Kitaplık Kadrajda

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Kitaplık Kadrajda

Geçenlerde bir video görüşmesinden önce kadrajı düzeltirken kitaplığın göründüğü açıyı seçtiğimi fark ettim.
Kitaplar zaten oradaydı.
Ama nedense kamerada görünmeleri hoşuma gitmişti.
Bir an durup kendime sordum:
Kitapları sevdiğim için mi?
Yoksa onların yanında nasıl göründüğümü de sevdiğim için mi?
Cevabından o kadar emin olamadım.
Belki de bu yüzden mesele ilgimi çekti.
Çünkü kitapların hayatımızdaki yeriyle, bizim o kitapların yanında nasıl görünmek istediğimiz her zaman aynı şey değil.
Bazen insan yalnızca sahip olduğu şeyleri değil, olmak istediği kişiyi de raflarına diziyor.
Üstelik bunda mutlaka sahte bir taraf olması da gerekmiyor.
Sevdiğimiz kitapları göstermekten hoşlanabiliriz.
Okuduğumuz bir cümleyi paylaşabiliriz.
Hatta paylaşılan tek bir kitap, başka birinin hiç bilmediği bir yazarı merak etmesine bile yol açabilir.
Yani görünür olmak tek başına problem değil.
Üstelik insanın nedenleri de her zaman birbirinden kolayca ayrılmıyor.
Bir kitabı gerçekten sevip aynı zamanda onunla birlikte nasıl göründüğümüzü önemseyebiliriz.
Bir şeyi hem merak edip hem de o merakın bize kattığı kimliği sevebiliriz.
Sanırım ilginç olan, bunlardan birinin zamanla diğerinin önüne geçmeye başlaması.
Çünkü kültürel merakın kendine özgü bir yolu var.
Bazen bir romandan yazarın yaşadığı döneme gidiyorsunuz.
Bazen bir filmde duyduğunuz tek bir replik yüzünden hiç bilmediğiniz bir konuyu araştırmaya başlıyorsunuz.
Bazen de herkesin övdüğü kitabı ellinci sayfada kapatıp bir daha açmıyorsunuz.
Merak biraz böyle çalışıyor.
Nereye varacağını baştan her zaman bilmiyorsunuz.
Kültürlü görünme isteğinde ise sonuç biraz daha baştan belli.
Okuduğumuz şey, bir noktadan sonra yalnızca bize ne söylediğiyle değil, bizim hakkımızda ne söylediğiyle de önem kazanmaya başlayabiliyor.
Bir kitabı daha bitirmeden paylaşılacak cümleyi seçmek mesela.
Ya da bir yazarın düşüncesinden çok adının işe yaradığı sohbetler.
Bunları yapan herkesin gösteriş peşinde olduğunu söylemek kolay olurdu.
Ama doğru da olmazdı.
Çünkü dışarıdan bakarak bir insanın ne kadarının meraktan, ne kadarının görünme isteğinden geldiğini anlamak pek mümkün değil.
İnsan bunu belki en iyi kendi üzerinde fark ediyor.
Benim asıl ilgimi çeken de burada başlıyor.
Sahip olduğumuz kitaplarla okuduklarımız aynı şey değil.
Okuduklarımızla gerçekten üzerine düşündüklerimiz de.
Bir kitabın kapağını kapattıktan sonra zihnimizde bıraktığı şey bazen o kitabı kaç kişinin gördüğünden daha önemli olabiliyor.
Çünkü kültür yalnızca ne bildiğimizle değil,
bilmediklerimizle nasıl karşılaştığımızla da ilgili.
Bilmediğimiz bir şey önümüze geldiğinde merak ediyor muyuz?
Kendi fikrimize ters düşen bir düşünceyi hemen küçümsemek yerine biraz kurcalayabiliyor muyuz?
Okuduklarımız bazen yalnızca bildiklerimizi çoğaltmıyor da fikrimizi değiştirebiliyor mu?
Belki kitaplığın büyüklüğünden daha fazla şey söyleyen yer burası.
Görüşme başladığında kitaplık arkamda kaldı.
Ama neden görünmesini istediğim sorusu, konuşma boyunca önümde durdu.

 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız