Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
27°

Vahşi Sermaye Kuşların Da Ölümüne Sebep

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Vahşi Sermaye Kuşların Da Ölümüne Sebep

Değerli okurlarımız, bu yazımızı da bilhassa okumanızı arzu ediyorum.

Bir zamanlar, yaklaşık 30-35 yıl önce, Antalya'nın sokaklarında, caddelerinde ve camilerin önlerinde sebiller, yani çeşmeler vardı. Özellikle hava sıcaklıklarının 45-50 derecelere kadar yükseldiği yaz aylarında sıcaktan bunalan insanlar, o çeşmelerden akan sularla ellerini, yüzlerini ve başlarını yıkar; soğuk su bulunan sebillerden su içerek serinler, bunalmaktan kurtulurlardı.

Ayrıca çeşmelerden akan sulardan binlerce kuş, o sıcak havalarda su içer ve şehrin ağaçlarında yuva kurmayı sürdürürdü.

Şehirlerin bu hâlini bugün 40-50 yaşlarındaki insanlarımız çok iyi bilir. Ne güzeldi şehirlerimiz! Doğal ve temiz çevreyi koruma, hayır işleme geleneği vardı.

Nihayet zaman 1990'lı yıllara geldi. Özellikle toplum ve kamusal menfaatlerle çelişen özelleştirme politikaları uygulanmaya başlandı.

Bir ASAT projesi sonucunda sebiller kapatıldı, sokak çeşmeleri kurutuldu, sokaklardaki su serinliği ortadan kalktı. Yaz aylarının sıcak atmosferinde susuz kalan kuşlar sürü sürü ölüp ağaç dallarından patır patır caddelere düşer hâle geldi.

Kediler, köpekler ve diğer sokak hayvanları da bu durumdan son derece olumsuz etkilendi.

Elbette önce para, sonra sağlık, sonra ekolojik sistem, sonra da ekolojik döngüler... Vahşi sermaye, "Önce para." demektedir.

Antalya'nın ilk su müşterisi Fransızlardı.

Devamında ne oldu? İnsanlar, kamyonların üzerinde güneşin altında sekiz saat boyunca taşınan, pet şişe ve plastik galonlar içinde uzak illerden şehrimize getirilen, yine güneş altında günlerce bekletilerek kimyasal yapısı bozulan adeta "ölü suya" mahkûm edildi.

Geçen gün sokakta bir su şirketi çalışanına sordum:

"19 litrelik bir damacana su kaç para?" dedim.

"Yakında 200 TL'ye gelip dayanacak. Mevsim yaz, insanlar mecburen almak zorunda." şeklinde cevap verdi.

İnsanlık ve insanlar adına gerçekten çok şaşkınım. Nereden nereye, ne hâle geldik! Çözülmeyen sihirli bir düğüm gibi.

Gelin şimdi küçük bir hesap yapalım.

Dört kişilik bir ailenin yalnızca günlük içme suyu giderini ele alalım. Damacana suyun 19 litre fiyatı 200 TL kabul edildiğinde, bir litre suyun maliyeti yaklaşık 10 TL'dir.

Sağlıklı bir insanın, özellikle yazın bunaltıcı sıcaklarında, günde 2,5-3 litre su içmesi gerekir. Buna göre bir kişinin günlük su maliyeti yaklaşık 25-30 TL, dört kişilik bir ailenin günlük su gideri yaklaşık 100-120 TL, aylık su gideri ise yaklaşık 3.000-3.600 TL'yi bulmaktadır.

Üstelik insanların tek gideri su değildir. Kira, elektrik, su, telefon ve haberleşme giderleri, çocukların eğitim masrafları, ulaşım, çarşı-pazar harcamaları, yeme-içme ve diğer temel ihtiyaçlar da aile bütçesi üzerinde önemli bir yük oluşturmaktadır.

Bu hesaplar ve bu akıl almaz, acımasız uygulamalar bir toplumu refaha ulaştırmaz. Bir ülkeyi yönetenler ile yönetilenlerin ortak akıl etrafında buluşması; milletin ekonomik, sosyal ve ekolojik açıdan sağlıklı, verimli ve sürdürülebilir bir geleceğe kavuşabilmesi için ortak çözümler üretmesi büyük önem taşımaktadır.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız