Esenyurt Hakan Tosun’u da yuttu
İstanbul’un Esenyurt ilçesi son yıllarda asayiş olaylarıyla adından söz ettiren bir yer. Türkiye’nin en büyük ilçesi Esenyurt’ta sık sık görülen adli vakalar, Lider Haber TV’nin Haber Müdürlüğü’nü yaptığım dönemde dikkatimi çekmişti. ‘Antalya’nın Zeytinköy’ü gibi bir yer mi acaba Esenyurt’ diye düşünmüştüm.

Nüfusu 1 milyonu aşmış, kocaman bir metropol olan Esenyurt’un. CHP’li belediye başkanı da terör soruşturması kapsamında geçen yıl tutuklanmıştı.
Geçtiğimiz 10 Ekim’i 11 Ekim’e bağlayan gece gazeteci Hakan Tosun’un Esenyurt’ta yaşayan annesinin evine giderken Mehmet Akif Ersoy Mahallesi’ndeki 1824 ile 1826 numaralı sokakta uğradığı peş peşe 2 saldırıda hayatını kaybetmesi üzerine kalkıp bu ilçeyi görmeye gittim. İstanbul’un diğer bölgelerine göre buradaki binalar daha yeni. Sokaklar daha geniş. Park sorunu, trafik sıkışıklığı da pek göremedim. Çocuklar sokaklarda oynuyorlar. Kadınlar evlerinin önünde toplanıp birbiriyle sohbet ediyorlar. Sokaklarda Anadolu kokusu daha ağır basıyor. Çevrede son yıllarda yükselen gökdelenler de dikkat çekiyor. Ulaşım metrobüsle çok kolay. Emlak fiyatları ve kiralık daireler İstanbul ortalamasının altında. Bölgede 3 harfli büyük zincir marketler daha çok görülüyor.

Cep telefonumdan haritalara girip Hakan Tosun’un iki ayrı saldırıda dövülerek öldürüldüğü sokağı buldum. Sokağın iki yanındaki apartmanların altında dükkanlar vardı. Baktım sokakta bir berber dükkanı da var. Nerede olursa olsun bir mahallede neler olup bittiğini en iyi mahalle bakkallarıyla berberler bilir. Her ikisinde de dedikodu boldur. En iyi haberi ve bilgiyi onlardan alırsınız. İçeride berberle birlikte 3 kişi vardı. Berber bir adamı tıraş ediyor. Bir kişi de aynanın karşısına geçmiş makasla kendi kendine bıyıklarını düzeltiyordu.
Cep telefonum sürekli açık olduğu için şarjım azalmış. Bu berbere gidip sakal tıraşı olacağımı söyledim. Cep telefonumu da berberin gösterdiği prize şarj için bağladım. İçerideki koltuklardan birine oturup sıramı beklemeye başladım. Haliyle mahallenin yabancısı olduğumu anladılar. “Nerelisin” diye sordular. “Antalyalıyım” dedim. “Burada ne işin var” dediler? Ben de “merakımdan geldim” diye cevap verdim. Esenyurt’un neyini merak ettiğimi sordular. Dedim “Haberlerden eksik olmuyor. Çıkan haberlere göre Türkiye’nin en belalı ilçesi yeri burası dedim. Geçenlerde de bir gazeteciyi öldürmüşler.” Berber hemen atladı. “Bizim sokakta hemen köşedeki manavın önünde oldu. Geçen hafta burası polis kaynıyordu” dedi. Dedim “Niye öldürmüşler?”. “Bilmiyorum” diye yanıt verdi. Ama mahallenin bir yabancısıyla böyle konuşmaktan da rahatsız olmuşlardı sanki. Sonra bana ne iş yaptığımı sordular. Emekli bir arkeolog olduğumu söyledim. Yalan da değil hani. Mimar Sinan Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümü mezunu olduğumu söyledim. Öğrenciliğimde Kumkapı’daki Kadırga Erkek Öğrenci Yurdu’nda kaldığımı anlattım. Berber de 1990’lı yıllarda Kumkapı’da berberlik yapmış. Tıraş olan adamla diğeri mahallede esnaflık yapıyormuş. Vanlılarmış. Berber Hataylı. Vanlı müşteriyle arkadaşı tıraşı olduktan sonra berberden gittiler. Sonra koltuğa ben oturdum. “Esenyurt haberlere konu olduğu gibi tehlikeli değilmiş. Belki buradan bir ev alırım. Fiyatlar çok uygun” dedim. Bunun üzerine berber “Öyle bir şey düşünüyorsan metrobüse yakın al. Ulaşımı daha kolay olur. Burası Esenyurt ne olur olmaz” diye konuştu. Anladım ki berber bile Esenyurt’u tekin bir yer olarak görmüyor. Sonra da “Kimseye bulaşmazsan başın derde girmez” gibisinden de bir laf etti. İçimden “İyi de birader bizim işimiz arı kovanına çomak sokmak. Gazetecilerin işi bu. Bu nedenle de birilerine rahatsızlık veriyoruz” dedim. Tıraştan sonra sokaktaki o manav dükkanını da buldum. Kapalıydı. Nedenini bilmiyorum. Hakan Tosun’un kimin arı kovanına çomak soktuğunu bilmiyorum. Hiçbir gazeteci sokak ortasında durup dururken saldırıya uğramaz. Eğer bir gazeteci annesinin evine 3 dakika mesafe kala gece saat 24.00’ten sonra yarım saat bir sokağın köşesinde oturuyorsa, ardından yanına gelenlerin saldırısına uğruyorsa, bu saldırıdan sağ çıkınca tekrar saldırıya uğrayıp ölünceye kadar dövülüyorsa, mutlaka bunun bir evveliyatı vardır. Peki o zaman Hakan Tosun’a ne oldu? Bu soruların yanıtını bulmak da polisin ve yargının işi. Ülkeyi idare edenler her gün ekranlara çıkıp Türkiye’nin hukuk devleti olduğunu söylüyorlar ya. Bu ülkenin asli unsuru olan yurttaşlar olarak bizler de ülkenin gerçekten hukuk devlet olduğunu görmek istiyoruz. Hakan Tosun’un öldürenlerin ve azmettirenlerin Türk milleti adına karar veren mahkemelerde hesap vermesini bekliyoruz. Nitekim Hakan Tosun cinayetinin aydınlatılması için gazetecilerden hukukçulara, çevrecilerden belgeselcilere kadar toplumun bütün kesimleri aileyle kenetlenmiş durumda. Bu olayın sıradan bir cinayet gibi geçiştirileceğini zennedenler yanılıyorlar. Ve son söz. Gazetecilere bulaşmayın. Bırakın işlerini özgürce yapsınlar.