“Bazı Şeyler Hiç Değişmez”
Masanın üzerinde bir çengelli iğne var.
Eline alıyorsun. Açıyorsun. Kapatıyorsun.
Hiç düşünmeden.
Çünkü biliyorsun…
O sana batmaz. O işini yapar.
Güveniyorsun.
Yanında bir mandal.
Sıkıyorsun. Bırakıyorsun.
Tutuyor. Ne eksik, ne fazla.
Tam olması gerektiği gibi.
Sonra bir kaşık.
Ağzına götürüyorsun. Dökülmüyor.
Saçılmıyor. Yarım bırakmıyor.
Ve bir çekiç.
Vuruyor. Tereddüt etmiyor.
Yanlış anlamıyor. Kırmıyor…
Gerektiği kadar vuruyor.
Çünkü bunlar…
Ne olduklarını biliyor.
Biz bilmiyoruz.
Birine yaklaşırken… Ne kadar açılacağımızı bilmiyoruz.
Birini tutarken… Ne kadar sıkacağımızı bilmiyoruz.
Birini severken… Ne kadar kalacağımızı bilmiyoruz.
Ve en acısı şu:
Bazen bir çengelli iğneden daha az güven veriyoruz.
Bir mandaldan daha az tutuyoruz.
Bir kaşıktan daha çok döküyoruz.
Sonra ne diyoruz?
“İnsan ilişkileri çok karmaşık.”
Hayır.
Değil.
Karmaşık olan ilişki değil.
Karmaşık olan… İnsanın kendisi.
Çünkü biz…
Ne hissettiğimizi biliyoruz ama söylemiyoruz.
Söylediğimizi hissedemiyoruz.
Hissettiğimizi sürdüremiyoruz.
Bak… Mesele şu kadar basit aslında:
Bir çengelli iğne, açıldığında ne yapacağını bilir.
Biz açıldığımızda… Dağılırız.
Bir mandal, tutması gerektiği kadar tutar.
Biz ya boğarız… Ya da tamamen bırakırız.
Bir kaşık, taşıdığı şeyi dökmez.
Biz… En kıymetli duyguları bile taşırken düşürürüz.
Ve sonra…
“Ben elimden geleni yaptım” deriz.
Yapmadın.
Çünkü mesele “elinden gelen” değil…
Kendinden gelen...
İnsanlık bazı şeyleri çok erken çözdü.
Ama kendini… Hâlâ çözemedi.
Ve belki de bu yüzden…
Bir çekiç binlerce yıldır aynı şeyi doğru yapıyor.
Ama biz…
Hâlâ birbirimize nasıl davranacağımızı öğrenemedik.
Bir çengelli iğne bile açıldığında dağılmaz.
Ama insan…
Biraz dürüst olunca bile parçalanır.
Ben Aslı.
İnsan… Neyi nasıl yapacağını bilmediği için değil,
bildiğini taşıyamadığı için kırar.
Ve bazı şeyler hiç değişmez:
Eşyalar hep görevini yapar…
İnsan ise kendine rağmen davranır.
Biz de… Bir sonraki cümlede görüşürüz.