Şiddet ve korku çemberinde yaşamak!
Şiddet olaylarının dehşet verici bir şekilde arttığı ülkemizde, şiddet ve korku çemberinde yaşamak zorunda kalanların sayısı da artıyor! Her gün izlediğimiz, yaşanan şiddet olayları, giderek kanıksanırken, şiddete karşı gereken cezalar ve yaptırımlar da caydırıcı olmaktan çok uzak!
Ülkemizde en çok kadınlar, çocuklar ve yaşlılar, yani şiddete karşı çok da güçlü savunma yapamayacak durumdaki insanlar, şiddet mağduru oluyor! Bir ülkede kadın ve çocuklar, şiddet görüyor, öldürülüyorsa, o ülkenin geleceği de ölüyor demektir!
“ Şiddet, korkunun çocuğudur.” diyor Amin Maalouf.
Ve yine şiddet konusunda benim de çok beğendiğim bir söz var:
“ Şiddet, yetersiz kimsenin son barınağıdır.” diyor İsaac Asimov.
Gerçekten de öyle değil mi? Şiddet acizlerin, yetersizlerin, vicdansız ve sevgisizlerin kullandığı bir eylemdir. Aslında düpedüz zalimliktir. Ve zalimler, şiddete başvurduklarında , mağdur ettikleri kişileri de zalime dönüştürürler. Dövdükleri çocuklar, bir gün onlara benzeyecek ve başkalarını döveceklerdir.
Ülkemizde şiddet mağduru kadın ve çocukların, bu şiddet sonucu öldüğü ya da ruhen ve bedenen sakatlandığı gerçeğini kimse göz ardı etmemeli. Toplum için asla sağlıklı bir ruh hali değildir, şiddet, nefret ve öfke…
Evler, sokaklar, sosyal alanlar artık güvenli değil! Bir kafede, bir lokanta da otururken, birilerinin, hatta bazen yaşça küçük çocukların ateş açtığı haberlerini duymak, insanları korkutuyor! Biz hangi ara bu kadar şiddete meyilli bir toplum haline geldik?
Peşin hükümlü kararları topluma şiddetle kabul ettirenler olduğu gibi, cehalet de şiddete yol açar. Cehalet korkuya, korku kine, kin şiddete sürükler. Bu çemberi kırmak zordur.
“ Bu kadar şiddet ve nefret nasıl sığar insan bedenine.” diye soran Buket Uzuner, aslında hepimizin merak ettiği o soruyu sormuş olmuyor mu?