Yaşlandıkça umursamadıklarımız
Gençken umursadığımız ve adeta hayatın yükü olarak taşıdıklarımızdan, yaşlandıkça kurtuluyoruz. Farkındalık bizi bu yüklerden kurtarıyor ve umursamaz hale getiriyor. İnsan keşke daha gençken bu yüklerden kurtulabilse ve yaşamın dinginliğini hissedebilse…
Geriye dönüp baktığınızda, gençken “başkalarının ne düşündüğü” konusunda çok endişelenirdik. Kendimizi, başarılarımızı ya da başarısızlıklarımızı, başkalarının gözünden ölçmek, gençken hepimizin yaptığı hatalardandır. Bunu ancak yaşlanınca fark ediyoruz.
Gençlikteki “kusursuzluk arayışı ve mükemmeliyetçilik”, taşıdığımız ağır yüklerden sadece biridir. Ancak yaşlanınca fark edersiniz, yaptığımız hatalar ve kusurlar, öğrenmenin ve dönüşümün bir parçasıdır.
Gençlikte “zamanı kullanmanın ya da zaman ayırmanın” zor olduğunu düşünürüz. Hep bir koşturmacamız, hep bir “yetişememe” telaşımız vardır. Zamanın ve anların değerini ve yönetimini sakince yapmanın anlamını yaş aldıkça anlarız.
Gençken “kendimize yaptığımız öz eleştiriler”, bazen çok acımasızdır. Kendimizi acımasızca yargılamak, kendi kusurlarımızı sürekli hatırlamak, öz saygımızı azaltır. Kendimize daha şefkatli ve affedici olmamız gerektiğini, bunun bizi güçlendirip, değiştirebileceğini ancak yaşlanınca öğreniriz.
“Her şeyi kontrol etme isteği” gençken hepimizin yaptığı hatalardandır. Oysa hayatı kontrol etmek zordur ve hayat hesaplayamadığımız sürprizlerle doludur. Onu kontrol edebileceğini düşünmek, ancak gençlerin yapacağı bir hatadır. Yaşlandıkça insan kendini bu konuda yormak yerine, hayatın akışına bırakır. Daha dingin bir yaşama adım atar.
“ Geçmişe takılı kalmak, ya da geçmişin gölgesinde yaşamak” insanın içine düştüğü hataların belki de en büyüğüdür. Geçmişe takılı kalmak yerine, onun, bizi bu günkü biz yapan hikayelerine ve yaralarına daha olumlu bakmalıyız. Geçmişi ağır bir yük olmaktan çıkaran da bu düşüncelerdir. Yaşlanınca geçmişle barışmak, bu yükten arınmaktır.
Gençken hep “ başkalarından onay bekleriz.” Oysa yaşlandıkça anlarız ki, başkalarının onayı kısa sürelidir ve sandığımız kadar da önemli değildir. Kendimizi sadece kendimizin onaylaması, bizi daha özgür kılar. Yaşlılıkta fark ettiğimiz bu gerçek, bizi rahatlatır.
İnsan yaşlandıkça “ kendi yaşam öyküsünün” ne kadar özgün ve benzersiz olduğunu fark eder. Oysa gençken hepimizin içine düştüğü hata; “ kendimizi diğer insanlarla kıyaslamaktır.” Bundan vazgeçtiğimiz zaman, taşıdığımız ağır bir yükten de kurtuluruz.
Gençken insan “ başarısızlıktan ölesiye korkar.” Oysa başarısızlık, bizi başarıya daha fazla yaklaştırır. Yaşlanınca anlarız ki; başarısızlıktan bu kadar korkmasaydık, daha çok ilerleyebilirdik, daha cesur olabilirdik.
Gençken “ sosyal medyaya harcadığımız zamanı” “gerçek yaşam deneyimleriyle” geçirseydik, zekamız ve duygusal zekamız çok daha fazla gelişirdi. Zaman boşa geçmezdi. Bunu yaşlanınca anlamak çok üzücü oluyor tabii.
Hayatımızı zorlaştıran bu yüklerden gençken kurtulmak mümkün. Yeter ki farkında olalım ve hayata daha mutlu devam edelim. Çok geç olmadan…