Hoşgörüsüzlük Son 2000 Bin Yılın En Büyük Sorunudur
Yeni bir bulmaca...Cevap anahtarı en sonda...
1-Martin Scorsese'nin Nikos Kazancakis'in aynı adlı romanından (1952) uyarladığı ve Hazreti İsa'yı Willem Dafoe adlı oyuncunun canlandırdığı, Günaha Son Çağrı (The Last Temptation of Christ) filmi, Nisan 1989'da düzenlenen 8. İstanbul Film Festivali kapsamında gösterildiğinde büyük protestolara ve bomba ihbarlarına yol açmıştı...Film bu protestolar üzerine Türkiye sinemalarında yaygın, geniş çaplı gösterime sunulmadı...
Salman Rüşdi'nin Şeytan Ayetleri romanı Eylül 1988'de yayımlandı.
İran lideri Ayetullah Humeyni, Salman Rüşdi ve Şeytan Ayetleri olayı bağlamında 14 Şubat 1989 tarihinde yazar hakkında ölüm fetvası (katli vaciptir emri) yayınlamıştır. Bu karar, kitabın İslam'a, Hz. Muhammed'e ve Kur'an'a hakaret ettiği gerekçesiyle tüm dünyada büyük bir kriz ve şiddet dalgası başlatmıştır.
Yazar Aziz Nesin, Salman Rüşdi’nin İslam dünyasında büyük tepki çeken Şeytan Ayetleri (The Satanic Verses) adlı romanını 1993 yılında Aydınlık gazetesinde tefrika (bölümler halinde) olarak yayımlamıştır.
Nesin, bu girişimiyle düşünce ve ifade özgürlüğünü savunmayı amaçladığını ilan etmiştir...Bu olay, 2 Temmuz 1993'teki Sivas Katliamı'nın en önemli gerekçelerinden biri olmuştur.
Yayınlanma Amacı: Aziz Nesin, eseri yayımlamasındaki temel gayenin inançsızlığı yaymak değil, "Türkiye'de düşünce ve basın özgürlüğünün var olduğunu kanıtlamak" olduğunu ifade etmiştir.
Telif Krizi: Kitabın yayınlanmasıyla birlikte Rüşdi' nin İngiltere'deki telif ajansı ve temsilcileri, Aziz Nesin'i kendilerinden izin almadan yayım yaptığı için suçlamış ve dindarları kışkırtmakla itham etmiştir.
Sivas Olayları: Gazetede tefrika edilen bölümler ve Aziz Nesin'in de Sivas'ta katıldığı Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında yaptığı açıklamalar, şeriat isteyen gruplar tarafından protesto edilmiş ve Madımak Oteli'nin ateşe verilmesiyle sonuçlanan trajik olaylara (Sivas Katliamı) yol açmıştır. Aziz Nesin bu saldırıdan yara almadan kurtulmayı başarmıştır.
O dönemde Türkiye genelinde Şeytan Ayetleri kitabını protesto eden cami çıkışı eylemler, protestolar vardı...
Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Erdal İnönü Can Dündar ile yaptığı nehir söyleşi kitabında (Anka Kuşu Erdal İnönü Anlatıyor; Can Yayınevi) Sivas Madımak Oteli Katliamı' nı da anlatmıştı:
İnönü Sivas'taki Vali'yi (Ahmet Karabilgin) aradı...Vali "İstanbul'dan gelen sanatçıları Sivaslılar protesto ediyor" dedi...Vali Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı'na "kalabalığı kontrol ediyoruz. Sonunda dağılacaklar, merak etmeyin" dedi...Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı bunun üzerine Başbakan Tansu Çiller'i aradı...Çiller "Protestocu kalabalığı devlet güçleri kontrol edecek" dedi...Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı bir kez daha Vali'yi aradı Vali "Kalabalığı kontrol etmek için uğraşıyoruz ama kontrol edemiyoruz. Ordudan yardım isteyeceğim" dedi...Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Aziz Nesin'e de ulaştı...Aziz Nesin "Otelin önündeki kalabalık tehlikeli insanlardan oluşuyor. Gerekeni yapın Askere söyleyin, gelsinler bunları dağıtsınlar" dedi...İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı'na "ben olay yerine gidiyorum. Askerler de yardım edecek," dedi...
Madımak Katliamı' yla ilgili "Yüreklerimiz Hâlâ Yangın Yeri" adlı araştırma kitabının yazarı Orhan Tüleylioğlu "Sivas katliamı, Cumhuriyete, demokrasiye, özgür düşünceye ve en önemlisi insanın yaşama hakkına bir saldırıydı" şeklinde değerlendiriyor olayı.
TÜRK BASINININ KARA KUTUSU, USTA GAZETECİ DOĞAN SATMIŞ OLAYI ŞÖYLE ANLATTI:
HAKAN SONOK: Kubilay olayından daha da vahim Madımak katliamına müdahale neden edilemedi. TSK neden kullanılmadı? 1993'ün ilk hatırlanan olayları 24 Ocak 1993'te Uğur Mumcu öldürüldü...17 Nisan 1993'te Cumhurbaşkanı Turgut Özal öldü...16 Mayıs 1993'te Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı seçildi...25 Haziran 1993'te Başbakanlığını Tansu Çiller'in, Başbakan Yardımcılığı'nı Erdal İnönü' ün yaptığı Doğru Yol Partisi ile Sosyal Demokrat Halkçı Parti Koalisyon Hükümeti göreve başladı...2 Temmuz 1993'te Sivas Katliamı yaşandı...Pir Sultan Abdal Şenliklerine katılmak için Sivas'a giden aydın ve sanatçılardan pek çoğu kaldıkları otelin yakılması sonucu hayatını kaybetmişti. Olayda iki otel görevlisi de yaşamını yitirmişti...Kubilay olayından daha da vahim Madımak katliamına müdahale neden edilemedi. TSK neden kullanılmadı. Demirel, İnönü ,Tansu Çiller, Genel Kurmay Başkanı Doğan Güreş neden bu kadar duyarsız ve pasif kaldılar seyirci olmaktan öteye gidemediler?
DOĞAN SATMIŞ: Madımak Katliamı Ankara hükümeti açısından tam bir kriz yönetimi faciasıdır. Olay SHP Genel Başkanı Erdal İnönü'nün yönetiminde olduğu bir hükümet döneminde yaşandı. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller için çeşitli spekülasyonlarda bulunulabilir. Sonuçta Çiller, "Devlet için kurşun atan da, yiyen de şereflidir" diyerek devletin suç işleyebileceğini açıkça söylemiş, kendi döneminde faili meçhul cinayetler işlenmiştir. Çiller hakkında faali meçhul cinayetlere bizzat onay verdiğini söyleyenler de vardır. Ama Erdal İnönü'nün de onun yardımcısı olduğunu unutmayalım. Bence Erdal İnönü böyle bir olaya zımni de olsa göz yummaya izin vermezdi. Zaten Erdal bey de bu konuda, "Ne yapayım, yetkim yoktu" demişti. Ayrıca olaylar sırasında Madımak Oteli'ndeki Aziz Nesin'le telefonla görüşerek "en kısa zamanda takviye güç gönderileceğini, kimsenin kılına dahi zarar gelmeden kurtarılacağını" söylemişti. 'Olay Erdal Bey'den gizlenmiştir' diyen çıkabilir ama Ankara'nın olayın boyutlarını fark etmemesi daha ağır bir ihtimal bana göre. Ancak yerel düzeyde saldırganlara destek verildiği, önlerinin açıldığı biliniyor. Hatta Madımak 'tan kaçmak için yandaki bir parti binasına geçmek isteyenlerin önce engellendiği, sonra sağduyulu bir partilinin baskın gelmesiyle insanların kurtarıldığı da bir gerçek.
MADIMAK KATLİAMI: 2 Temmuz 1993, bir katliam tarihi olarak hafızalara kazındı. O gün, Pir Sultan Abdal Şenliklerine katılmak için Sivas'a giden aydın ve sanatçılardan pek çoğu kaldıkları otelin yakılması sonucu hayatını kaybetmişti. Olayda iki otel görevlisi de yaşamını yitirmiş, iki saldırgan da ölmüştü. Aydınlar, sanatçılar ve şairler dört günlük şenlik programına katılmak, söyleşilere katılmak, kitaplarını imzalamak, şarkılarını söylemek için gitmişti Sivas'a. 1 Temmuz'da şenliğin açılışında konuşanlardan biri de yazar Aziz Nesin'di.
Aziz Nesin, Behçet Aysan, Metin Altıok, Uğur Kaynar, Hasret Gültekin, Nesimi Çimen, Asım Bezirci ve daha pek çok şair, yazar, sanatçı, düşünür şenlikler için kente gelmişti.
Yakılarak öldürülen sanatçıların en yaşlısı 66 yaşındaki Asım Bezirci, en genci ise folklor gösterisi için Sivas'a giden 12 yaşındaki Koray Kaya'ydı.
Katliamdan iki gün önce dağıtılan bir bildiri, 2 Temmuz'da neler yaşanacağının habercisi olmasa da, işaret gibiydi. Bildiride Aziz Nesin'in o sırada başyazarı olduğu Aydınlık gazetesinde yayımlanan Salman Rüşdi' nin "Şeytan Ayetleri" kitabından bahsedilmiş, Nesin hedef gösterilmişti...
Nesin için "Şehirde adeta Müslümanlarla alay edercesine gezebilmektedir" denmişti.
Aziz Nesin ise Şeytan Ayetleri’nin hangi amaçla Türkçe yayımlanmasını istediğini madde madde açıklamıştı...
1- Önce hükümet kararnamesiyle bu kitabın ve herhangi bir kitabın yasaklanmasına karşıyız. Kitap yasaklamak ortaçağ yöntemidir. Kitap yasaklamayı bir toplumsal utanç sayıyoruz.
2- Bu kitap, İslamlığı ve Müslümanları aşağıladığı gerekçesiyle yasaklanmıştır. Anayasasında laik olduğu saptanmış bir ülkede, dinsel nedenlerle bir roman yasaklanamaz. Dinsel nedenle bir kitaba yasak koymak, bağnazlık (fanatizm) ve dinsel köktenciliktir (fundamentalizm).
3- Bir romanı yazan yada çeviren yada yayan ve dağıtan, salt bu yüzden öldürülemez. Aklı başında Müslümanların yapacağı, yapması gereken şey, İslam'ı aşağıladığı savlanan kitaba karşı belgeler ve kanıtlarla yanıt vermek ve kitabın yanlışlarını, yalanlarını ortaya koymaktır. Uygarlık bunu gerektirir. Kitabın yazarını, çevirmenini, yayanını öldürmek de ilkelliktir.
4- Mahkeme kararı olmadan, yargılanmadan, İslam’ı aşağıladı bahanesiyle bir kimsenin, bir yazarın öldürülmesi vahşettir, canavarlıktır, cinayettir, barbarlıktır, vandallıktır.
5- İslamlık, bir romandaki yalanlarla yıkılacak denli çürük mü ? Müslümanlar, böyle bir romanı yanıtlamaktan bu denli aciz mi ?
6- Şeytan Ayetleri ’ne konulan yasaklama, bu noktada kalmaz. Şimdiye dek dinsel bağnazlığa verilen ödünler, o noktada kalmamış, hep daha çoğu istenmiş ve alınmıştır. Artık bu gericiliğe bi yerde dur denilmezse, bütün özgürlüklerimiz ve insan haklarımız elimizden alınacak demektir.
7- Bütün bu yasaklamalara, öldürmelere karşı, hiçbir şey olmuyormuşçasına vurdumduymazlık, neme gerekircilik, tepkisizlik, kişinin insanlık bilincinden yoksun olduğunu, insanın çağcıl olmadığını, yani insanın insan olmadığını gösterir. Uygar bir dünyada, gerek birey, gerek toplum olarak bundan daha onur kırıcı bir şey olamaz.
8- Türkiye’nin İslam Konferansında Müslümanlara Müslüman görünmek, Şeytan Ayetleri ’ne yasak koyarken, Batı’ya laik görünmeye çalışması ikiyüzlü bir politikadır ve iki yanlı bağımlılıktır.
9- Bunların hepsinden çok daha önemlisi de şudur: Türkiye her gün biraz daha ve gittikçe daha hızlı ve yoğun olarak dinsel bağnazlık ve yobazlık batağına batmaktadır. Gelip dayandığımız son nokta, laikliğin tam karşıtıdır. Anayasasında laik olduğu yazılı olup da gerçekte ve uygulamada laik olmamak sahteciliktir. Aslında Şeytan Ayetleri adlı bir romanın Türkçe ’ye çevrilmesi yada çevrilmemesi bizim için hiç de önemli değildir. Önemli olan, bu bağnazlık gidişinin bi yerde kırılması ve bütün uygar ülkelerde yayımlanmış olan bir romanın işte bu nedenle Türkiye’de de yayımlanarak bu onursuzluktan kurtulmaktır.
(Kaynak: Aziz Nesin’in Bir Tutam Aydınlık adlı kitabı)
2 TEMMUZ 1993'TE NE OLDU?
2 Temmuz günü Cuma namazının ardından etkinliklerin yapıldığı kültür merkezinin önüne bir yürüyüş başladı. "Sivas laiklere mezar olacak" atılan sloganlardan biriydi. Saldırgan grubun bir kısmı yeni dikilen "Halk Ozanları" heykelini yıkıp, yerde sürüklerken; bir kısmı Valilik önünde Vali Ahmet Karabilgin'i protesto etti.
Valinin katliam sonrası İçişleri Bakanlığı'na gönderdiği rapora göre, saldırganların sayısı her saat artmıştı. Yine aynı rapora göre, akşam saat 18.00'de Madımak Oteli'nin önünde o ana kadar hiçbir aşamada dağıtılmamış 15 bin kişi vardı. Otel önündeki araçlar ve sürüklenen heykel ateşe verilmiş, otelin camları kırılmıştı.
Yaklaşık 2 saat sonra otel ateşe verildi, saldırgan kalabalık sloganlarına devam etti.
Madımak Oteli'nin önünden çekim yapan İhlas Haber Ajansı'nın görüntülerinde otelin etrafını kuşatanların sloganları yanında sözleri de duyulmuştu. Biri otelin birinci katına çıkan saldırgana "Lan yakın" diye seslenirken, bir diğeri ilk alevin görünmesiyle "Cehennem ateşi işte!" diye seslenmişti.
Kente davet edilen takviye kuvvetler ise zamanında gelmedi veya gelenler yetersizdi.
Turgut Özal'ın ölümünden sonra Cumhurbaşkanı seçilen Süleyman Demirel'in yerine DYP Genel Başkanı seçilen ve Başbakan olan Tansu Çiller görevi devralalı henüz bir hafta olmuştu.
Çiller'in Madımak Oteli'nde yaşananların ardından söylediği sözler ise siyasi tarihin hafızasına yazıldı:
"Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir."
Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise olayın münferit olduğunu ve Alevi-Sünni çatışmasına dönüşmemiş olmasını vurguluyordu:
"Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş...Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır...Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır."
İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu ise Aziz Nesin'i suçluyordu:
"Aziz Nesin'in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir."
SORU 1- Yakılan otelde hayatını kaybeden masum insan sayısı ne kadardı?
A-35
B-41
C-53
D-36
E-55
2-"Hazret-i Muhammed'in Hayatı" adlı kitabında Osman Keskioğlu (Diyanet İşleri Başkanlığı Yayını) Uhud Savaşı'ndan şöyle söz ediyor:
"Kureyşliler Bedir Savaşı'nda aldıkları ağır yenilginin öcünü almak sevdasından asla vazgeçmediler...Ebu Süfyan Kureyş'in yöneticisi olmuştu...Çöldeki kabilelerden 2000 asker topladılar.Buna Mekkeliler de katıldı...Böylece 3000 kişilik bir ordu kuruldu...Ebu Süfyan'ın eşi Hind ve diğer kadınlar da orduya katıldı...Ebu Süfyan'ın eşi Hind Bedir Savaşı'nda babası öldüğünden onun intikamını almak için Vahşi namıyla bilinen bir zenciye yüklü miktarda para vaad ederek Hazreti Hamza'yı öldürmesini istedi...Vahşi pusuya yattı Habeş usulü ok atarak onu karnından yaralayarak şehit etti...Kureyş kadınları Uhud Savaşı'nda şehit düşen Müslümanların burunlarını, kulaklarını keserek gerdanlık gibi boyunlarına asmışlardır...Ebu Süfyan'ın eşi Hind Hazreti Hamza'nın göğsünü deşerek onun ciğerini dişlemiştir...Hind'e "insan ciğeri yiyen kadın" denir!"
“The Message-Mohammed, Messenger of God-Çağrı: İslamiyetin Doğuşu / Hazreti Muhammed: Allah’ın Elçisi”nin yönetmeni Mustafa Akkad, vefat ettiği günlerde 80 milyon dolarlık yapım bütçesi ve Sean Connery’le “Selahaddin Eyyübi” filmini yapmaya çalışıyordu…
Mustafa Akkad'ın Bir başka film projesi de “İstanbul’un Fethi”ydi…
El Kaide’nin bir terör saldırısında “The Message-Mohammed, Messenger of God-Çağrı: İslamiyetin Doğuşu / Hazreti Muhammed: Allah’ın Elçisi” filminin yönetmeni Mustafa Akkad (1930 Suriye Halep doğumluydu) ile O’nun 34 yaşındaki kızı Rima Akkad Monla da hayatını kaybedenler arasındaydı…
Mustafa Akkad ve kızı bir yakınlarının düğününe katılmak üzere Ürdün'ün başkenti Amman’da bulunmaktaydı…El Kaide üyesi teröristlerin bombalı saldırısı onları Hyatt otelinde bulmuştu…
9 Mart 1977’de ABD sinemalarında gösterilmeye başlanan “The Message-Mohammed, Messenger of God-Çağrı: İslamiyetin Doğuşu / Hazreti Muhammed: Allah’ın Elçisi” Türkiye sinemalarına kısa bir gecikmeyle ulaşabildi…
Mustafa Akkad, ”İstanbul’un Fethi” filmini çekmek için gereken parayı Türkiye’den sağlayabilmek için uğraştı, döndü dolaştı; çeşitli kişilerin, şirketlerin ve grupların tutmadıkları sözler ve vaadlerle oyalandı, kandırıldı, dolandırıldı…
Mustafa Akkad, yapım bütçesi için en az 80 milyon dolar gereken “Selahaddin Eyyübi” projesi için de gerekli finansmanı petrolden yüz milyarlarca dolar gelir elde eden Arap ülkelerinden sağlamayı başaramamıştı…Mustafa Akkad, “Selahaddin Eyyübi”de Sean Connery ile çalışmak istiyordu…
“Çağrı : İslamiyet'in Doğuşu”nun çekimlerine de Fas’ta başlanmış ancak Suudi Arabistan Kralı’nın Fas Kralı’na baskıları sonucu çekim ekibi Fas’tan kovulmuştu!
Suudi Arabistan’ın bütün engelleme çabalarına karşın Libya lideri Muammer Kaddafi’nin sağladığı 10 milyon dolarlık bütçeyle ve diğer olanaklarla gerçekleştirilen “Çağrı : İslamiyetin Doğuşu-The Message” Mısır’daki El Ezhar İslam Araştırmaları Akademisi’nin Müslümanlara tavsiyesini de elde etmişti…
“Hazreti Muhammed: Son Peygamber” adlı uzun metrajlı animasyonda da Mısır’daki El Ezhar İslam Araştırmaları Akademisi’nin gösterim izni/onayı bulunuyor.
“Çağrı : İslamiyetin Doğuşu”nun senaryosuna katkıda bulunanlar arasında 25 milyon dolarlık dev prodüksiyon “Waterloo”da da (Türkiye’de 1972’de “Waterloo Savaşı” adıyla gösterildi) çalışan Harry Craig de var.
Mustafa Akkad’ın “The Message-Çağrı : İslamiyet'in Doğuşu” OSCAR ödülüne aday olmuştu...
“The Message-Mohammed, Messenger of God-Çağrı: İslamiyetin Doğuşu / Hazreti Muhammed: Allah’ın Elçisi”nin dünya sinemalarındaki ilk gösterimleri Mart 1977’den itibaren ABD, Fransa, Batı Almanya ve İsveç’te olmuştu…
“The Message-Mohammed, Messenger of God-Çağrı: İslamiyet'in Doğuşu / Hazreti Muhammed: Allah’ın Elçisi” filmi Türkiye sinemalarınaysa kısa bir gecikmeyle ulaşabildi…
Mustafa Akkad’ın yönettiği, üç OSCAR ödüllü besteci Maurice Jarre’ın (“Lawrence of Arabia”, “A Passage to India”, “Doktor Jivago”nun da bestecisi) fon müziğiyle OSCAR ödülüne aday gösterilen “Çağrı : İslamiyetin Doğuşu-The Message” Türkiye sinemalarında milyonlarca insan tarafından izlenmişti…
“Çağrı : İslamiyet'in Doğuşu”nun galası...
“Çağrı: İslamiyet'in Doğuşu”nun İstanbul galasınaysa (Balmumcu Kışlaönü’ndeki Mimar Sinan Üniversitesi Sinema TV Merkezi’nde düzenlenen) Mustafa Akkad ve bu filmde Hazreti Hamza rolünde olan iki OSCAR ödüllü Anthony Quinn de katılmıştı…
Muammer Kaddafi iki filmi cömertçe desteklemişti...
11 Haziran 1974’te (tam 40 yıl önce) Muammer Kaddafi’nin lideri olduğu Libya Ankara’daki Kocatepe Camii’nin inşası için kesenin ağzını açarak 4 milyon 800 bin lira bağışta bulunmuştu…
Kaddafi her zaman cömert olmuştu: 12 Eylül 1975’te Kıbrıs Barış Harekatı’ndan dolayı Türkiye’ye uygulanan ABD silah ambargosunu delerek yedi adet F-5 Amerikan savaş uçağını da Türkiye’ye veren Muammer Kaddafi’ydi…
Kaddafi yönetmen Mustafa Akkad’a “The Message-Çağrı: İslamiyetin Doğuşu” (1977) için 10, “Lion of the Desert-Çöl Aslanı: Ömer Muhtar” (1981) için de 35 milyon dolar bağışlamıştı.
SORU 2- Anthony Quinn ve Mustafa Akkad “The Message-Çağrı: İslamiyetin Doğuşu” nun ilk gösterimi için İstanbul'a ne zaman gelmişti?
A-Eylül 1979
B-Kasım 1979
C-Aralık 1979
D-Ekim 1979
E-Ocak 1980
3-Vietnam hükümetinin 1995 yılında açıkladığı resmi verilere göre ise savaşta kaç Vietnamlı hayatını kaybetmiştir?
Vietnam Savaşı'nı konu alan en az 19 önemli film vardır...Her biri savaşın dehşetini beyazperdeye olduğu gibi yansıtır ve ABD hükümetinin Amerikan halkından gizlediklerini ifşa eder...Bazıları cephe gerisinde yaşanan büyük dramları, siyasi entrikaları, dünya halklarından gizlenen korkunç gerçekleri konu alır...
VİETNAM SAVAŞI HAKKINDAKİ 19 DEĞERLİ FİLM:
1-American Gangster (2007)
Ridley Scott
Vietnam Savaşı'ndan dönen Amerikan savaş uçaklarıyla Amerika Birleşik Devletleri'ne eroin taşınmasını konu alır...
2-Deathdream (aka Dead of Night, 1972)
Bob Clark
3-Hearts and Minds (1974)
Peter Davis
4-Gardens of Stone (1987)
Francis Ford Coppola
5-Full Metal Jacket (1987)
Stanley Kubrick
6-Hamburger Hill (1987)
John Irvin
7-Good Morning, Vietnam (1987)
Barry Levinson
8-Little Dieter Needs to Fly (1997)
Werner Herzog
9-The Fog of War: Eleven Lessons from the Life of Robert S. McNamara (2003)
Errol Morris
10-The Post (2017)
Steven Spielberg
11-Hair (1979)
Milos Forman
12-When the Tenth Month Comes (1984)
Dang Nhat Minh
13-Karma (1985)
Ho Quang Minh
Vietnam Savaşı'nı konu alan çok sayıda film çeşitli dallarda Oscar ödülü kazanmıştır...
14-Anti militarist bir taşlama ve kara komedi olan MASH filmi Kore Savaşı hakkındaymış gibi yaparak adını koymadan çekildiği dönemin en büyük toplumsal travması olan aslında Vietnam Savaşı'ndaki ABD askerlerini alaya alıyordu...
MASH Ring Lardner Jr. kaleme aldığı senaryosuyla En İyi Uyarlama Senaryo Oscar'ını kazanmıştır.
15-Coming Home 3 Oscar
En İyi Erkek Oyuncu: Jon Voight
En İyi Kadın Oyuncu: Jane Fonda
En İyi Özgün Senaryo: Robert C. Jones, Waldo Salt, Nancy Dowd
16-Platoon 4 Oscar
En İyi Film — Arnold Kopelson
En İyi Yönetmen — Oliver Stone
En İyi Kurgu — Claire Simpson
En İyi Ses — John K. Wilkinson, Richard Rogers, Charles Bud Grenzbach ve Simon Kaye
17-Apocalypse Now 2 Oscar
En İyi Görüntü Yönetmenliği: Vittorio Storaro
En İyi Ses: Walter Murch, Mark Berger, Richard Beggs ve Nathan Boxer
18-The Deer Hunter 5 Oscar
En İyi Film
En İyi Yönetmen (Michael Cimino)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Christopher Walken)
En İyi Kurgu
En İyi Ses
19-Born on the Fourth of July 2 Oscar
En İyi Yönetmen: Oliver Stone
En İyi Kurgu: Joe Hutshing, David Brenner
SORU 3- Vietnam hükümetinin 3 Nisan 1995 tarihinde açıkladığı resmi verilere göre savaşta kaç Vietnamlı hayatını kaybetmiştir?
A-3,1 milyon Vietnamlı
B-6,5 milyon Vietnamlı
C-4,3 milyon Vietnamlı
D-7,8 milyon Vietnamlı
4-Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, 21 Haziran 2026'dan bugüne kıta genelinde yüksek sıcaklıklarla bağlantılı çok sayıda insan ölümünün kaydedildiğini ilan etti...Tedros Avrupa'nın dünyanın en hızlı ısınan kıtası olduğunu ve sıcaklık artışının küresel ortalamanın iki katı hızla ilerlediğini vurguladı. Avrupa genelinde şu anda 150 milyon kişinin aşırı sıcaklardan etkilendiğini, bazı ülkelerde ise okulların tatil edildiğini, elektrik altyapısının da çökme noktasına geldiğini ifade eden Tedros, mevcut ısı durumunun "sessiz katil" olarak tanımlandığını kaydetti. DSÖ Genel Direktörü, Avrupa'daki konutların ve kamu binalarının bu seviyedeki sıcaklıklara uygun olmadığını da sözlerine ekledi.
Almanya'da muhalefetteki Yeşiller Partisi, aşırı sıcaklara karşı ülke çapında bir "soğutma acil programı" uygulanmasını talep etti. Parti, özellikle yaşlılar ve çocukların bulunduğu huzurevleri, hastaneler ve okullara klima takılmasını ve bu sistemlerin güneş panelleriyle desteklenmesini önerdi. Federal hükümetten bu tür klima–solar sistemleri için özel bir teşvik programı oluşturması istenirken, kentlerde daha fazla ağaçlandırma ve yeşil cephe uygulamaları ile sıcaklığın düşürülmesi, belediyeler için zorunlu ısı koruma planları getirilmesi talep edildi. Almanya'da klima cihazları çok yaygın değil. Özellikle çoğu okul, hastane veya yaşlı bakım merkezlerinde de klima bulunmuyor.
SORU 4- DSÖ, dünya genelinde her yıl kaç kişinin aşırı sıcaklardan kaynaklanan ölümlerin kurbanı olduğunu açıklamıştı?
A-2 milyon
B-300 bin
C-500 bin
D-700 bin
CEVAP ANAHTARI:
1-A
2-D
3-A
4-C