Her Yara Kabuk Bağlar

YAYINLAMA:
Her Yara Kabuk Bağlar

Yaşam bize acı tatlı olaylar yaşatır. Adeta düşe kalka büyürüz. Daha çocukluktan başlar fiziksel ve ruhsal yaralanmalar! Kimileri iz bırakır üstümüzde, gelecekte nasıl bireyler olacağımızı belirler, kimileri de kabuk bağlar ama, azıcık kaşıyınca yine kanamaya başlar! Ne kadar kaçınsak, ne kadar korunmaya çalışsak da, yara almadan büyüyen, yara almadan ölüp giden yoktur aramızda. Hepimiz, kabuk bağlamış yaralarla bezeliyiz.

“Her yara kabuk bağlar.” sözü, fiziksel ve ruhsal acıların, zamanla iyileşme eğiliminde olduğunu, hayatın onarıcı gücünü ve (kabuk bağlama) sürecinin kaçınılmazlığını ifade eder.

Charles Bukowski; “Deha, acıyı kontrol edebilme yeteneğidir.” der. Çünkü onun karakterleri aldıkları her darbeden sonra yara bere içinde ayağa kalkar, kabuk tutan yaralarını birer madalya gibi taşırlar.

İnsanı en çok etkileyen yaralar fiziksel olanlar değil; “aidiyet duygusunu, güveni ve benlik algısını hedef alan ruhsal yaralardır.” Bu yaralar dışarıdan görünmez, bu yüzden kabuk bağlaması en uzun süren ve insanı en derinden dönüştüren darbelerdir.

“Sırtından Vurulma” dediğimiz güven ve ihanet yarası; insanın en güvendiği, sığındığı ve kendini koşulsuz açtığı kişilerden (eş, aile, en yakın dost, kardeş, akraba vb.) darbe almasıdır. Bu yara, sadece karşı tarafa olan inancı değil, kişinin kendi muhakeme yeteneğine olan güvenini de yok eder. “Ben bunu nasıl göremedim?” diyerek kendini suçlamaya başlar.

“Çocukluk Travmaları” ise, değersizlik ve aşağılanma yarası olarak ortaya çıkar. Genellikle çocuk yaşlarda anne- baba, öğretmen veya akranlar tarafından sürekli eleştirilme, kıyaslanma veya yetersiz görülme durumudur. Bu yara erkenden kabuk bağlar ama, altında çok büyük bir enfeksiyon barındırır. Kişi büyüdüğünde bile, her başarısızlıkta, çocukluğundaki o “yetersizsin! “Sesini duymaya devam eder.

Bir de “Yaş ve telafisi olmayan kayıp yarası” vardır. Ölüm, ayrılık veya geri dönüşü olmayan bir imkânın elden kaçmasıyla oluşan yaradır. Bu yaranın kabuğu “hiçlik “ve “çaresizlik “hissiyle örülür. İnsanın elinden kontrol gücünü alır ve ona hayatın karşısındaki acizliğini hatırlatır.

Evet, “her yara kabuk bağlar” ama nasıl derseniz, Sigmund Freud bunu şöyle açıklıyor; İnsanı en çok “çocuklukta açılan yaraların “etkilediğini ve yetişkinlikteki tüm seçimlerimizin, bu yaraları iyileştirme (ya da tekrar etme) çabası olduğunu savunur.

Bu konuda Arthur Schopenhauer ise; Hayatı temelde bir “acı çekme süreci “olarak görür. Ona göre insan, arzuları ile hayal kırıklıkları arasında sürekli yaralanır. Zaman ve sanat, bu varoluşsal yaraların üzerine çekilen en güçlü “kabuk “ve teselli mekanizmalarıdır.

Şu bir gerçek ki; kabuk bağlamış yaralarımızın, kabuğu düşse bile, altındaki doku asla eskisi gibi olmaz! Psikolojik travmalar ve yaralar da kişide kalıcı değişimler (olgunlaşma veya hassasiyet) bırakır. Ve unutmayın; “Zaman her şeyin ilacıdır. Yaralarımızın da…

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız