Bir Salı Efsanesi
Bilmeyenler olabilir. Dernek desen; değil, vakıf desen; değil. Tüzel hiçbir kişiliği olmayan bir grup. 2004 yılından beri her hafta Salı günü sabahın köründe Antalya Tenis İhtisas Kulübü’nde (ATİK) toplanıyorlar. Çoğunluğu kendi alanlarında birer marka olan iş insanlarından oluşan bu grubun arasında akademisyenler, hukukçular ve Antalya’nın kanaat önderi isimleri de yer alıyor. Yaklaşık 50 kişiler. İş hayatında yaşadıkları tecrübeleri anlatmak için yıllar önce birkaç kişinin Salı günleri sabah vakti bir araya gelmesiyle kendiliğinden oluşan bu grup zamanla genişlemiş. Pandemi döneminde sokağa çıkma kısıtlamalarının olduğu günlerde bile Zoom üzerinden toplantılarıyla bir araya gelmeyi sürdüren Salı Grubu’na kurulduğu günden beri Muharrem Koç başkanlık ediyor. Peki toplantılar nasıl organize ediliyor? 
Birkaç gün öncesinden o haftanın toplantısının konusu gruba bildirilip, katılmak isteyenler isimlerini yazdırıyorlar.
Salı sabahı saat 07:50’de Antalya Tenis İhtisas Kulübü’nün bahçesinde toplanmaya başlıyorlar.
Toplantıları Muharrem Koç organize edip yönetiyor.
İlk gelen sonrakileri karşılıyor. Selamlaşırken sarılıp öpüşmek yasak. Kılık kıyafet konusunda da belli kurallara uyulması gerekiyor.
Ayaküstü sohbet, katılımcıların tamamı gelinceye kadar devam ediyor. 
Sonra salondaki kahvaltıya geçiyorlar. “U” şeklindeki masaların etrafında oturan grup kahvaltıda sağlıklı beslenme gerekçesiyle tuz, şeker kullanmıyor. Toplantılara kimi zaman grup üyeleri dışında Antalya ekonomisine, kültürüne katkıda bulunan kişiler de davet ediliyor. Kimi zaman da konusunda uzman bilim insanları, akademisyenler, bürokratlar, iş insanları ya da siyasetçiler de konuşmacı olarak katılıyor. Salı Grubu Başkanı Muharrem Koç’un davetlileri tanıtıp duyuruları yapmasıyla devam eden toplantı haftanın konuşmacısının yaptığı sunumun ardından Saat 11.00 civarında toplu fotoğraf çekimi ile son buluyor. Grubun dernek, vakıf gibi tüzel kişiliği olmadığı için bir bütçesi, aidat gibi bir geliri yok.

Herşey gönüllülük esasına göre, imece usulüyle.
Her hafta kahvaltının bedelini gruptan biri üstleniyor.
İl dışından gelen konuşmacının ulaşım ve konaklama giderleri de imece usulüyle karşılanıyor. Kimi oteli, kim uçak masrafını, kimi de transferi üstleniyor.
Herhangi bir bütçesi olmadığı için konuşmacılara hiçbir ücret de ödenmiyor.
Hatta parayla getirilmesi mümkün olmayan isimler bile gelip konuşma yapıyorlar. Böylece imece usulü bu oluşuma onlar da destek veriyorlar.
Politikacılarla, yöneticilerle, sanatçılarla, uzmanlarla iş dünyasını buluşturan Salı grubu bu özelliğiyle sosyal, siyasal ve ekonomik boyutları da olan bir oluşum.

Türkiye’de bir başka örneği muhtemelen yok. Grubun faaliyetleri Salı günü yaptıkları etkinliklerle de sınırlı kalmıyor. Kahvaltı haricinde bazen birbirlerine misafir oluyorlar. Kültür sanat etkinliklerinde bir araya geliyorlar. Birbirlerinin acılarını paylaşıp sevinçlerine ortak oluyorlar. Düğünde cenazede birbirlerini yalnız bırakmıyorlar.
İyi günde, kötü günde bir aradalar. Hatta ortak gezilere de katılıyorlar . Ortak sosyal sorumluluk projelerine imzalar atıyorlar.
Milyonlarca liralık bütçesi olan kurumlardan bile çok daha aktifler. Geçmişte ben de uzun süre bu grubun içinde bir medya mensubu olarak yer aldım. Her biri birbirinden değerli insanlardan oluşan bu grubun üyeleri arasında aradan geçen sürede hayatını kaybedenler de oldu. Örneğin geçen Ocak ayında Antalya’nın kültür ve sanat hayatına çok büyük hizmetleri olan, Mimar Sinan Üniversitesi’ndeki lisans tezimde bilgilerinden faydalanıp kaynak gösterdiğim araştırmacı yazar Giray Ercenk ile benim gibi Antalya’da yaşayan Burdur doğumlu olan iş insanı Sami Atılgan bu dünyadan geçen yıl göçüp gitti. Sami Atılgan ulaştırma ve inşaat sektöründe Antalya’nın önde gelen isimlerinden biriydi.
Her ikisini de Salı Grubu’nda yakınen tanıma şansım olmuştu. Giray Ercenk toplantılarda kimi zaman Antalya’nın tarihine ışık tutar kimi zaman da bir anısını paylaşırdı. Giray Ercenk i balkondan düşerek hayatını kaybetmişti. Giray Abi’nin adı Muratpaşa’nın Şirinyalı Mahallesi’ndeki bir parkta yaşatılacakmış. Bu konuda Muratpaşa Belediyesi’ni tebrik ediyorum. Sami Atılgan’ın adının da yaşatılması için buradan yetkililere çağrıda bulunuyorum. Öte yandan, İstanbul’da klinik psikoloji üzerine yüksek lisans eğitimi alan kızım Naz geçtiğimiz ay Aksu’da ilçenin ilk psikoteknik değerlendirme merkezini açarak iş hayatına atılmıştı. Salı Grubu Başkanı Muharrem Koç, geçen hafta kızımı tebrik etmek için telefonla aramıştı. Ardından da bu haftaki toplantıya Naz ile birlikte beni de davet etti. Toplantıda hem eski dostlarla, hem geçmişte uzun yıllar Akşam Gazetesi’nde uzun yıllar birlikte çalıştığımız Antalya Gazeteciler Cemiyeti’nin önceki başkanı Mevlüt Yeni ile hem de şu anda gazetecilik yapmaya devam ettiğim Akdeniz Gerçek Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni değerli dostum Songül Başkaya ve Antalya’nın önde gelen reklam ajanslarından ve medya şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı olan Alaaddin Özuzun ile biraraya geldik.

Bu haftaki toplantının konuşmacısı ise bir harikaydı. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Bölümü Tıbbi Biyoloji ve Genetik Ana Bilim dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Şükran Burçak Yoldaş DNA ve Genlerden Hayata: İnsanın Kullanma Klavuzu başlıklı bir sunum yaptı. Sunumda Başak Hoca tıbbi terimlerle dinleyicileri yormak bir yana; arkeolojiden sanata, felsefeden sosyolojiye, psikolojiden mitolojiye kadar neredeyse her konuyla bağlantı kurarak insan DNA’sının şifrelerini mükemmel bir dille anlattı. “Hoca olmak demekki böyle oluyor” dedirten dopdolu bir sunumdu. Antalya’nın yetiştirdiği Burçak Hoca’yı tebrik ediyorum. Elbette böyle bir konuşmacıyı bizlerle buluşturan Muharrem Koç’a da teşekkür ediyorum.