Çifte standardın en ağır hâli
Türkiye’de siyaset sahnesinin en değişmeyen gerçeği, kullanılan dilin ilkelere değil, dönemin ihtiyaçlarına göre şekillenmesidir. Bir zamanlar, Kürt seçmenin temsilcisi olarak görülen DEM Parti ile görüşen CHP’lilere “vatan haini” yaftası yapıştıranlar, bugün benzer siyasi temaslar ve süreçler gündeme geldiğinde aynı sertliği göstermiyor. Dün gürültü koparanlar, bugün sessizliğe bürünüyor. Bu keskin dönüşlerin açıklaması aslında çok basit: Kullanılan söylemler tutarlılığa değil, tamamen politik çıkarlara dayanıyor.
CHP tarih boyunca halkların yanında durdu; Kürtlerin demokratik haklarının tanınmasını, eşit yurttaşlık ilkesinin güçlendirilmesini, siyasi ve hukuki süreçlerin şeffaf bir şekilde yürütülmesini savundu. Bu tutum, yıllarca iktidar çevreleri tarafından “teröre destek” ya da “bölücülük” gibi ağır ithamlarla karşılandı. Ancak aynı çevrelerin bugün kendi yürüttükleri görüşme trafiği veya komisyon çalışmaları gündeme gelince suskunluğa bürünmesi, bu çelişkiyi daha görünür hâle getiriyor.
Dahası, bazı süreçlerde kurulan heyet ve komisyonlara CHP’nin temsilci vermemesi iktidar çevrelerince eleştiri konusu yapılıyor; adeta CHP, iktidarın hazırladığı her zemine koşulsuz şekilde katılmak zorundaymış gibi bir algı oluşturuluyor. Oysa CHP’nin burada yaptığı, başkalarının kurduğu oyuna dahil olmak değil, kendi ilkesel duruşunu korumaktır. Bu tavır hem ülkenin kurucu partisinin geleneğine hem de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün koltuğunda oturan Genel Başkan Özgür Özel’in sorumluluk ve devlet ciddiyeti anlayışına uygun düşen bir yaklaşımdır.
CHP birilerini memnun etmek için değil, kendi ilkeleri doğrultusunda hareket ediyor.
Asıl mesele ise şu: Dün başkalarına yöneltilen suçlamaların bugün aynı aktörler tarafından kolayca unutulması değil; toplumun bu çifte standardı artık çok net biçimde görmesidir.