İngiliz yazar Louis de Bernières tarafından kaleme alınan Kanatsız Kuşlar Birds Without Wings 2004 yılında yayımlanmış destansı bir tarihi kurgu romanıdır. Kitap, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinden Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna uzanan sancılı süreci, Çanakkale Savaşı'nı, Mustafa Kemal Atatürk'ü konu alır…
Bu roman 2027'de yönetmen Fatih Akın tarafından çekimlerİ Yunanistan'da gerçekleştirilecek bir sinema filmi haline getirilecektir...The Cut adlı fiminde 1915 Ermeni sürgününü ele alan film yönetmeni Fatih Akın aslında Hrant Dink'in Agos gazetesindeki 12 yazısını temel alan avangart bir kurmaca film yapmayı planladığını, ancak Türkiye'den hiçbir Türk oyuncunun bu rolü oynamayı kabul etmemesi üzerine projeyi değiştirmek zorunda kaldığını söyledi...Fatih Akın’ın yönettiği The Cut (Kesik) filmi, 2014 yılında Cannes Film Festivali seçkisinden son anda geri çekilmiştir.Altın Palmiye'nin en güçlü adaylarından biri olarak gösterilmesine rağmen, Fatih Akın festival başlamadan kısa süre önce filmi yarışmadan çekmiştir.Yönetmen bu kararı resmi olarak sadece "kişisel sebepler" ile açıklamıştır.
FATİH AKIN'IN YILMAZ GÜNEY BİYOGRAFİSİ FİLM TASARISI BEYAZPERDEYE NE YAZIK Kİ YANSIYAMAMIŞTI
Yılmaz Güney’in hayatı 25 Ağustos 1973, Hamburg doğumlu Fatih Akın’ın yeni filmine konu olacaktı...
Yönetmen ve senaryo yazarı Fatih Akın, Kıbrıs Türkü bir ailenin 15 Ekim 1981 Londra doğumlu oğlu olan Akın Gazi’nin Yılmaz Güney’i canlandıracağı bir filmin ön hazırlıklarını tamamlamıştı...
Akın Gazi, Fatih Akın’ın “The Cut”ında, 28 Mart 1977 gecesi yabancı film OSCAR’ını Fildişi Sahili’ne kazandıran “Black and White in Color” adlı filmin Fransız yönetmeni Jean Jacques Annaud’nun “Black Gold-Kara Altın”ında ve altı OSCAR ödüllü “The Hurt Locker-Ölümcül Tuzak”ın yönetmeni Kathryn Bigelow’un Usame Bin Ladin’in ölü ele geçirilmesini konu alan beş dalda OSCAR adayı, tek OSCAR ödüllü “Zero Dark Thirty”sinde de rol almıştı.
Fatih Akın, “Yılmaz Güney bir kahramandı. Biz hepimiz, bir şekilde O’nun çocuklarıyız,” diyor…Fatih Akın hayranlarından biri olduğu Yılmaz Güney’i şöyle anlattı:
“Yılmaz Güney, Konya sürgününde tanıştığı ve bir pavyonda şarkıcılık yaparak geçimini sağlayan Can Ünal kendisinden hamile kalınca, kadına eğer çocuk erkek doğarsa kendisiyle evleneceğine dair söz vermişti. Ancak dünyaya gelen bebek kızdı. Bu nedenle Elif Güney Pütün annesi tarafından sevilmeyen bir çocuk oldu…”
“Yılmaz Güney çocuklarını çok sert, hatta neredeyse diktatörce şu düsturla yetiştirmiş: Yaşam çok çetin, yaşam bir kahpe, sen ondan daha sert olmak zorundasın. Çocukları da elbette taş kesilip kalmışlar…Yılmaz Güney üzerine kesinlikle bir film çekmek istiyorum.”
“Duvara Karşı” adlı filmi Berlin Film Festivali’nde büyük ödül Altın Ayı’yı Almanya’ya kazandıran Türkiye asıllı Alman yönetmen Fatih Akın Dostoyevski’nin Rus edebiyatını kastederek “Hepimiz Gogol’ün ‘Palto’sundan çıktık, ” sözlerini hatırlatırcasına Yılmaz Güney’le ilgili olarak “O bir kahramandı. Biz hepimiz, bir şekilde O’nun çocuklarıyız…Yılmaz Güney, “Hudutların Kanunu”nda (1966) birlikte çalıştığı Lütfi Ömer Akad (1916-2011) ile yollarının keşişmesi sayesinde kendi tarzını bulabildi,” diyor.
16 yaşındayken “Yol”u izleyen Fatih Akın, Yılmaz Güney’i yakın arkadaşı olan ve O’nunla “Umut” (1970) ve “Sürü”de (1978) çalışan Tuncel Kurtiz’den (1936-2013) dinlemekten büyük zevk aldığını da söylüyor…
Yılmaz Güney Fatih Akın’ın kendine rol modeli olarak aldığı üç kişiden biri (diğerleri: Emir Kusturica ve Martin Scorsese)
Fatih Akın, “O (Yılmaz Güney) bir maço, silah düşkünü, çapkın, Mao’cu, entelektüel, şair ve filmciydi…Solcular, O’ndan daha öğretici filmler yapmasını istedi; oysa O’nun filmleri zaten bu özelliği taşıyordu.Türk solu filmci olduğu için O’nu ciddiye almadı…Cahiers du Cinema dergisinin yazarları, editörleri O’nu cezaevinde ziyaret ettiklerinde içine kapalı bir entelektüelle karşılaşmayı beklerken karşılarında gangster kılıklı adamı buldu,” diyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Muhalif bir metin yazdığı için ilk kez cezaevine girdiğinde 22 yaşındaydı.Bir ekonomi öğrencisi olarak girdiği cezaevinde gangsterlerle haşır neşir oldu.Sonrasında cezaevi, evi ve yazıhanesi olmuş gibiydi.Orada bir ofisi vardı.Cezaevi dışında, O’nu öldürmek isteyenler bulunuyordu ve cezaevinde hayatının güvende olduğuna inanıyordu.”
“Yılmaz Güney, Can Ünal’dan doğan kızı olan kızı Elif’in ikinci eşi Fatoş tarafından kabul edilip benimsenmesine çabaladı.Fatoş zengin bir ailenin kızıydı ve Yılmaz Güney’den Yılmaz adında bir oğlu vardı.”
“Fatih Akın; Sinema Benim Memleketim, Filmlerimin Öyküsü” adlı kitaptan (Doğan Kitap Yayınevi ) ve (Alman Die Welt Gazetesi’nden Hanns-Georg Rodek’in -1957 doğumlu- Fatih Akın’la yaptığı söyleşiden) birer bölüm...
Yaşar Kemal'in en ünlü romanı İnce Memed de (1955) filmin Türkiye'de çekilmesine izin verilmeyince Yugoslavya'da çekilen bir sinema filmiyle (Memed, My Hawk; 1984; Peter Ustinov) beyazperdeye uyarlanmıştı…
BİR KİTAP:
"Kırmızı Cuma - Dink'in Kalemini Kim Kırdı?"
Nobel Ödüllü yazar Gabriel García Márquez "Cronaca Di Una Morte Annunciata-Crónica de una muerte anunciada-Chronicle of a Death Foretold- Kırmızı Pazartesi"de işleneceğini herkesin bildiği bir cinayetin öyküsünü anlatır.
"Kırmızı Pazartesi" Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Gabriel García Márquez'in bir romanıdır. Asıl adı "İşleneceğini Herkesin Bildiği Bir Cinayetin Öyküsü"dür ancak Türkiye'de "Kırmızı Pazartesi" ismiyle basılmıştır. Gerçek bir hikâyeden uyarlanan kitap, 1 Mayıs 1981'de İspanya, Meksika, Kolombiya ve Arjantin'de yayımlandı.Herkesin geleceğini bildiği ama engellemediği bir cinayeti geriye dönük adım adım inceleyen kısa ve sarsıcı bir başyapıttır...Francesco Rosi'nin yönettiği Kırmızı Pazartesi (İtalyanca: Cronaca di una morte annunciata), Gabriel García Márquez’in aynı adlı ünlü romanından sinemaya uyarlanmış bir dram, suç ve gerilim filmidir (1987)…
"Kırmızı Cuma - Dink'in Kalemini Kim Kırdı?" adlı kitaptan bir bölüm:
"Gazeteci ve Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, 19 Ocak 2007'de İstanbul Şişli'de gazete binasının önünde Ogün Samast tarafından uğradığı silahlı suikast sonucu hayatını kaybetti...Hrant Dink'in öldürülmesi de işleneceği bilinen, hatta göz yumulan ve üstü örtülmeye çalışılan bir cinayettir. Ama öykü değil gerçektir. Dink'in öldürüleceğini Trabzon polisi biliyordu, İstanbul polisi biliyordu, Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı ve Jandarma da biliyordu. Aslında Hrant Dink de yaklaşan tehlikenin farkındaydı. Ve 19 Ocak 2007 Cuma günü saat 14.57'de katil onu ensesinden vurdu. Şişli kaldırımını kırmızıya boyayan kan bizim "Kırmızı Cumamızı" yarattı.Tetikçi Ogün Samast, 2023 yılında cezaevinden tahliye edildi."
Hrant Dink'in 1915 Ermeni sürgününü eleştirmesi onu öldüren katilin affedilmesi için bir gerekçe haline getirilmiştir...
6 Şubat 2004 tarihli yazısında, Sabiha Gökçen'in Ermeni kökenli olabileceğini ifade eden Hrant Dink, Genelkurmay Başkanlığı'nın bir açıklamasıyla hedef alındı. Ardından, dönemin İstanbul Vali Yardımcısı Ergün Güngör, MİT'in talebiyle Dink'i İstanbul Valiliği'ne çağırdı. Görüşme sırasında, Güngör'ün yanında bulunan iki MİT görevlisi, Dink'i açıkça uyardı. Bu görüşme, daha sonra açılan davalarda "devletin cinayetten haberdar olduğu" tartışmalarının merkezinde yer aldı.
Öldürülmeden önce kaleme aldığı son yazısında Dink, "Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce" diyordu.
19 Ocak 2007 tarihinde, 17 yaşındaki tetikçi Ogün Samast, İstanbul Şişli'de bulunan Agos Gazetesi'nin önünde Hrant Dink'i silahla vurarak öldürdü. Olay sonrası Samast, babasının ihbarıyla Samsun Otogarı'nda yakalandı.
Cinayetin ardından çekilen bir fotoğraf ve bu ana ilişkin görüntüler, Samast'ın Türk bayrağı ve Atatürk posteri önünde poz verdiği, emniyet görevlilerinin ise övgü dolu sözler söylediği bir skandalı ortaya çıkardı.
Soruşturmanın ciddiyetini tartışmaya açan görüntüler kamuoyunda infial yarattı. Fotoğraf, yalnızca bireysel bir suçun değil, kurumsal reflekslerin de sorgulanmasına neden oldu.
17 yaşında olduğu için yetişkinlere uygulanan cezadan muaf tutulan Samast, üçte bir oranında indirimle 21 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. 15 Kasım 2023'te şartlı tahliye edilen Samast, cinayeti organize eden daha büyük bir planın parçasıydı.
Cinayet dosyası aydınlatılmak yerine sahte delillerle karartıldı...Yazar Nedim Şener, Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları kitabından sonra Kırmızı Cuma-Dink'in Kalemini Kim Kırdı kitabıyla yeni belge ve tanıklarla üstü örtülmeye çalışılan cinayetin aydınlanmasına bir katkıyı amaçlıyor."Kırmızı Cuma" hâlâ kanıyor…Şişli'de Agos'un önünden geçerken bakın Hrant Dink'in cansız bedeni hâlâ o kaldırımda yatıyor.
