Düşmanımın Düşmanı Dostumdur Dış Politika Yürütme Yöntemi Oldu!
14 Temmuz 2010 tarihli Fransız Le Monde Gazetesi PKK Teröründe 42 bin insanın hayatını kaybettiğini açıklamıştı...
Bu analizde PKK terör örgütünün Türk devletine maliyetinin 250 milyar Euro olduğu duyurulmuştu...
Cumhurbaşkanı Erdoğan PKK terörünün Türkiye'ye faturasını 2 Trilyon Amerikan Doları olarak duyurmuştu...(2025)
Kamuoyunda 'çerçeve yasa' olarak bilinen "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" 360 imzayla meclise sunuldu...
Teklife AKP, MHP, DEM Parti, CHP ve HÜDA-PAR destek veriyor. İYİ Parti'nin karşı çıktığı tasarı için Yeniden Refah Partisi referandum talep ediyor.
YENİ Parti, kamuoyunda "Çerçeve Yasa" olarak bilinen "Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi "ne yönelik eleştirilerine rağmen TBMM Genel Kurulu'nda "Evet" oyu verme kararı almıştır...
Yasadaki eksikliklere dikkat çeken DEM Partili siyasetçiler son İmralı ziyaretinde terörist başı Abdullah Öcalan'dan "Bin kilometrelik yol bir adımla başlar. Henüz her şey çözülmüş değildir. Ancak negatif yaklaşmayı gerektiren bir durum da yoktur" mesajı getirmişti.
Terörist başı Abdullah Öcalan'ın yasayı "tarihi bir sorunu çözmek için atılan adım" olarak nitelendirdiği ve "Cumhuriyet'in kuruluşu kadar önemli bir demokratikleşme sürecinin başındayız" dediği öğrenildi...
Cumhuriyet Gazetesi yazarı Zülal Kalkandelen, Ağustos 2026'da kaleme aldığı yazılarında TBMM gündemine gelen çerçeve yasa tasarısının PKK üyelerine örtülü bir af getirdiğini ve terör örgütü mensuplarına siyaset yolunu açtığını iddia etmektedir. Kalkandelen bu süreci, ulus devleti tasfiye etmeye yönelik "2. Cumhuriyet Operasyonu" ve bir "açılım masalı" olarak nitelendirerek sert bir dille eleştirmektedir.
"9 Bin Kişi" Söylemi: Kamuoyunda ve tartışmalarda geçen "9 bin kişiye af" ifadesi, bu yasal düzenleme kapsamında cezaevinden çıkması veya hukuki takipten muaf tutulması muhtemel örgüt üyelerinin/bağlantılı kişilerin tahmini sayısına atıfta bulunarak sürecin büyüklüğünü vurgulamak için kullanılmaktadır.
Öte yandan DEM Parti'nin 20 Eylül'de yapacağı kongre ile yeniden yapılanması, ismini değiştirmesi de bekleniyor. Düşünülen isimlerden biri Demokratik Cumhuriyet Partisi.
MÜSAVAT DERVİŞOĞLU'NUN AÇIKLAMASI
İYİ PARTİ lideri Müsavad Dervişoğlu'ndan "çerçeve yasa" tepkisi: Siyasi parti liderlerden saklananı İmralı canisi biliyordu...
Çerçeve yasa ile ilgili Dervişoğlu, “Bu kanunu Meclis mi yapacak, yoksa Meclis İmralı ile hazırlanmış bir kanunda mı kullanılacak? Hangi devlet aklının ürünü bu? Devlet bu kadar aklını yitirmiş olamaz” dedi...
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, iktidarın "Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında hazırladığı belirtilen çerçeve yasaya tepki gösterdi.
Dervişoğlu, "Türk milletine çerçeve yasada neyin teklif edileceği hâlâ ortada yok. İktidar susuyor. Siyasi parti liderlerinden saklanan kanun teklifini İmralı canisi biliyor. Bu kanunu Meclis mi yapacak, yoksa Meclis İmralı ile hazırlanmış bir kanunda mı kullanılacak? Hangi devlet aklının ürünü bu? Devlet bu kadar aklını yitirmiş olamaz" ifadelerini kullandı.
Dervişoğlu şunları söyledi:
Önce İmralı'nın istediği teklifi yaptınız, şimdi de kanunun İmralı tarafından düzenlendiğini söylüyorsunuz. Bu, milli iradenin İmralı eliyle gasp edilmesi demektir. Bu komisyon, bu kalkışmanın önünü açmaktadır. Sürecin Meclis eliyle meşrulaştırılmasıdır. Sonuç baştan belliydi. İktidar ve yeni ortağı İmralı'nın dediği olacaktı.
Terör örgütünün bütün unsurlarıyla silah bırakacağını söylediler. Ardından hukuki düzenlemelerin yapılacağını ifade ettiler. Davulla zurnayla duyurdukları komisyon raporunda da sıralama buydu. Şimdi ise kendi söyledikleri şartlara uymuyorlar.
Kanun çıkmadan silah bırakacaklardı, şimdi ise 'Kanunu çıkarın, silah bırakmayı sonra düşünürüz' diyorlar. Bu iktidar, devlete terör örgütünün planlarına göre adım attırıyor.
Örgüt vaatlerini yerine getirmezse sağlanan imkânlar geri alınacak mı? Yoksa her şey İmralı'nın keyfine mi bırakılacak? Neyin peşindesiniz?
Terörü, cinayeti ve ihaneti ödüllendiriyorlar. Müebbet hapis cezası almış bir teröriste kravat takmaya çalışıyorlar. Kimlerin kimlerle beraber olduğunu şimdi daha iyi görüyor musunuz?"
Öcalan neyin başarısını gösterdi ki? Üst düzey kadroların siyaset yapması isteniyor. 'Örgüt artık müzakere edebilecek bir noktaya geldi' dediler. Yalan söylediler. 'Süreç Öcalan tarafından yönetiliyor' denildi. Bir süreç bu kadar yalan üzerine inşa ediliyorsa, Türk milletine nasıl hayır getirebilir? Buna şimdi de 'demokratik entegrasyon' diyorlar. Bu Cumhuriyet'e diz çöktüremeyeceksiniz. Diz çökenler siz olacaksınız. İktidar sahipleri olacak!"
YENİ PARTİ ANKETİ...CHP BARAJ ALTINDA KALDI...
Türkiye Veri Haritasının 25-29 Temmuz tarihleri arasında 1.720 kişiyle gerçekleştirdiği seçim anketine göre, YENİ Parti yüzde 31,2 ile ilk sırada yer alırken, CHP'nin oy oranı yüzde 4,8 olarak ölçüldü.
Türkiye Veri Haritası, Temmuz 2026 dönemine ilişkin seçim anketinin sonuçlarını açıkladı. Araştırmada katılımcılara, "Bu pazar genel seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?" sorusu yöneltildi.25-29 Temmuz tarihleri arasında 1.720 kişiyle bilgisayar destekli telefon görüşmesi (CATI) yöntemiyle gerçekleştirilen ankete göre, YENİ Parti yüzde 31,2 ile ilk sırada yer aldı. Ankette AK Parti yüzde 29,2 ile ikinci sırada bulunurken, CHP'nin oy oranı yüzde 4,8 olarak ölçüldü.
MANSUR YAVAŞ ÇERÇEVE YASA İÇİN NE DEDİ?
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, yarın TBMM’de görüşülmesi beklenen “çerçeve yasa ”ya ilişkin açıklama yaptı.
Yavaş'ın açıklamasının tamamı şöyle:
"Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir."
BÜLENT KUŞOĞLU'NUN ÇOK İLGİNÇ AÇIKLAMASI
Kemal Kılıçdaroğlu'nun Yardımcısı Bülent Kuşoğlu bazı CHP'li isimlerin AKP'ye geçişine ilişkin yaptığı değerlendirmede AKP'nin cumhuriyet değerlerine daha fazla yakınlaşmasının etkili olduğunu savundu. Kuşoğlu "Demek ki AK Parti CHP'ye çok yaklaştı... AK Parti yakınlaştığı için çok uzak görülmemeye başlandı belki de. AK Parti cumhuriyet değerlerine daha fazla yaklaştı" ifadelerini kullandı.
MELİH GÖKÇEK'E SORUŞTURMA İZNİ VERİLMİYOR
BirGün Gazetesi Haberi: Muhalif belediye başkanları gizli tanık ifadelerine dayanan suçlamalarla gözaltına alınırken Melih Gökçek hakkındaki bir suçlamanın daha dikkate alınmadığı ortaya çıktı. Gökçek hakkında, “Atıksu arıtma tesisinin yenilenmesi amacıyla alınan krediyi başka işlerde kullandığı” iddiasıyla yapılan suç duyurusuna karşın soruşturma izni verilmediği öğrenildi.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı (ABB) görevinden Ekim 2017’de istifa ettirilen Melih Gökçek dönemine yönelik 100’e yakın suç duyurusu dosyası hazırlandı. Mansur Yavaş başkanlığındaki Ankara Büyükşehir Belediyesi’nce hazırlanan dosyalar, savcılığa gönderildi. Gökçek ile ilgili savcılığa gönderilen dosyalardan biri de Tatlar Arıtma Tesisi ile ilgili dosya oldu.
Gökçek, “Tatlar Arıtma Tesisinin yenilenmesi” amacıyla krediye duyulan ihtiyacı ilk olarak 2007 yılında belediyenin gündemine taşındı. ABB kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Tatlar Atıksu Arıtma Tesisi’nin yenilenmesi amacıyla Gökçek’e, Belediye Meclisi’nden borçlanma yetkisi verildi. Yetki kapsamında belediyenin, ABB Belediye Meclisi kararı ile Ocak 2009’da 500 milyon TL ve Şubat 2009’da 60 milyon TL’lik kredi kullanmasının önü açıldı. Gökçek idaresinde ABB’nin, yetki ile 536 milyon TL kredi çektiği bildirildi.
ABB’de Mart 2019’daki yerel seçimlerin ardından yaşanan bayrak değişimi ile Gökçek dönemi harcamalarına ve projelerine mercek tutuldu. Alınan borçlanma yetkisine karşın Tatlar Arıtma Tesisi'nin yenilenmediği görüldü.
Yavaş, Gökçek ile ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na 2020 yılında suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusu dilekçesinde, şu ifadeler kullanıldı:
“Ankara Büyükşehir Belediyesi eski başkanı İ. Melih Gökçek ve resen araştırılacak diğer şüphelilerin, acil ihtiyaç olarak nitelendirilen ve 20 yıl önce yapılmasının gerektiği açıkça bildirilen Tatlar Atıksu Arıtma Tesisinin revizyonunun yapılmaması ile halk sağlığını ciddi halk sağlığını ciddi şekilde tehlikeye sokarak TCK 257’inci Maddesinde düzenlenen kamu görevlisinin görevini zamanında yapmayıp geciktirmesi, yani görevi ihmal şeklindeki görevi kötüye kullanma suçunu işlemeleri oluşturmaktadır.
En önemlisi de 14 Mayıs 2007 tarihinde, ‘Gerede Sistemi ile Tatlar Geri Dönüşümlü Su Projesi’ için 536 milyon TL borçlanılmasına karar verilmiştir. Fakat yukarıda belirttiğimiz rapordan da açıkça görüleceği üzere alınan bu para, Tatlar Atıksu Arıtma Tesisi için kullanılmamıştır. Söz konusu borçlanma ile Tatlar Atıksu Arıtma Tesisine yönelik bir iyileştirme yapılmamıştır.”
Suç duyurusunda, Gökçek hakkında, “Görevi kötüye kullanma” ve “Çevrenin taksirle kirletilmesi” gerekçeleriyle soruşturma yürütülmesi talep edildi. Suç duyurusu dilekçesinin, “Melih Gökçek hakkında soruşturma izni verilmemesi” nedeniyle işleme konulamadığı belirtildi. Uzun süredir rafta tutulan ve adeta tozlanmaya bırakılan suç duyurusu dosyasının işlemden kaldırıldığı kaydedildi.
ADALET BAKANI AKIN GÜRLEK'TEN SELAHATTİN DEMİRTAŞ AÇIKLAMASI
TGRT Ankara Temsilcisi Fatih Atik, Adalet Bakanı Akın Gürlek'in AKP MKYK'da "çerçeve yasa" teklifinin kapsamını anlatırken HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın düzenlemeden yararlanamayacağını belirttiği iddiası hakkında, “Böyle bir açıklama yapmadım" dediğini açıkladı…
Atik, yaptığı paylaşımda, Gürlek'in TGRT'ye özel açıklama yaptığını, “Böyle bir açıklama yapmadım” dediğini yazdı ve paylaşımında, "Yani çerçeve yasa Demirtaş’ı kapsıyor" ifadelerini kullandı.
MUSA ANTER CİNAYETİ İÇİN YENİ DİLEKÇE VERİLDİ
1992'de öldürülen gazeteci-yazar Musa Anter'in ailesi, cinayet dosyasının yeniden ele alınması için Adalet Bakanlığı'na başvurdu.
Adalet Bakanı Akın Gürlek'in faili meçhul dosyaların yeniden değerlendirileceğine ilişkin açıklamalarının ardından yapılan başvuruda, Musa Anter cinayeti dosyasının da bu kapsamda ele alınması istendi.
Dilekçede, yaklaşık 30 yıl süren soruşturma ve yargılama sürecinde ağırlıklı olarak tanık ifadelerine başvurulduğu, ancak olay yeri bulguları, balistik veriler ve diğer fiziksel delillerin gelişen kriminal yöntemlerle yeniden değerlendirilmediği ileri sürüldü.
Başvuruda, 5 Temmuz 2026 tarihli “Musa Anter Cinayeti Ön Uzman Değerlendirme Raporu”na da yer verildi. Raporda; olay yerindeki kovanlar, atış yönleri, mermi izleri, delil zinciri ve DNA incelemeleri açısından yeni araştırmalar yapılabileceği belirtildi.
BÜTÇEDE PARA OLMADIĞINDAN AĞIR PARA CEZALARI YAĞIYOR
Muğla'nın Menteşe ilçesinde yaşayan sinema oyuncusu Yiğit Dören'e, sosyal medya hesabında paylaştığı bir fotoğrafta içki markasının görünmesi gerekçe gösterilerek 82 bin 244 lira idari para cezası kesildi. Tarım ve Orman Bakanlığı Tütün ve Alkol Dairesi Başkanlığı, söz konusu paylaşımların içki tanıtımı niteliği taşıdığı değerlendirmesiyle idari yaptırım uyguladı.
Trabzon’un Of ilçesinde bir kadın sürücüye toplam 1 milyon 200 bin TL trafik cezası kesildi. Sürücünün yaptığı ihlaller arasında; Alkollü araç kullanmak Drift atmak Polisin “dur” ihtarına uymamak Abartı egzoz kullanmak Yüksek sesle müzik dinlemek yer aldı.Yetkililer, trafik güvenliğini tehlikeye atan ihlallere karşı denetimlerin kararlılıkla sürdürüleceğini belirtti.
TÜRKİYE RUSYA'YI FENA HALDE KIZDIRDI
Rusya Ukrayna Savaşı'nda 2022'den sonra en az 700 bin insan öldürüldü...Bunlardan 500 bini Rus....200 bini Ukraynalı...
Türkiye'den Ukrayna'ya 283 milyon dolarlık silah satışı yapılacağı açıklaması geldi...
Rusya'ya karşı savaşan Ukrayna'nın, TSK envanterinde bulunan çok sayıda füze, roketatar ve mühimmat satın alacağı bildirildi. Aralarında ATACMS füzelerinin de olduğu paketin satışına Washington onay verdi. Ukrayna'nın Türkiye'den, 70 adet ATACMS füzesini de içeren ABD üretimi topçu silahlarından oluşan büyük bir paket silah sistemi satın alacağı bildirildi. Ukrayna ordusu bu füzelerle, Rus birliklerinin cephe gerisindeki yığınakları ve komuta merkezlerini vurma kabiliyetine erişiyor.
Ukrayna askerî haber portalı "Militarni"nin haberine göre anlaşma kapsamında ayrıca 12 adet M270 çok namlulu roketatar sistemi, salkım mühimmatlı 227 milimetre kalibreli 2 bin 500'den fazla topçu roketi ve salkım mühimmatlı 203 milimetre çaplı 47 bin topçu mermisi bulunuyor.
NÜKLEER SİLAH SAHİBİ PAKİSTAN'IN TÜRKİYE VE SUUDİ ARABİSTAN'LA KURDUĞU ASKERİ İTTİFAKA MISIR DAVET EDİLDİ!
Mario Nawfal, Lübnan asıllı Avustralyalı bir girişimci, yatırımcı ve sosyal medya yayımcısıdır. Özellikle X (eski adıyla Twitter) platformunda düzenlediği canlı sesli sohbetler (Spaces) ve dünya gündemine ilişkin son dakika haber yayınlarıyla tanınır. Dubai'de yaşamaktadır.
Mario Nawfal ne dedi?
"Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın Trump'ı planladığı İran'a hafta sonu saldırılarını vazgeçirmeye zorluyor...Muhammed bin Selman Trump İran'a yıkıcı saldırılar yaparsa Suudi Arabistan'ın ABD'ni cezalandırmak için ABD hazine bonolarını satacağını Trump'a bildirmiş...Eğer Trump savaş suçu olabilecek bir eylemle devam etseydi, İran'da buna çok çeşitli karşılıkla verecekti...Bu karşı saldırılar Suudi Petrol Şirketi Aramco'yu felç edebilirdi ve küresel enerji piyasalarını kaosa sürükleyebilirdi. Veliaht Prens bu riski göze alamazdı. Ayrıca Amerika'nın tahvil piyasasının kırılgan olduğunu biliyordu ve Suudi Arabistan'ın muazzam bir kaldıraç gücüne sahip olduğunu fark etmişti. Sonuç olarak Suudi Arabistan Trump'ı frenledi..."
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan üçlü savunma anlaşması imzaladı. Anlaşma, 3 devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağını hükme bağladı.
Suudi Arabistan'ın Mekke kentinde, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na dair açıklamalarda bulunan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan
üç ülkenin ittifakın "çekirdek ülkeleri" olduğunu belirterek bir sonraki aşamada Mısır'ın da ittifaka dahil olacağına inandığını ifade etti.
29 Temmuz 2026 günü, Mısır’ın sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihraç tesislerinden birine saldırı düzenlendi…
Energos Winter depolama ünitesine yönelik İHA saldırısının sorumluluğunu üstlenen çıkmadıysa da, başta, Wall Street Journal olmak üzere pek çok Batılı mecra olayı hemen “İran saldırısı” olarak duyurdu. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, “İran'ın, Mısır'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik saygılı politikası herkesçe açıktır. Dimyat saldırılarıyla herhangi bir ilgimiz olduğunu kesinlikle reddediyoruz. İran’ın Mısır'a yönelik İHA saldırısıyla bir ilgisi bulunmuyor,” ifadelerini kullandı. Saldırının kendileriyle hiçbir ilgisinin olmadığını vurgulayan İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de olayın bir "sahte bayrak" (false flag) operasyonu olduğunu savundu. Arakçi, Mısır'ın güvenliğinin İran açısından en üst düzeyde önem taşıdığını belirterek, İsrail'in bölgedeki provokasyonları konusunda uyardı. Mısır eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Salah Halime, Katar merkezli Al Jazeera televizyonuna yaptığı açıklamada, saldırıda kullanılan İHA’ların İran yapımı olabileceği yönünde işaretler olmasına rağmen, bu eylemin Orta Doğu'da savaşın çapını genişletme amacı taşıdığını savundu ve “dolaylı da olsa bu saldırının arkasında İsrail olabilir,” dedi.
TRUMP'TAN TÜRKİYE'YE ESASLI BİR YUMRUK GELDİ
ABD Bakanı Donald Trump tarafından imzalanarak 25 Temmuz tarihinde yürürlüğe giren yeni gümrük vergisi tarifeleri, Türkiye'deki tekstil ve hazır giyim-konfeksiyon sektöründe şok etkisi yarattı.
Türkiye'ye tekstil ve hazır giyim ürünlerinde yüzde 12,5 ek gümrük vergisi içeren yeni uygulama ile Türk şirketlerinin ABD pazarındaki rekabet gücü ortadan kalkmış oldu.
ALMANYA'DA HÜKÜMET HALK TARAFINDAN İSTENMEYEN HÜKÜMET İLAN EDİLDİ
Almanya'da aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisi, iktidardaki Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ile aradaki farkı 7 puana çıkardı.
Infratest dimap kamuoyu araştırma enstitüsünün açıkladığı son anket sonuçlarına göre, AfD ülke genelinde oy oranını 1 puan artırarak yüzde 28'e ulaştı.
CDU ve sadece Bavyera eyaletinde teşkilatı bulunan kardeş parti Hristiyan Sosyal Birlik'in (CSU) toplam oy oranı ise Temmuz başından bu yana 1 puan düşerek yüzde 21'e geriledi. Böylece Hristiyan Birlik partileri (CDU/CSU), Kasım 2021'den bu yana anketlerdeki en kötü sonucu elde etmiş oldu.
Diğer partilerin oy oranlarında ise değişiklik kaydedilmedi. Yeşiller yüzde 15'lik oy oranıyla üçüncü sırada yer alırken Sosyal Demokrat Parti (SPD) yüzde 12, Sol Parti yüzde 11'de kaldı. Diğer partiler ise yüzde 5'lik barajı aşamadı.
Yüzde 85'lik çoğunluk hükümetten memnun değil
CDU'lu Başbakan Friedrich Merz başkanlığındaki Hristiyan Birlik partileri ve SPD'den oluşan koalisyon hükümetine yönelik hoşnutsuzluk da sürüyor.
Ankete katılanların yüzde 85'i hükümetin icraatından memnun olmadığını belirtirken Başbakan Merz'den memnun olduğunu belirtenlerin oranı yüzde 14'te kaldı.
Anket, 3-5 Ağustos tarihleri arasında oy kullanma hakkına sahip bin 297 kişiyle yapıldı.
SAUNA İKLİMİ ÖLDÜRÜYOR
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, aşır sıcakların küresel olarak her yıl 500 bin kişinin hayatını kaybetmesine neden olduğunu bildirdi...İngiltere Sağlık Güvenliği Ajansı'nın (UKHSA) analizine göre, ülkede mayıs ve hazirandaki sıcak hava dalgaları sırasında 2 bin 877 ölüm meydana geldi. Geçen yılki sıcak hava dalgaları sırasında 1504 can kaybı oldu.Tahminlere göre 24-27 Mayıs dönemindeki sıcak hava dalgasında 753 kişi, 21-28 Haziran dönemindeki sıcak hava dalgasında 2 bin 124 kişi hayatını kaybetti.
Deutsche Welle haberi:
Robert-Koch Enstitüsü'nün (RKI) yayımladığı güncel haftalık rapora göre, yalnızca 22-28 Haziran tarihleri arasındaki şiddetli sıcak hava dalgası nedeniyle Almanya'da yaklaşık 9 bin 600 kişi yaşamını yitirdi...Daha önce aynı dönem için 5 binden fazla sıcaklığa bağlı ölüm vakası bildiren RKI, yeni verilerle birlikte ölü sayısının neredeyse iki katına çıktığını açıkladı...RKI verilerine göre, 2026 yılı genelinde sıcaklığa bağlı ölümlerin sayısı yaklaşık 11 bin 900'e ulaştı. Enstitü, bu rakamın ihtiyatlı bir tahmin olduğunu ve gerçek sayının daha yüksek olabileceğini belirtti. Böylece 2026, 2016'dan bu yana sıcaklığa bağlı ölümlerin en fazla görüldüğü yıl oldu. Daha önceki en yüksek sayı, yaklaşık 9 bin ölümle 2018 yılında kaydedilmişti.
Sıcak hava özellikle ileri yaş gruplarını etkiledi. Verilere göre 85 yaş ve üzerindeki kişiler arasında yaklaşık 6 bin ölüm, 75-84 yaş grubunda yaklaşık 3 bin ölüm, 65-74 yaş grubunda yaklaşık bin 800 ölüm, 65 yaş altı kişilerde ise yaklaşık bin 100 ölüm gerçekleşti.
Avrupa'da son dönemde yaşanan sıcak hava dalgalarında dikkat çekilen bir tablo var: Kadınlar erkeklerden daha fazla hayatını kaybediyor. 35 ülkenin ölüm verilerinden yararlanan bir araştırma, Avrupa'da sıcaklık rekorlarının kırıldığı 2022 yazında sıcağa bağlı kadın ölümlerinin erkeklerden yüzde 56 daha fazla olduğunu ortaya koydu. Araştırmalara göre, kadınların sıcak hava dalgalarından daha fazla etkilenmesinde çalışma koşulları, bakım yükü ve dinlenmeye eşitsiz erişim belirleyici oluyor. Kadınların terleme oranı daha düşük, vücut büyüklüklerine oranla cilt yüzeyleri daha az ve yağ dağılımları ısı düzenlemesini etkiliyor. Hormonlar da rol oynuyor, ancak bu etki yaşamın her döneminde aynı düzeyde değil.