Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
26°

Cümle Kapısından Giriş

YAYINLAMA:
Cümle Kapısından Giriş

Bir şehri tanımanın en güzel yolu, onun kapısından içeri girmektir.

Antalya'ya kuzeyden girerken yalnızca bir kente değil, binlerce yıllık bir medeniyetin kapısından içeri adım atarsınız. Her kilometrede başka bir çağ, her taşın altında başka bir hikâye vardır. İşte bu yüzden ben buraya "Cümle Kapısı" diyorum. Çünkü burası Antalya'nın giriş kapısıdır. Antalya'nın anlatacağı her cümle, aslında burada başlar.

Antalya'nın kuzey girişindeki Ariassos Antik Kenti adeta Antalya'nın giriş kapısı  yani CÜMLE KAPISI sizi karşılar. Bir başka köşede İnsanlık tarihinin ilk yerleşik yaşam izlerini  Karain Mağarası'nda görürsünüz. Batıya doğru ilerlerseniz Büyük İskender'in dahi fethedemediği görkemli Termessos, Doğusunda ilçenin adını aldığı Döşeme Yol...

Düzlüğünde ise karşınıza çıkan kervansaraylar, su sarnıçları ve kuyular ise sizi Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinin izlerine götürür. Günümüzün modern yerleşimi de bu kadim mirasın üzerine kurulmuş yaşayan bir tarihtir. Geçmişin güzelliği modern hayatın çizgilerine yansımaktadır.

İşte burası Döşemealtı...

Adını, Pisidya'dan Pamfilya’ya uzanan tarihi döşeme yoldan alan bu topraklar, yüzyıllar boyunca medeniyetlerin geçiş güzergâhı olmuştur. Romalılar geçti bu yoldan... Bizanslılar geçti... Selçuklular, Osmanlılar, Yörükler ve nice kervanlar geçti. Kışın karını, yazın tozunu gördü bu taşlar. Baharat taşıdı, ipek taşıdı, zeytin taşıdı; kimi zaman da gelin bohçalarını, umutları ve hasretleri taşıdı.

Dikkatle baktığınızda taşların dümdüz olmadığını fark edersiniz. Ortalarındaki hafif çukurlar, yüzyıllar boyunca üzerinden geçen araba tekerleklerinin bıraktığı izlerdir. Bir yolun da hafızası olurmuş meğer. O izler, zamanın taşa yazdığı sessiz satırlardır.

Bir yanında Toros Dağları'nın heybeti yükselirken, diğer yanında tarihin sessiz tanığı olan döşeme taşları uzanır. Düzlüğünde ki kara çadırlarda dokunan Akrepli, Halelli, Toplu, Kocasulu motifli halıları da bu yolun başka bir hikâyesini anlatır. Yörük kadınları sevinçlerini, özlemlerini, dualarını ve korkularını ilmek ilmek halılara işlemiş; rüzgâr da bu hikâyeleri nesilden nesile taşımıştır.

Bugün otomobille on dakikada geçtiğimiz yolu, bir zamanlar kervanlar günlerce, hatta haftalarca aşardı. Biz zamana yetişmeye çalışıyoruz; onlar ise zamana iz bırakıyordu. Belki de bu yüzden geçmiş, bugünden daha yavaş ama daha kalıcıydı.

Belki de Döşemealtı bize sessizce şunu fısıldıyor:

"Yavaşla... Altındaki taşa bir bak. Attığın her adım senden önce yürüyenlerin izine değiyor. Doğru yolda, emin adımlarla yürü. Çünkü o taş, senden çok daha uzun zamandır bu yolun hikâyesini anlatıyor."

‘Cümle Kapısı’ndaki ilk yazımızda Antalya'ya bu tarihi kapıdan birlikte giriş yaptık.

Önümüzdeki haftalarda bu kapıdan içeri girip Döşemealtı'nın tarihini, kültürünü, sanatını, Yörük yaşamını, unutulmuş hikâyelerini ve yerel yönetimlerini birlikte konuşacağız. Çünkü her mahallenin anlatacak bir hikâyesi, her taşın söyleyecek bir sözü vardır.

Şimdilik hoşça kalın, sağlıcakla kalın.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız