Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
18°

KALLEŞÇE ÖLDÜRÜLEN TÜRK BAŞBUĞLARI 6

YAYINLAMA:
KALLEŞÇE ÖLDÜRÜLEN TÜRK BAŞBUĞLARI 6

O zamanlarda Arap İslam Halifesinin oturduğu Bağdat’ta çok sıkıntılı günler yaşanmaktaydı, şöyle ki: Abbasi Halifeliği başlangıçta bir Arap imparatorluğu gibiydi. Zamanla gücünü kaybetti. Arap – Acem çatışmasının yanı sıra, gerçek İslam’ın (Halifeliğe göre Kur’an ve Peygamberin Sünnetine dayanan) dışında olan sapık guruplar Hilafet Makamını sanki oyuncak haline getirmişlerdi. Bunlar Buveyhler, Şiiler, Fatimiler hatta Karmetiler Halifeyi kendilerine göre yönlendiriyorlardı. Halifenin onlara karşı gelebilecek gücü yoktu, yalnızca kendi koruması durumunda olan, daha önce Türkistan’dan getirilen bir avuç Türk kökenli askeri vardı. Her yönden sıkıştırılan Halife, Tuğrul Bey’in başarılarını duyunca ulak gönderip hemen yardım istedi. Tuğrul Bey, Hicri 429 (miladi 1037) da Horasan’da Padişah ilan edilmişti. Halife bu durumdan vazife çıkararak, kendisinden istenmediği halden Tuğrul Bey’in padişahlık duyurusunu onayladı. Artık Padişah olan Tuğrul Bey; Ebu İshak Fuka’i adındaki (bilgili ve iyi konuşan biri) kişi ile Halife el-Kaim Biemrillah’a mektup gönderdi. Mektup şöyle başlıyordu: “Biz Selçuki kullar öyle bir Milletiz ki, daima devlete, Makamı Mukaddes-i Nübüvvetin halifelerine itaat eden ve bu makama boyun büken ve taraftar olan kimseleriz…” Bu siyasi mektuptan anlaşılacağı gibi Tuğrul Bey, gerçek İslamiyet’i ve Halife el-Kaim Biemrillah’ı kurtarmaya gelecekti… Tuğrul Bey, ünlü baş veziri Amid ül-Mülk’ü de yanına alarak Türk ordusuyla, 25 Ramazan 447 (Milâdî 1055) de Bağdad’ın Bab eş Şemmasiye mevkiine geldi… Halife Tuğrul Bey’i hararetle karşıladı. Abbasi saraylarında hiç olmayan şeyler oluyordu: Halife, daha önce hazırlattığı ve hemen yanına koydurduğu ikinci bir tahta Tuğrul Bey’i oturttu. Yedi kat kıymetli hilatlar giydirdi. Dahası Halife kendi eliyle; mücevherlerle bezenmiş Acem Tacını Tuğrul Bey’in başına yerleştirdi. Ayrıca Arab’ın İmamesini de Tuğrul Bey’in başına taktı… Bütün bu merasimlerin anlamı; artık İslam’ın korunması ve kollanması Türklere tevdi edilmişti. Halife, Tuğrul Bey’e bir de isim (lakap) taktı: “Sultanüş-şarkîve’lgarb” Yani doğunun ve batının padişahı…

Bu arada Türkler ile halife arasında bir akrabalık da oluştu. Tuğrul Bey, Peygamberin sülâlesi ile akraba olmayı, özellikle siyasi amaçla istiyordu. Halife de Türk Devletinin koruması altında kendisini sürekli emin ellerde görmek için akrabalık peşindeydi. Arada vezirler işi pişirdi ve Tuğrul Bey’in yeğeni, kardeşi Çağrı Bey’in kızı (Alpaslan’ın kız kardeşi) Aslan Hatun’u Halife el-Kaim Biemrillah ile evlendirildi. Vezirlerin asıllara vekâlet etmesiyle, Muharrem 445 (Milâdî 1056) nikâh kıyıldı. O sırada Aslan Hatun Merv kentindeydi. Aslan Hatun, Bağdat’tan dönen Başbuğ Tuğrul Bey (artık padişahtır) ile uzun bir konuşma ve danışmalar sonunda bu evliliği kabul etti. Ve Şaban ayında Bağdat’a doğru yola çıktı…

DEVAMI VAR

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız