Bugün Pazar Hem de Analar Günü
İnsanlığın geçmişi ile ilgili o kadar çok öykü anlatılır ki, zamanla artık insanlar kendilerini nereye ve nasıl koyacaklarını şaşırır kalırlar.
İşte bu yüzden insanlar bireysel bir varlık olmaktan çıkıp, toplumsal bir varlık olmaya başlayınca, birlikte yaşamanın ve bunun sürmesi için zamanlar bir takım kural ve kaideler üretmeye başlamışlarıdır, bunun bizim dilimizdeki adı da, GELENEK ve GÖRENEKTİR ve bunun için de önemlidir.
Gelenek ve görenek, bir toplumda nesilden nesile aktarılan, kuşaklar boyu sürdürülen kültürel alışkanlıklar, davranış kalıpları, inançlar ve töreler bütünüdür.
Bu aynı zamanda toplumsal birliği ve bütünlüğü sağlayan, yazılı olmayan; düğünler, cenazeler, bayramlar ve el öpme gibi günlük yaşamda uygulanan kurallar ve kavramlardır.
Türk Kültüründe Ananın/ Annenin yeri çok özel ve kutsaldır. Türk mitolojisinde de doğurganlığı, kadınları ve çocukları koruyan UMAY ANA figürüdür.
Sözcük olarak da, "Ög"den gelir ve zamanla "Ana/ Anne"ye dönüşmüştür. "Ög" sözcüğü, akıl ve düşünce anlamı da taşır, herkesin bildiği ve duyduğu ÖKSÜZ (ög-süz) sözcüğü de bu köke dayanır. Bizim töremizde anne, ailenin temel unsurudur ve babadan sonraki en önemli figür olarak aileyi temsil eder; bu saygı ve hak olarak en kutsal haklardan biri olan "ana hakkı"na kadar gelmiştir.
Artık geleneksel ailelerde ve bu çevrelerde yaşayanların bildiği, yaşadığı bu süreç, başka ülkelerde nasıldır.
Bugün ANALAR /ANNELER GÜNÜ olduğuna göre, kökenine bir baksak mı!..
Analar Günü deyince, taaa Anna Jarvis'in (1864–1948), çok sevdiği annesi Ann Reeves Jarvis'in 1905'te ölümü üzerine, 1908'den itibaren her yıl annesinin ölüm tarihi olan 10 Mayıs'ta, onun için düzenlemeye başladığı bir anma törenine dayanır.
Bir sosyal aktivist olan Anna Jarvis, ABD'de 1908 yılında, hem Annesini anmak hem de annelerin, analık özelliklerini vurgulamak, onları onurlandırmak amacıyla başlattığı bu Anneler Günü, ülkesinde bir resmiyete kavuşturmuştur ama günün ticarileşmesi üzerinde de bu boyutuna karşı çıkarak ömrünün sonuna kadar mücadele etmiştir.
Bugün hem pazar hem de Anneler Günü olunca, insan biraz duygusallaşıyor, benim de aklıma Nazım Hikmet'in, 1938 yılında Ankara Merkez Komutanlığı Cezaevi’nde mahpus iken not defterine karaladığı o dizeleri geldi:
"Bugün pazar. / Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar./ Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak/ bu kadar mavi/ bu kadar geniş olduğuna şaşarak/ kımıldanmadan durdum./ Sonra saygıyla toprağa oturdum,/ dayadım sırtımı duvara./ Bu anda ne düşmek dalgalara,/ bu anda ne hürriyet, ne karım./ Toprak, güneş ve ben.../ Bahtiyarım..."
Bütün buralara nereden geldin?
Evet, bütün buralara KADINDAN geldim, hem de seçilmiş, seçtirilmiş, oyunda piyon, baş , baş tacı edilmiş kadınlardan geldim.
Başkanlardan, kadın başkanlardan geldim.
Ben, bu durumlarda sonuca bakıp, sebepleri sorgularım.
Kim bu kadınlar?
Bir yörenin, siyasi olarak olarak, o yöreyi yönetsin diye seçilmiş başkanları. Peki siyasi bir geçmişleri var mı, bir siyasi ideolojileri ve düşünceleri, toplumsal- siyasi bir mücadeleleri var mı?
Bunu ben bilemem, seçen yöre halkına ve seçimi belirleyen siyasi otoritelere il, ilçe, genel merkez başkanlarına sormak gerek!...
Bırakın ötesini, ikinci milenyumdan bu yana hem ülkemde ki hem de yörelerimdeki siyaset ile bir şekilde iç içeyim.
Her sokak gösterisinde, her siyasi açık/kapalı salon toplantılarında olan, yazan çizen maharetli, üretken kadınları, insanları gördüm ama bu seçtiklerinizi maalesef seçim süreçlerinden önceleri hiç görmedim.
O halde ey halkın, siz neyi ve kimi, kimin için seçiyorsunuz!..
Arkalarında sermayesi olan birilerinin öne çıkardığı, parlattığı, yıldız yaptığı bu kişilere, neden bu gün kızıyorsunuz ki.
Bunları siz seçtiniz, bunları siz yaptınız ve taptınız.
Adaşım olan Hz İbrahim'den söz edeyim, belki bir ders çıkarırsınız.
Bir gün Hz İbrahim, büyük putun dışındaki bütün putların hepsini balta ile kırar, sonra da baltayı büyük putun boynuna asar, gider. Keldani Kabilesi, akşam olup, bayram yerinden putların olduğu yere döndüklerinde, bir put hariç bütün putların kırıldığını görürler ve şaşkınlıkla bunu kimin yaptığını sorgulamaya başlarlar.
Sonra da, bu işi yapsa yapsa ancak İbrahim yapar, derler; hemen Hz İbrahim bulunur ve sorarlar:
Bu işi sen mi yaptın?”
Hz İbrahim sakindir ve onlara;
"Büyük put, kendisinden başkasına tapınılmasını istemiyordu, bu sebeple diğerlerine kızgındı; sonunda hepsini balta ile parçalayıp baltayı da omzuna asmış olabilir, İsterseniz bir de kendisine sorun, durumu size o anlatsın!”, der.
Putperest halk, Putlar konuşmaz ki, derler.
Bunun üzerine Hz İbrahim de onlara:
"O hâlde, nasıl olur da kendilerini bile koruyamayan, konuşamayan şu aciz varlıklar, nasıl olur da sizi korurlar; hala akıllanmayacak mısınız", der.
Bilmem anlatabildim mi,
ANLAYANLAR, ANLAMAYANLARA ANLATSIN, bu yaşadıkları hem genel, hem de yerel seçtiklerini.