanet ederken, ittifak yapılan Almanların yenilmesiyle savaş biter ve bir antlaşma imzalanır.
Bu süreçte karşı taraf ile de görüşmeler yapılır.
Görüşme yapılan Fransız üniformalı bir asker ile sık sık göz göze gelirler. Pek bir anlam veremese de karşı taraftan o Fransız subay yerinden kalkar ve Ömer Seyfettin'e doğru gelir ve:
Nasılsın Ömer Seyfettin, der.
Ömer Seyfettin şaşkınlık içinde, beni nereden tanıyor diye düşünür.
Fransız subay Türkçe Ömer Seyfettin'e "biz seninle İstanbul'da Askeri Lise ‘de beraber okuduk" der ve kendini tanıtır.
Ömer Seyfettin, okulda her şeyi eleştiren, ulusal olsun, dini olsun her şeyi küçümseyen hatta yeren o kişiyi anımsar, demek o kişi bu Fransız Subay der içinden.
Birden iki eski arkadaş sohbete koyulur.
Askeri okul arkadaşı bu Fransız Subay, ne zaman bir savaş olsa, Türkler galip gelse içimde üzüntü oluyor, Türkler kaybetse, zarar görse içimde bir sevinç oluyordu; çoğu zaman kendimi ayıplıyor, neden böyleyim, diyordum, der.
Aradan zaman geçer ve bir gün annesine sorar ve annesi de artık dayanamayacağım, anlatacağım, der ve anlatır…
İstanbul Hastanesinde Fransız bir doktor vardı, hastaneye gidip gelirken birlikte oldum ve sen o Fransız doktorun oğlusun, Babanın bundan haberi yok, der.
Genç subayın baba bildiği kişi ölmüştür, bunun üzerine Fransa'ya babasını bulmaya gider ve babasını bulur.
Fransız Doktor da itiraf eder, Anneni gerçekten sevmiştim.
Baba oğul her ikisi de durumu kabul eder ve o askeri okul arkadaşı artık bir Fransız subayıdır.
Bu gerçek ya da sıradan bir öykü olabilir ama, Ömer Seyfettin öykünün adını "PİÇ" koyar.
Türkçe sözlükte ve halk arasında da "piç" sözcüğü pek güzel anlaşılmaz.
Bir de CAMBAZA baktıranlar vardır. Eskiden şehrin meydana halk eğlensin diye çadırlar kurulur, orada da ip cambazları, ipin üstünde gösteriler yaparlarmış.
Tabi bu arada yankesiciler de halkı galeyana getirmek için, "cambaza bak" diyerek, halkın dikkatini dağıtır ve ceplerini boşaltırlar imiş.
Bugün de ortalıkta ne çok cambaza bak diyenler var, sakın onlar da Ömer Seyfettin'in öyküsündekiler olmasın.
Bir düşünsek mi?
Ne dersiniz!...