Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
18°

Neşter mi, Balta mı? Bir Adalet Otopsisi

YAYINLAMA:
Neşter mi, Balta mı? Bir Adalet Otopsisi

Adli soruşturmalar, aslında toplumsal vicdanın ameliyat masasıdır. Faili meçhul bir denklem önünüze geldiğinde, elinizdeki soru seti sadece bir yol haritası değil, aynı zamanda bir neşterdir. Eğer o neşteri doğru yere vurursanız, uru temizler ve adaleti sağlarsınız. Ancak elinizdeki neşteri bir baltaya dönüştürürseniz; suçla ilgisi olmayan mahremiyetleri parçalar, yuvaları yıkar ve masumiyet karinesini bir itibar suikastına kurban edersiniz.


Mesele sadece bir dosyayı kapatmak mıdır, yoksa o dosyayı açarken insan onurunu koruyabilmek mi?
Bugün, soruşturma odalarından sızan mahremiyetlerin, narko-baronlara sunulan "konum bilgilerinin" ve mesleki sırların pazarlandığı bir panayır yerine tanıklık ediyoruz. Bilgi sızdıranın cezalandırılmak yerine ödüllendirildiği, "çürük elmaların" ayıklanırken, sepetin çürük olabileceğini unutuyoruz. 


Sormamız gereken asıl sorular şunlar değil mi:
•    Bir kamu görevlisinin etik duruşu, terfi vaatlerinden veya maddi kaygılardan daha ağır gelmiyorsa, o terazi hala adalet tartıyor sayılır mı?
•    Suçun aydınlanması için feda edilen "özel hayatlar", aslında toplumsal güvenin kurban edilmesi değil midir?
•    Biz "sıfır hatalı" bir sistem inşasına mı odaklanmalıyız, yoksa sadece hata yapanları ayıklayan bir "temizlik mangası" mı olmalıyız?


Bir otomobil fabrikası, bandından çıkan kusurlu her aracı geri çağırıyorsa; adalet sistemi de hataya yol açan o "üretim bandını", yani liyakatten uzak yükselme kriterlerini, yetersiz ücret politikalarını ve denetimsiz kariyer mimarisini yeniden kurmak zorundadır. Yakalanma korkusunun yerini "adaletin mutlaklığı" algısı almadıkça, her kahramanlık öyküsü bir gün sistemin boşluklarında kaybolmaya mahkumdur.


Gerçeğin özü; failin kiminle fotoğraf çekildiği veya nereli olduğu gibi "magazinel algıların" içine hapsedilemeyecek kadar kutsaldır. Adalet, bir "algı yönetimi" değil, bir "hak teslimi" mücadelesidir.
Sonuçta; sistem mi insanı bozar, yoksa bozuk bir sistem mi "ideal insanı" öğütür?
Asıl başarı, bir soruşturmayı sadece bitirmek değil; o dosyayı kapatırken arkada hiçbir masumun ahını, hiçbir mahremiyetin sızısını ve hiçbir etik yaranın izini bırakmamaktır.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız