Sinema Salonlarında Seyirci Rekorları Kırıldı

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Sinema Salonlarında Seyirci Rekorları Kırıldı

31 Temmuz 2026'da Türkiye sinemalarında gösterilmeye başlanan, 225 milyon dolar harcanan, Örümcek-Adam: Yepyeni Bir Gün -Spider-Man: Brand New Day  ilk gününde 296 bin 215 seyirciye ulaşarak Türkiye’de de rekor kırdı...Film Türkiye sinemalarındaki  ilk üç günde 725 bin 411 seyirciye ulaşırken, dünya sinemalarında üç günde 932 milyon dolar hasılata ulaştı...

"Das Boot-Denizaltı" filmiyle de tanınan Wolfgang Petersen'in Homer-Homeros uyarlaması İlyada Destanı Troy-Truva filmine 185 milyon dolar harcanmış ve bu film Türkiye sinemalarında 2004 yılında 1.692.458 seyirci ve $6,779,897 hasılat toplamıştı...

Homer-Homeros'un Antik Yunan epik destanı Odysseia'nın bir uyarlaması olan 250 milyon dolar harcanan The Odyssey adlı filmdeyse (2026) Matt Damon, İthaka'nın Yunan kralı Odysseus rolünde baş roldedir.

The Odyssey, Türkiye sinemalarında $5,021,613 hasılat ve  1.039.973  seyirci topladı...

CHRİSTOPHER NOLAN FİLMLERİNİN KÜRESEL SİNEMA HASILATLARI:

The Dark Knight Rises $1.085.000.000

The Dark Knight     $1.009.000.000

Oppenheimer $983.000.000

The Odyssey $911,397,415

Inception $839.000.000

Interstellar $774.000.000

Dunkirk $ 549.000.000

Tenet $376.000.000

Batman Begins $375.400.000

Insomnia $113.800.000

The Prestige     $109.000.000

Memento $40.100.000

YILMAZ GÜNEY'İN HAYATI FİLM OLACAK

Yılmaz Güney Fatoş Güney'in annesine Mayıs 1982'de "Bana hayattaki en büyük ödül, en büyük hediye kızınızdır" dedi...(Kitap: Camları Kırın Kuşlar Kurtulsun; Sayfa: 275)

Fatoş Güney anı kitabında (Kitap: Camları Kırın Kuşlar Kurtulsun; Sayfa: 274) Mayıs 1982'de Hydra Adası'nda Akdeniz Uluslararası Kültürel İşbirliği Toplantısı'ndaki Yılmaz Güney ile Yunan Kültür Bakanı Melina Mercouri'nin bir araya geldiğini, 12 Eylül Faşist Cuntası'nın hapisle tehdit ettiği Yaşar Kemal ve Zülfü Livaneli'nin Yılmaz Güney'le aynı karede görünmemek için son anda Hydra Adası'nda Akdeniz Uluslararası Kültürel İşbirliği Toplantısı'na davetli oldukları halde katılmadıklarından dolayı Yılmaz Güney'in ve kendisinin çok üzüldüğünü de anlatır...

Melina Mercouri 1961 yılında gösterime sunulan "Never on Sunday Pazarları Asla" filmindeki performansıyla En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar ödülüne aday gösterilmişti...

Camları Kırın Kuşlar Kurtulsun, Türk sinemasının efsanevi ismi Yılmaz Güney'in hayatını konu alan biyografik bir film projesidir. Film, Fatoş Güney'in kaleme aldığı aynı isimli Camları Kırın Kuşlar Kurtulsun kitabından sinemaya uyarlanacak...

Filmin yapımcılığını Ahmet San ve Murat Yontan üstlenmektedir.

Projenin yönetmen koltuğunda "Cem Karaca'nın Gözyaşları"yla (2024) bir başyapıta imza atan Yüksel Aksu var...

Rol için farklı dönemlerde İsmail Hacıoğlu ve Erkan Kolçak Köstendil gibi oyuncuların adları geçmiş ve onlarla görüşmeler yapılmıştır.

Projenin ilk planlamalarında Fatoş Güney'i Deniz Barut'un canlandıracağı açıklanmıştı...

"SUSUZ YAZ" BU KEZ DİZİ OLUYOR

Türk Film Tarihi'nin ilk uluslararası başarısı Metin Erksan'ın yönettiği Necati Cumalı (1921-2001) uyarlaması "Susuz Yaz" olmuş, 1963 Berlin Film Festivali büyük ödülü Altın Ayı'yı kazanan film Türk hükümetince Oscar yarışına için Los Angeles'a da yollanmıştı...

Yönetmen Metin Erksan Necati Cumalı uyarlaması "Susuz Yaz"ı Ayhan Işık ve Türkan Şoray'la çevirmek istediğinde bu oyuncular tarafından reddedilmişti...Metin Erksan Ayhan Işık ve Türkan Şoray'ı "Acı Hayat" adlı filminde (1962) bir araya getirdiğinden "Susuz Yaz"ı da öncelikle onlara teklif etmişti...

Yılmaz Güney'in "Umut"u 1971 Cannes, yine Yılmaz Güney'in Ağıt'ı 1972 Venedik film festivallerine kabul edilme başarısını gösterirken, Yılmaz Güney'in senaryolarına dayanan "Sürü" ve "Düşman" 1979 ve 1980 Berlin film festivalinde resmi programa alınmıştı...

Yılmaz Güney'in senaryosuna dayanan "Yol"ise Cannes film festivali büyük ödülü Altın Palmiye'yi elde ederken, Los Angeles'ta Oscar ödülü kadar saygınlığı olan Altın Küre ödülü adaylığına ulaşmıştı...

Ankara doğumlu kadın yönetmen Deniz Gamze Ergüven'in yönettiği Fransa'yı temsil eden "Mustang" filmi, 88. Oscar Ödülleri'nde Konuşma Dili İngilizce Olmayan Yılın En İyi Filmleri Kategorisi'nde aday gösterilme başarısını elde etmişti...

"Sarı Zarflar" adlı filmi 2026 Berlin Film Festivali'nde büyük ödülü kazanan Berlin doğumlu Türk kökenli İlker Çatak'ın Almanya'yı temsil eden filmi "The Teachers' Lounge-Das Lehrerzimmer-Öğretmenler Odası" 96. Oscar ödüllerinde Konuşma Dili İngilizce Olmayan Yılın En İyi Filmleri Kategorisi'nde aday gösterilme başarısını elde etmişti...

2026'NIN "SUSUZ YAZ"I

Aşk-ı Memnu, Ezel ve Yaprak Dökümü dizilerinin yapımcısı Ay Yapım’ın Necati Cumalı uyarlaması Susuz Yaz projesi yeni sezonun en iddialı dizilerinin başında geliyor. Necati Cumalı'nın aynı adlı eserinden uyarlanan dizinin senaryosunu Sema Ergenekon yazıyor, Yusuf Pirhasan ise diziyi yönetecek.
İLK AKLA GELEN NECATİ CUMALI UYARLAMALARI:

Boş Beşik (1952) Baha Gelenbevi

Tütün Zamanı (1959) Orhon M. Arıburnu

Boş Beşik (1969) Orhan Elmas

Susuz Yaz (1963) Metin Erksan

Susuz Yaz (1973) Yılmaz Duru

Derya Gülü (1973) Nuri Akıncı

Dila Hanım (1977) Atıf Yılmaz

Derya Gülü (1979) Süreyya Duru

Mine (1982) Atıf Yılmaz

Tutku (1984) Feyzi Tuna

Dul Bir Kadın (1985) Atıf Yılmaz

Adı: Vasfiye (1985) Atıf Yılmaz

Uzun Bir Gece (1986) Süreyya Duru

Ay Büyürken Uyuyamam (2011) Şerif Gören

1963'ÜN "SUSUZ YAZ"IYLA DÜNYA ÇAPINDA ÜNE KAVUŞAN HÜLYA KOÇTİĞİT'İN ANNEANNESİNİN YAŞAM ÖYKÜSÜ ÇOK HÜZÜNLÜYDÜ

Hülya Koçyiğit’in anneannesinin hayatı gerçekten müthiş bir melodram filmi olabilecek ayrıntılarla dolu.Hülya Koçyiğit’in anneannesi Müjgan Hanımın gerçekten çok sarsıcı bir yaşam öyküsü var…Hülya Koçyiğit anneannesini Dünya Gazetesi’nden Feyzan Ersinan Top’un “Hülya Koçyiğit: Film Gibi Yaşadım” kitabında özetle şöyle anlatmıştı...

Hülya Koçyiğit: “Anneannem filozof bir kadındı ve çok büyük acılardan geçmiş biriydi. İnşallah bir gün anneannemin yaşadığı bu çileyi film yapacağım. En büyük dileğim bu.”Soru: “Nasıl acılar bunlar?”Hülya Koçyiğit: “Anneannem küçük (bebek) yaşta ailesince terk ediliyor. Daha bir buçuk yaşındayken… (O dönemde) Ablası da üç yaşında. Her ikisi de daha bebek olduklarından anneleri nerede anlamıyorlar.(…) Günler geçiyor iki küçük çocuk köydeki evde aç susuz yaşıyor. O sırada anneannemin ablası belki hastalanıyor belki aç kalıyor ve ölüyor. Tabii anneannem bir buçuk yaşında olduğundan ablasının öldüğünü anlamıyor. Onu bebek gibi yedirmeye çalışıyor, çekiştiriyor, oyun oynuyor onunla. Nihayet köylüler bir gün kapıyı kırıp anneannemi ve ölmüş ablasını buluyorlar. Ablasını toprağa veriyor, anneannemi de evlâtlık veriyorlar. Bir süre sonra anneannem onu evlât edinen memur aileyle birlikte yaşadığı köyden İstanbul’a geliyor (…)Anneannem 17 yaşına geldiğinde İstanbul’da bir köşkten “Kızınıza talibiz” diye onu istiyorlar. Görücü usulüyle anneanneme talip oluyorlar; ama talip olan adam zaten evli. Köşke anneannemi kuma olarak istiyorlar. Anneannemi evlât edinip büyüten aile anneannemi kuma olsun diye köşke yolluyor. Köşkün zengin sahibi anneannemi hamile bırakıyor ve bir çocukları dünyaya geliyor. Meğer evin hanımının çocuğu olmuyormuş. Anneannemi de evin beyine çocuk doğursun diye kuma olarak köşke almışlar. Çocuk dünyaya geldikten sonra çocuğa el koyup anneannemi sokağa atıyor ve “Çocuk senin değil, bizim. Artık seni de tanımıyoruz!” diyorlar. Anneannem günlerce köşkün önünde yatıp kalkıyor. Köşkte yaşayan aile Jandarmaya haber verip anneannemi evinden önünden attırıyor. Akıl sağlığı bozuktur iddiasıyla da bir süre de hastaneye yatırıyorlar. Anneannem on beş yaşında sokakta kalıyor ve bir eve çalışmaya giriyor. Bu evin temizlik işini yaptığı bir gün, yeni çalıştığı konağın çok kadınlı bir ailede büyüyen çok çapkın beyi de anneanneme sahip oluyor. Anneannem bu adama (sonradan dedem olacak adama) “Benimle evlenmek zorundasın” diyor. Önceden başına gelen olayları da bu adama anlatıyor ve bu kez adam hem bekâr, hem insaflı çıkıyor ve anneannemle evlenmeyi kabul ediyor…Dedemin hayatında kadınlar, kızlar, alemler hep olmuş. Gözü daima dışarıdaki kadınlardaymış. Anneannem resmi nikâhlı eşiydi dedemin ama dediğim gibi anneannemin kocası yoktu. Çünkü deyim yerindeyse dedem evin yolunu bilmezdi. Dedem anneme gelip, birlikte olduğu, anneannemi aldattığı kadınların fotoğraflarını küçük kızına göstererek “Nasılsın Melek? Bak bu fotoğraftaki ablayı beğendin mi? Annen olsun mu bu abla?” dermiş…Dedem gerçek adı Zerbap olan anneanneme adını değiştirerek Müjgan adını da vermiş. Annem bilmediği bir yerlerde yaşayan bir kardeşi olduğunu biliyordu; ancak onu hiçbir zaman bulamadı / bulamadık, hiçbir zaman bir araya gelemedik teyzemle.”

Hülya Koçyiğit’in En Çok Beğendiği Türk Filmleri:  

Metin Erksan’ın “Susuz Yaz”ı

Şerif Gören’in “Yol”u

Lütfi Akad’ın “Kızılırmak Karakoyun”u

Lütfi Akad’ın “Gelin”i

Şerif Gören’in “Derman”ı

Atıf Yılmaz’ın “Selvi Boylum Al Yazmalım”ı

Lütfi Akad’ın “Vesikalı Yarim”i

Ömer Kavur’un “Anayurt Oteli”

Metin Erksan’ın “Sevmek Zamanı”

Memduh Ün’ün “Üç Arkadaş”ı

DÜNYA SAVAŞI'NIN İLK HAFTALARINDA ÖLDÜRÜLEN ÜSTTEĞMEN NASIL ÖLÜMSÜZLEŞTİ?

Dünya Savaşı, 28 Temmuz 1914 tarihinde Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun Sırbistan'a savaş ilan etmesiyle resmi olarak başladı.Almanya,Avusturya Macaristan İmparatorluğu lehine 1 Ağustos 1914 tarihinde Sırbistan'ın koruyucusu Rusya'ya savaş ilan etmişti.29 Ekim 1914'te Alman Amiral Wilhelm Souchon komutasındaki Osmanlı-Alman ortak filosu (Goeben-Yavuz, Breslau-Midilli ve diğer Osmanlı gemileri) Karadeniz'deki Rus limanları Sivastopol, Odessa ve Novorossisk'i bombaladı. Karadeniz Baskını adı verilen bu olay, Osmanlı İmparatorluğu'nun I. Dünya Savaşı'na resmen ve fiilen girmesine yol açtı.

The Fifth Woman-Beşinci Kadın (1963), The Widowmaker-Dul Tezgahı(1966) , The Devil's Lieutenant-Şeytanın Teğmeni(1970) romanlarının yazarı Maria Fagyas 14 Şubat 1905 tarihinde Budapeşte'de doğdu...24 Haziran 1985'te Palm Springs, California, ABD'nde vefat eden Fagyas eserlerinde doğup büyüdüğü Macaristan'ı ve Orta Avrupa'yı anlatır...Maria Fagyas Macar asıllı oyun yazarı, gazeteci Ladislaus Bus-Fekete (1896–1971) ile evlenmişti...Maria Fagyas Avusturya-Macaristan ordusunda üsteğmen olan ve çok erken yaşta kaybettiği babası Géza Fagyas'ı (9 Ekim 1914 Cuma günkü bir sıcak çatışmada öldürüldü) ölümsüzleştirmek için  The Devil's Lieutenant-Şeytanın Teğmeni (1970) adlı romanını onun anısına ithaf etmişti...

Film yönetmeni Sam Mendes 1917 adlı filmde dedesinin Birinci Dünya Savaşı deneyimini beyazperdeye taşımıştı...1917'de hikaye, yönetmen Sam Mendes'in  Dünya Savaşı'nda Batı Cephesi'nde haberci olarak görev yapan dedesi Alfred Mendes'in kendisine anlattığı gerçek anılardan esinlenerek kaleme alınmıştır...1917 filmi, Alfred Mendes'e ithaf edilmişti:

"İngiltere'nin kıdemsiz onbaşısı Alfred. H.Mendes için. Bize hikayeleri o anlattı. "

American Beauty (Amerikan Güzeli), Revolutionary Road (Hayaller Peşinde), Road to Perdition’ın (Azap Yolu) yönetmeni Sam Mendes:

"1917 benim bir parçam. Dedem Alfred Mendes 17 yaşndayken 1.Dünya Savaşı’na katıldı ve savaştı. Dedem öyküler anlatmayı seven bir yazardı. Yetmişlerine dek savaşta yaşadıklarını bizlere aktarmadı. Ufak tefek biriydi, iyi koştuğu için savaşta onu ulak,postacı olarak kullanmışlardı. Dedem savaş anılarında kahramanlıktan ya da askerlerin ne denli cesur olduklarından hiç söz etmedi. İnsan yaşamının pamuk ipliğine bağlı olduğunu, şans ve Tesadüflerden oluştuğunu söylerdi. Yaşamla ölüm arasında ince bir çizgi olduğunu vurgulayarak ölmediğim için çok şanslıyım derdi. Siperlerdeki vıcık vıcık çamuru hatırladıkça sık sık ellerini yıkardı. Savaşta insanoğlunun deneyimlemek zorunda olduğu evreleri anlattım...”

1917 adlı film on dalda Oscar ödülüne aday gösterilmiş ve üç dalda da kazanmıştı...
 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız