Günlükler
02-02-2026
Prof. Gazi Özdemir anlatıyor;
Kur’an-ı Kerim’de 440 kural anlatılır. Bu kuralların 226 tanesi haramları ve yasakları anlatır. 214 tanesi helalleri anlatır. Gazi Özdemir’e göre olumsuzluklardan kurtulup cennete gitmek isteyenlere yol gösterici Mehdi'dir.
Cennete gitmek isteyenleri olumsuzluklardan arındıran, cennete ulaştıran Mesih, Kur’an’dır.
İfrat = Fazla, aşırı Tefrit = Yetersiz, eksik / Ayırıcı, ayrıştırıcı
Cehennem = Islah olma yeri Cennet ve cehennem bir hâldir.
Peygamberimiz köleliği ve alışverişini yasaklamasına rağmen Araplar arasında ve Anadolu’da 1910 yılına kadar devam etmiştir. Mekke ve Medine’de köle satışı devam etmiştir.
İslamiyet’te faiz haram olmasına rağmen İslam’ın bayraktarlığını yapan Necmettin Erbakan ve onun taraftarları paralarını faizde değerlendirdikleri için milyarlarca dolarları offshore (sınır ötesi faiz sistemi) hesaplarında battı. Aynı oyunu Yahudiler oynamaktadır. Yahudilikte de faiz haramdır. Ama kendi aralarında Yahudi, Yahudi’ye para verir; "ticari destek" der, faiz uygulamaz ama Yahudi olmayanlara verilen kredilerden en yüksek faizi alırlar. Şu anda dünya kredilendirme kuruluşları dünyanın en zengin on iki ailesinindir. Dünya para piyasası ve ticareti bu ailelerin denetimi altındadır.
2026 yılında Anadolu’daki bir ilimizdeki cami imamı tefecilik yaptığı için tutuklandı.
Mali düzelme önerilerim:
1- Türkiye’deki cumhuriyet ilkelerini zedeleyen, üç dönemden fazla milletvekilliği ve belediye başkanlığı yapmak yasaklanmalı. Çok çalışkan ve akıllı kişilerin bilgi birikimlerinden başka şekilde, duayen danışman olarak faydalanılabilir.
2- İkinci büyük hata babadan oğula geçen milletvekilliği, belediye başkanlığı veya parti liderliğidir. Erbakan’ın oğlu parti başkanı ve milletvekili, Özal’ın oğlu milletvekili, Türkeş’in oğlu ve kızı milletvekili, Bülent Arınç’ın oğlu milletvekili, Mehmet Ağar’ın oğlu milletvekili, Melih Gökçek’in oğlu milletvekili... Bunlar yetmiyor, Bilal oğlan Cumhurbaşkanlığına hazırlanıyor.
Siyasiler koltuklarını, haksız yollardan elde ettikleri servetlerini korumak ve servetlerine servet katabilmek için bu yolu tercih ediyorlar.
Mali düzeni yıkan uygulamalar:
1- Siyasilerin koltuklarını devamlı kılabilmek için emeklilik şartlarını gevşeterek milyonlarca kişiye bir ay içinde emeklilik veren siyaset.
2- Gelir düzeyi düşük diye vatandaşı çalışmadan üç kuruşa mahkûm ettiler: EYT.
3- Şimdi ev hanımlarına çalışmadan, prim yatırmadan emeklilik hakkı verilmesi.
4- Emekli Sandığı üzerinde 3.480 emekli milletvekili, 6.800 hâkim-savcı, 8.980 albay ve üstü asker, 18.680 genel müdür, müsteşar, vali, emniyet müdürü... Bunlar en az 80-200 bin lira emekli maaşı alıyorlar. Bununla beraber 18 milyon emekli mevcut.
5- Emeklilik ve sosyal yardım işinin siyasete ve oya tahvil etmesi ülkenin ekonomik çöküşünü hızlandırıyor.
Bu işin tuzu biberi; yandaş müteahhit ve iş adamlarının milyarlarca lira vergi borçları, onların affedilmesi, geçilmeyen köprü ve yollara ödenen paralar, uçulmayan havalimanları, tedavi olunmayan şehir hastanelerine ödenen tazminatlar... Şayet bunları ödemezseniz "Sizin olmayan mahkemelerinize güvenmiyoruz, İngilizler hakem olsun" denmesi.
Vakıf adı altında tarikatlara, eğitim adı altında milyonlarca lira aktarılması.
Bunlar Müslüman arkadaşlar; Diyanet'in parası ile Bilal oğlanın 400 arkadaşının umreye götürülmesi, otuz Ramazan 3.000 kişiye devletin kasasından şatafatlı iftar yemeği verilmesi... Hangi aksaklığı sayayım dostlar?
Türkiye’de adalet ve hukuk yok, ülkenin vatandaşı ülkenin hukukuna güvenmiyor. Devletle yapılan sözleşmelerde İngiliz mahkemelerini esas alıyorlar.
Türk hâkim ve savcılarına gelince; dünkü savcının 82 milyon liraya villa alması, adalet saraylarındaki savcılara ve hâkimlere ait otoparkların son model milyonluk araçlar ile dolu olması gayet normal. Cumhurbaşkanının emrinde 14 uçak varsa savcı ve hâkimlerde de milyonluk araçlar olur. Savcılar böyle rüşvet alırken adliye emanetleri de teker teker soyulup hırsızlar İngiltere’de hayat yaşar...
PAVLOS
Pavlos, Tarsuslu bir Yahudi ailenin çocuğudur. Hahamlık eğitimi alır. Sonra Roma ordusuna katılarak Kudüs’te görev alır.
İsa’nın çarmıha gerilmesinden sonra kaçan havarilerini yakalayıp cezalandırmakla görevlendirilir.
İsa’nın annesi ile Şam’a doğru kaçan Barnabas’ı kovalarken, kendisine gelen bir ilham ile (İsa’yı rüyasında görür: "Sen onları öldürme fikrinden vazgeç, sen onlara yardımcı ol.") Barnabas ve Meryem Ana’ya yardımcı olmaya karar verir. Kıbrıslı olan Barnabas ile Kıbrıs’a geçerler. Bunların Kıbrıs’ta İsevi telkin ve nasihatlerinden rahatsız olan Yahudi cemaati, bunların Kıbrıs’ı terk etmelerini isterler. Zamanın Kıbrıs valisi Yalvaçlıdır (Antiokheia). Bunlara bir tavsiye mektubu yazarak memleketi Yalvaç’a gitmelerini önerir.
Taşucu’ndan Anadolu’ya geçen Pavlos, Barnabas ve Meryem Ana; Dörtyol, Side, Serik, Yazılı Kanyon, Sütçüler (Pavlum), Beydilli üzerinden Yalvaç’a ulaşırlar. Kıbrıs’taki valinin verdiği tavsiye mektubu sayesinde büyük kabul görürler, sekiz sene Yalvaç’ta yaşarlar. Yalvaç’ın Men Tapınağı'nda ilk İsevi ayinlerini icra ederler ve çok taraftar kazanırlar.
Pavlos ve Barnabas burada ilk İncil’i kaleme alırlar. Bu bölgede o zaman Yörük Türkmenler yaşamaktadır.
İsevilik'i yaymak amacı ile Yalvaç’tan yola çıkan Barnabas, Meryem ve Pavlos; Gelendost, Nis Adası, Barla, Uluborlu, Dinar, Laodikeia, Denizli, oradan Efes’e ulaşırlar. Efes’te Meryem Ana’nın vefatı üzerine Meryem Ana’yı Efes’e defnederler. Barnabas ve Pavlos Kudüs’e dönerler. Burada fikir ayrılığına düşen ikili ayrılır. Pavlos ilk gittikleri yolu izleyerek inananlarını ziyaret ederek Yalvaç’a gelir. Yine bir süre konakladıktan sonra tekrar Efes’e ulaşır. Çanakkale’den Yunanistan’a geçer.
Şimdi birkaç fıkra
Stetoskopsuz Doktor:
Akdeniz Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Polikliniğine muayene olmaya gittik. Ben tüm hazırlıklarımı yaptım. Aldığım ilaçları, son kan tahlil sonuçlarımı, ölçtüğüm tansiyon sonuçlarını güzelce not ettim. Bu kişisel bilgilerimi doktora aktardım.
Doktor sırtımı dinler diye soyunmaya başladım. Çünkü geçmeyen inatçı öksürük şikâyetim var. Doktor "Stetoskopum yok, onu kaybettim, bulamıyorum" demez mi? "Öksürüğünüz grip salgını nedeni ile olmuştur. Bu salgınlarda öksürük iki ay sürebiliyor. İsterseniz tomografi filmi için havale edeyim" dedi.
04-02-2026
Paraşüt Eğitimi:
Paraşüt eğitiminde İngiliz hoca anlatıyor: "Uçaktan atladıktan sonra sağ tarafınızdaki ipi çektiğiniz zaman paraşütünüz açılır. Eğer paraşütünüz açılmazsa sol tarafınızdaki ipi çekiniz, yedek paraşütünüz açılır. Yedek paraşütünüz de açılmazsa Meryem Ana'ya dua edin."
Temel atladıktan sonra iki ipi de çeker ama paraşütler açılmaz. Temel hocaya bağırır: "O karının adı neydiiii?"
Yine bir paraşüt fıkrası:
Temel paraşüt eğitimine gidiyor. Gece rüyasında anasını görür, anası sıkı sıkı tembih eder: "Sakın hocanın vereceği paraşütü alma, o paraşüt açılmayacak." Ertesi gün tatbikatta uçakla paraşüt eğitimi alanlar havalanıyor. Hoca herkese paraşütlerini veriyor. Temel "Anam rüyamda sizin vereceğiniz paraşüt açılmayacak dedi" diye hocanın verdiği paraşütü almıyor. Hoca "Al o zaman benim paraşütümle atla, ben de senin paraşütünle atlarım" diyor. Herkes atladıktan sonra hoca atlıyor ama paraşütü açılmıyor. Hoca bağırıyor: "Temel senin anaaa..."
06-03-2026
Nöbet! Nüübeet!! Nüüübeeett!!!
Mehmet okuma yazma bilmiyor. 30 yaşını geçmiş bakaya olarak askere gider. Ali okuluna yazarlar. Birlikteki uyanıklar ellerine bir kâğıt alıp uyandırıyorlar: "Kalk, 1-3 nöbetin var." Bir gün iki gün bu devamlı olunca her gün alavere dalavere Kürt Mehmet nöbete ve nihayet Mehmet çıldırır, bağırıp çağırmaya, kırıp dökmeye başlar. Durum nöbetçi subay Ömer Faruk’a intikal eder. Mehmet subayın karşısına gelince "Nübet, Nüübbet, Nüüübbbeeet" diye şikâyetçi olur. Durumu anlayan adaletli komutan Mehmet’in nöbetlerini kendi ayarlar.
Yap bir iyilik at denize:
Ömer Faruk’un halasının kızının kızı Hacer narkoz teknisyeni olmuştur. Devre arkadaşının oğlu Burak eczacıdır. Arkadaşı Ömer Faruk’a dert yanar: "Amcası, şu oğlanı evlenmeye razı et ve Burak’a bir kız bulalım" der. Ömer Faruk halasının kızına ve Hacer’e durumu anlatır: "Kızım, Burak’ın telefonu bu. Benim çok sevdiğim arkadaşımın oğlu. Konuşun, anlaşabilirseniz bir yuva kurun. Evlenme zamanınız geldi" der. "Olur dayı, konuşalım" der. Hacer Burak ile konuşur ve anlaşırlar. Düğün dernek yapılır. Mutlu bir yuva kurulur. Hacer’in anası Ömer Faruk’a küser, konuşmaz. "Biz ona ev aldırmıştık, taksitlerini Hacer ödüyordu. Ömer bizim düzenimizi bozdu" diye haber yollar. Bir daha Ömer ile konuşmaz.
Şimdi Burak ile Hacer çok mutlular. 6 yaşında bir oğulları, 3 yaşında bir kızları var. Biz gençler ile iletişimimizi devam ettiriyoruz ama halamın kızı hâlâ bana küs, konuşmuyor.
09-03-2026
Ekmeğe hasret:
Cuma günü camiye erken gittim. Namaz saatini beklerken cami arkadaşım şu anısını anlattı:
Babam ekmeğe hasret gitti dedi. Dedem Çanakkale Savaşı'nda şehit düştüğünde babam 6 yaşında imiş. Babaannem çok güzel bir göçmen kızı imiş. Çakır Emine derlermiş. Dedem şehit olunca adamın biri ile evlenmiş. Adam çocuğu istemem demiş. Babaannem babamı yaşlı bir kadına vermiş. Kadının koyun sürüsü varmış. Koyunları gütsün ben de ona bakayım demiş.
Sabah gün ışırken uyandırır koyunları ve beni ovaya sürerdi. Kuşağıma bağladığı üç şipitle (dürüm ekmeği) birlikte akşama kadar koyunların peşinde koşar bu şipitleri koka koka gıdım gıdım yerdim. Koyunlara dikkat eder hangi otu yiyorlarsa bazen o otları katık ederdim.
Ben ağzım dola dola ekmek yiyemedim. Ama şu var o kadın beni askere yolladı. Dönüşümde benim gibi öksüz yetim ve fakir bir kızla evlendirdi.
Annemin kocası ölene kadar kapılarının önünden geçmedim. Bana bakan koca kadın çok cimri idi. Bana bakarken yedirip içirirken çok cimri davranırdı. Yine de Allah razı olsun açıkta bırakmadı.
Esas anamın üç oğlu oldu. Bir gün bile kardeşlerim bana abi demediler, selam vermediler. Annemin kocası ölünce üç oğlan bir anama sahip çıkmadılar. Daha fazla sefil ve rezil olmasın diye yanıma aldım. Allah razı olsun eşim iki kadına çok iyi baktı. Son nefeslerine kadar baktık.
Benim bir oğlum ve kızım var ikisi de öğretmen oldular. Babam bu anılarını anlatırken gözyaşlarına hâkim olamazdı:
"Oğlum ben ekmeğe hasret büyüdüm…"
13-03-2026
Aşı:
Köylünün biri Ahmet Ağa çok özel bir koyun almış. Onu çoğaltmak istiyormuş. Komşuda bu koyuna uygun koç varmış.
Koyunun çiftleşme zamanı gelince hanımı koyunu komşuya götür der. Ahmet Ağa koyununu el arabasına koyar, komşuya götürür. Komşu çiftleştiririm ama 20 gaymeni alırım der. Sür aşağı sür yukarı pazarlık ederler. Komşu Nuh der peygamber demez. 20 gaymeden aşağı inmez. Komşu iki gün bak eğer koyun yatıyorsa hamile kalmıştır, yok geziniyorsa yine geleceksin yine 20 gaymeni alırım der.
İki gün sonra bakar koyun avluda geziyor, söylene söylene 20 gaymeyi alır, koyununu el arabasına koyar komşuya gider. İstemeye istemeye parayı verir, komşu hayvanları baş başa bırakıp çay içmeye giderler.
İki gün sonra hanımı koyunu bir kontrol et der. Ahmet Ağa dama bakar yok, avluya bakar yok, bir yerde yatıyordur der sevinir. Bir de ne görsün koyun el arabasına oturmuş sahibini bekliyor…
UGUH:
Güneydoğu Anadolu gezisindeyiz. Baldızım Zuhal fıkralar anlatıyor gezimize neşe katıyor.
Kızılderili şefi kabız olmuş adamlarını doktora göndermiş adamları doktorun kapısını çalıyorlar tak tak uguh diye doktoru selamlıyorlar. Şefin selamı var. Şef var bok yok, doktor anlıyor şefleri kabız olmuş. Bir şişe ishal yapıcı ilacı veriyor. Bir kaşık içirin diyor. İkinci gün aynı saatte kapı çalınıyor. Uguh Şef var yine bok yok diyorlar. Doktor bu defa iki kaşık içirin diyor uguh diye selamlayıp ayrılıyorlar. Üçüncü gün kapı çalınır kızıl derililer uguh diye doktoru selamlar bok çok şef yok derler.
Evet, bizim gezimizde sıcak yaz akşamında Urfa'da sıra gecesi yapıldı. Bol miktarda etli çiğ köfte yedik. Antep'i gezdik Van’a geçiyoruz arabadaki arkadaşların hepsi ishal oldu. Araba her benzin istasyonunda duruyor. Mecburi istikamet tuvaletler.
Sıra kuyruk iş bitince yola devam. Van öğretmen evine kapağı attık herkes derin bir oh çekti.
Uyanık iki arkadaş hemen 7-8 kilo patates alıp haşlattılar sabah kahvaltı salonun önünde Uguhlara pate diye dağıttılar. Dağıttılar.
Uguhlara pate ….