Biz Ne Zaman Her Şeyi Puanlamaya Başladık?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Biz Ne Zaman Her Şeyi Puanlamaya Başladık?

Geçenlerde bir restoranın önünde durdum.
İçeri girmeden önce telefonumu çıkarıp puanına baktım, sonra yorumlara göz attım.
Birisi servisin yavaş olduğunu yazmıştı. Bir başkası yemeği çok beğenmişti. Bir diğeri ise bir daha asla gelmeyeceğini söylüyordu.
Birkaç dakika sonra fark ettim ki henüz kapıdan içeri girmemiştim ama içerisi hakkında epey fikrim vardı.
Üstelik hiçbiri bana ait değildi.
Artık bunu çok sık yapıyoruz.
Bir yere gitmeden puanına bakıyoruz.
Otel seçerken yorumları okuyoruz.
Film açmadan IMDb’ye göz atıyoruz.
Taksi çağırdığımızda sürücünün kaç yıldız aldığını görüyoruz.
Peki neden?
Elbette kimse parasını, zamanını ya da tatilini kötü bir seçimle harcamak istemiyor.
Ama sanırım mesele yalnızca daha iyi seçim yapmak değil.
Biraz da yanlış seçmenin sorumluluğunu tek başımıza taşımak istemiyoruz.
Mesela 3,9 puanlı bir restoran gördüğümüzde içimizde hemen küçük bir şüphe beliriyor.
3,9 neden?
Ne olmuş burada?
Yan tarafta 4,7 varsa iş daha da kolaylaşıyor.
Dört virgül yedi.
Tamam.
Buraya gidelim.
Puanlar bize yalnızca bilgi vermiyor.
Karar verirken biraz rahatlatıyor.
Çünkü seçim kötü çıkarsa elimizde hazır bir cümle oluyor:
“Vallahi herkes çok övmüştü.”
Film berbat çıkarsa:
“IMDb’si de yüksekti ama.”
Otel beklediğimiz gibi değilse:
“Yorumları çok iyiydi.”
İnsanın yanlış karar vermesi başka şey.
Kalabalıkla birlikte yanlış karar vermesi başka.
İkincisi biraz daha az can yakıyor galiba.
Çünkü o zaman seçim tamamen bize ait olmuyor.
Bir bakıma sorumluluğu da puanla birlikte dağıtmış oluyoruz.
Belki asıl mesele de burada.
Puanlara yalnızca bir yerin iyi olup olmadığını öğrenmek için bakmıyoruz.
Kendi kararımızı biraz daha güvenli hissetmek için de bakıyoruz.
Ama bunun başka bir sonucu var.
Başkalarının yorumlarını daha deneyim başlamadan okuduğumuzda, yalnızca kararımız etkilenmiyor.
Dikkatimiz de etkileniyor.
Garson biraz gecikince aklımıza o yorum geliyor.
“Demek doğruymuş.”
Birisi “çok gürültülü” yazmışsa, mekâna girdiğimiz anda sesi daha fazla fark ediyoruz.
Bir başkası “servis harika” demişse, aynı davranışı daha olumlu yorumlayabiliyoruz.
Yani yorum bazen bize yalnızca ne düşüneceğimizi değil,
neye bakacağımızı da söylüyor.
İşte o zaman deneyime gerçekten sıfırdan başlamıyoruz.
Yanımızda daha önce oraya gitmiş onlarca insanın fikrini de taşıyoruz.
Bunun mutlaka kötü olduğunu söylemiyorum.
Başkalarının deneyimlerinden yararlanmak akıllıca.
Ben de yarın bir restoran seçerken yine yorumlara bakacağım.
Kendimi o kadar da kandırmayayım.
Ama galiba arada bir şunu da hatırlamak gerekiyor:
Bir yerin puanı yüksek diye onu sevmek zorunda değiliz.
Düşük diye kötü bulmak zorunda da değiliz.
Çünkü sonuçta başkalarının deneyimi bize fikir verebilir.
Ama bizim yerimize yaşayamaz.
Ve belki en zor tarafı da bu.
Bazen yanlış seçebiliriz.
Bazen herkesin sevdiğini sevmeyebiliriz.
Bazen de yalnızca kendi kararımız kötü çıkabilir.
En kötü ne olur?
Beğenmeyiz.
Sonra başka bir yere gideriz.
 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız