Sandık Beklerken (3)
Kağıt üzerinde iktidarın değişmesini sağlayabilecek araçlardan biri elbette Sandık’tır.
Ancak Tek adam Yönetiminin ve muhalefetin toplumu sıkıştırdıkları güzergahtan sandığa doğru kazasız belasız ilerlemek mümkün görülmemektedir.
Tek adam yönetimi iktidarı bırakmak istemiyor ama faşizmin taşlarını döşeyerek yoluna devam edebilmek dışında seçenek üretemiyor. Bir önceki seçimde sandıktan çıkan iradeyi cebren ve hile ile ters yüz etmeyi bir çıkış yolu olarak görüyor. Yerel Yönetimlerde rakip seçilmişleri istifaya zorluyor, transferler yapıyor, haklı haksız isnatlarla boşalttığı kurumların yönetimlerini yargı ve yürütmenin müdahaleleriyle ele geçirmekte sakınca görmüyor. Rakip partiyi kapatmaktan beter hale getirmekle kalmıyor, yeni partiyi seçime sokmamanın hesaplarını yapıyor…
Muhalefeti sudan çıkmış balığa döndürürsem, tepkilerini gideremediği ahalinin gözünü korkutursam, maaş zammı, seçim ikramiyeleri yanında Cumhur ittifakını genişletebilirsem hesapları yapıyor ama yine de sandıktan çekinmeye devam ediyor. Bu nedenle iç temizlik hamlelerini de eksik bırakmıyor. Artık en sadık ve keskin kalemşörlerini gözden çıkarabiliyor, üstü örtülen cinayetlerin üzerine gidiyor, malı götüren üst düzey bürokratlarını divana çıkarıyor.
Bu hengame içinde beklentisi yükseltilen ve aynı zamanda siyasi iradeye destek angajmanına sokulan Kürt siyasi hareketi hem kendi içinde hem de muhalefet çevrelerinde eleştiri ve endişe kaynağı haline getiriliyor.
Siyasi iradenin Ortadoğu hesapları Kürtlere yönelik operasyonlarını durdurduğunu gösteriyor ama CHP’yi bölme ve birbirine düşürme operasyonları, NATO operasyonları, şarkıcı, komedyen tutuklamaları, LGBTİ+ operasyonları derken toplumu ve rakiplerini kesintisiz bir bunaltma ve giderek milli ve yerli standartlarına uygun olmayan herkesi ve her alanı baskı, şiddet ve yaptırım sarmalına dolayan bir yol izliyor.
Bu gelişmeler yalnızca seçim Sandığına yönelik hazırlıklar mı yoksa faşist bir devletin inşası mı hep bir birlikte yaşayıp göreceğiz. Gerçi şimdiki zamanın faşizm modelinin ayniyle vaki olduğunun altı çizilmekteyse de görünen köy kılavuz istemiyor….
Şiddet ve yasaklardan beslenen iktidar anlayışı bitmeyecek… Hayat pahalılığı, Yoksulluk ve İşsizlik derinleşerek devam edecek… Ve tabi arkası kesilmeyen doğa talanı… Yağmalanan yaşam alanları… Kamu kaynaklarının piyasaya / yandaşlara transferi… Emperyalizmin hınk deyiciliği… Ve gücü gücüne yetenin hüküm sürdüğü üç tarafı denizlerle çevrili paçavraya çevrilmiş Anadolu’nun insani ve doğal değerleri…
Hepimiz sandık bekliyoruz… Sandık da ne sandık ama. Edip Cansever’in “Masa da masaymış ha” şiiri gibi, bana mısın demiyor ne sorunumuz varsa yüklüyoruz sandığa.
İrili ufaklı muhalefet de, sere serpe yaşanmakta olan bütün bu hukuksuzlukların, keyfiliklerin hesabı sorulacak, eninde sonunda sandık gelecek millet gereğini yapacak derken takvim tahminleri üzerinden pozisyon almaya çalışıyor.
Bilinir ki örgütsüz toplumda sandık, dört-beş yılda bir kullanılan ve daha çok statükoyu korumaya yarayan göstermelik bir araçtır. Örgütlü toplumda ise sandık, sürekli işleyen demokratik mekanizmanın yalnızca bir parçasıdır, zira seçimlerden sonra da iktidarın nasıl davranacağını belirleme potansiyeline sahiptir. Ancak böyle bir potansiyel veya bu potansiyele ulaşma niyeti ile hareket eden hatırı sayılır bir muhalif örgütlenmenin kalmadığını söyleyebiliriz.
Aynı yerler, aynı çevreler, aynı sözlerle patinaj yapmaya devam ediyoruz. “Milletimiz yaşıyor, milletimiz görüyor, sandık önüne gelince gereğini yapacak…”
Başka arzunuz ?... “Hukuk güvenliği sağlanınca ekonomi de düzelecek... Kuvvetler ayrılığı, bağımsız yargı, tarafsız yürütme falan, işlem tamam işte, bak gör nasıl da buharlaşacak sefalet koşulları…”
Kimse kimseyi aldatmasın… Hali vakti yerinde olanlara gelecek olan bahar ile geleceksizliğe, güvencesizliğe mahkum edilenler ve hedef tahtasında olanlara gelecek bahar aynı bahar değildir…
Elbette istibdattan çıkışı sağlayacaksa bu yolda en geniş dayanışma ağları kaçınılmazdır. Ama bilelim ki, temel belirleyiciliği ortada olan üretim, paylaşım ve bu ilişkilere bağlı sınıfsal güç dengeleriyle, üretimden gelen gücünü kullananın söz sahibi olduğu bu dünyada emekten ve toplumsal olandan yana katılımı sağlayan ve sürdürebilir hale getirilebilen örgütlülükler yoksa, memleket politikaları emperyal güçlerin ve sermaye çevrelerinin beklentilerini gözeterek belirlenmeye devam edecekse ne değişim ne dönüşüm hep beraber patinaja talim edeceğiz demektir.