Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
31°

Umutsuz Durumlar Yoktur, Umutsuz İnsanlar Vardır

YAYINLAMA:
Umutsuz Durumlar Yoktur, Umutsuz İnsanlar Vardır

ANADOLU İNSANI İŞGAL, KOLERA SALGINI VE KITLIK DÖNEMLERİNİ BİLE AZMİYLE, GÜÇLÜ İRADESİYLE ATLATMAYI BAŞARMIŞTI!

"Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim."

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

DÜNYA ÇAPINDA 50 MİLYON İNSANI ÖLDÜREN İSPANYOL GRİBİ'NDEN SAĞ KURTULMAYI BAŞARAN ADAM: ATATÜRK  

Mustafa Kemal Atatürk, 1919 yılının bahar aylarında Samsun'a çıkma hazırlıkları yaparken İstanbul'da İspanyol Gribi'ne yakalandı. Beşiktaş'taki evinde geçirdiği hastalığı doktorların müdahalesiyle atlattı. 16 Mayıs 1919'da Bandırma Vapuru ile yola çıktığında bu hastalığı yenmiş durumdaydı.

Yatık Emine, Refik Halit Karay tarafından yazılmış ünlü bir öyküdür. Cinsel açlık çeken azgın erkeklerin sürekli tecavüz ettiği, ölümüne sebep olduğu bir zavallı kadının öyküsüdür...İlk kez 1919 yılında yayımlanan bu eser, yazarın sürgün yıllarında Anadolu'yu gözlemleyerek kaleme aldığı Memleket Hikâyeleri adlı kitapta yer almaktadır.

Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı'da 1920'lerin ikinci yarısında Anadolu erkeğinin cinsel açlık çekerken taciz ettiği, cinsel saldırıda bulunduğu, zavallı kadınları eserlerinde anlatmıştır...

Refik Halit Karay Atatürk ve silah arkadaşlarına hakaret üstüne hakaret yağdırmıştı...Karay'a göre Kurtuluş Savaşı'nı Türk halkı, Türk ordusu asla kazanamazdı...Çünkü Türkiye'yi Yedi Cihan Ordusu İşgal etmişti!

Karay'a göre "İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan işgal ordusunu Trakya ve Anadolu'dan söküp atmak mümkün değildi, hatta imkansızdı...

Karay Atatürk ve silah arkadaşlarına "Haddinizi, sınırlarınızı bilin, yoksa haddinizi size bildirirler" demişti...Karay: "Etimiz ne, budumuz ne? Ayol!"

Karay Atatürk ve silah arkadaşları için şöyle yazdı: "Bir patırtı, bir gürültü...Beyannameler, telgraflar...Sanki bir şeyler oluyor, olacak...Ayol şuracıkta her işimiz, her kuvvetimiz meydanda.dünya durumumuzu biliyor...Hayal kurmanın, blöfün sırası mı? Hangi teşkilat, hangi kuvvet, hangi kahraman. Kuzum Mustafa Kemal sen deli misin?

KOLERA SALGINI

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Balkanlar'ın Makus Talihi Göç (Yazarı: H. Yıldırım Ağanoğlu; Sayfa: 248) adlı kitapta 1 milyon 200 bin nüfuslu 1912 İstanbul'undaki Kolera salgınından söz edilirken şöyle deniyor:

"Ayasofya Camii ve Demirkapı Hastanesi'ndeki askerlerden kolera sebebiyle vefat edenlerin sayısı bir günde 500'ü aştı ve gösterilen bütün gayrete rağmen bunlardan sadece 110 tanesi toprağa verilebildi..."

GENERAL BARON TOTT'UN GÖZLEMLERİ

1783-1784 Fransa İstanbul'a büyükelçi olarak Marie-Gabriel-Florent-Auguste de Choiseul ya da Auguste de Choiseul-Gouffier olarak bilinen kişiyi (1752-1817) yolladı...Büyükelçinin Osmanlı hakkındaki görüşleri şöyleydi:

"İngiltere ve Rusya ile rekabetinde Fransa ne yazık ki sürekli toprak kaybediyor...Yunanistan'ı, Ege adalarını, Kızıldeniz'i, Mısır'ı, Suriye'yi, Orta Doğu'yu Fransa elde etmelidir...İstanbul Fransa'nın kontrolünde olmalıdır...İstanbul'da Fransa'nın himayesinde bir devlet kurulmalıdır...Rusların Osmanlı topraklarını ele geçirmesi ve Akdeniz'e inmesi ivedilikle önlenmelidir..."

Hendesehane ya da Mühendishane ya da Teknik Üniversite, Osmanlı İmparatorluğu döneminde matematik, geometri, haritacılık ve mühendislik eğitimi vermek amacıyla kurulan teknik okullara verilen isimdir. Kelime kökeni Arapça "hendese" (geometri/matematik) ve Farsça "hane" (ev/okul) kelimelerinin birleşiminden oluşur...

18.yüzyılda Fransız hükümetinin Osmanlı ülkesine yolladığı ve 1757'de İstanbul'a ulaşan ve modern top teknolojisini Türklere öğreten General Baron de Tott Padişah tarafından önce Çanakkale savunmasını güçlendirmekle görevlendirilir, ardından Hendesehane'yi modernleştirmek işi ona verilir...

Tott anılarında "Karşıma çıkan insanlar fanatik dinci, son derece kara cahillerdi, Arap alfabesi bence cahilliklerinin temel nedeniydi, son derece bilgisizlerdi, son derece fanatiklerdi, her şeyin en iyisini kendilerinin bildiğini zannedecek kadar kibirli ve özgüvenliydiler, hiçbir eğitim almamışlardı, bu insanlar aslında en büyük düşmanlarının kendileri olduğunu anlayamayacak kadar sığdılar, Türk ordusunda disiplin namına hiçbir şey yoktu, Türkler Ruslara yenildiklerinde buna çok şaşıyorlardı,  her tür yenileşmeye yeni teknolojilere karşılardı ve dini referanslarla bana aralıksız olarak karşı çıktılar, bana "topların içine barut konuluyor, bu barut domuz kılından üretilen fırçayla dibe itiliyor, domuz bulaşığına herhangi bir Müslüman asker elini süremez, yani ürettiğin topların ruslara karşı kullanılması mümkün değildir" dediler...

Her türlüğü islahata, yeniliğe, modernleşmeye ve yeni teknolojiye "Gavur İcadı" gerekçesiyle öldürülmek istenen tott 1763'te İstanbul'dan kaçarak canını zor kurtarır...

Fransa hükümetinin çıkarları o dönemde Rusya'nın Osmanlı karşısında zaferler kazanmasını önleme ve Osmanlıyı ayakta tutma yönündeydi...Fransızlar Rusların sürekli olarak Osmanlı toprağı kazanmasından çok rahatsızdı...1768-1773 döneminde Ruslar sürekli olarak Osmanlıyı yenilgiye uğratmıştı...Hatta 500 bin Osmanlı askeri 200.000 Rus askeri karşısında yenilgiyi tadar...Osmanlı topları beş dakikada bir atış yapabilirken Rus topları beş dakikada dört atış yapabilmektedir...Baron Tott Rus toplarının benzerlerini üretmeye çalışır ve hatta bunu başarır Osmanlı ülkesinde...

Padişah 2. Abdülhamit : "Arap alfabesini öğrenmek çok kolay değildir. Bu işi halkımıza kolaylaştırmak için belki de latin alfabesini kabul etmek daha iyi netice verir...Böylece okuma yazma bilenlerin sayısı hızla artar...Cahillikten böylece kurtuluruz..."

Padişah Vahdettin: "Bir millet var, koyun sürüsü… Buna bir çoban lazım… O da benim…"

Padişah Abdülaziz: (Eliyle burnunu karıştıran bir simitçiyi göstererek) "Millet millet dedikleri şu herif değil mi? (Halid Ziya Uşaklıgil'in, Sultan Beşinci Mehmed’in başkâtipliği görevine atandıktan sonra yazdığı anıları; "Saray ve Ötesi’nde")

KİTAP: Edwin John Davis'in Gözünden Bir Zamanlar Anadolu

Peder Edwin John Davis

DORLİON YAYINLARI

“Anadolu’nun seyahat ettiğimiz kısmı belki de Osmanlı İmparatorluğu’nun en verimli topraklarına sahiptir fakat insanlar feci şekilde yoksul durumdadırlar. Toprakları üretken, fakat üretim yapacak piyasa mevcut değil; vergiler ağır olmakla beraber bu insanları kalkındırmak için hükümet tarafından hiçbir şey yapılmamaktadır. Sadece düzenli kazançlar değil, Avrupa’dan alınan borçlar da aşırı harcamalarla çarçur edilmekte veya talihsiz biçimde vicdansız bir komşunun emelleriyle mecbur kılındığı üzere devasa bir askeri gücü muhafaza etmek için kullanılmaktadır. İnsanların birikmiş sermayesi bulunmamaktadır; bilakis, köyler büyük ölçüde borç içindedir. Kısacası vilayetler başkent için feda edilmekte, İstanbul zenginlik içindeyken kırsal kesim sefil bir çöküş yaşamaktadır.”

Bir din adamı olan Davis’in İskenderiye’den ayrılarak Anadolu’yu keşfe çıkması, misyonerlik faaliyetlerini bir kenara bırakarak halkın ve bölgenin panoramasını yalın bir dil ve hatta duygudaşlık bağıyla resmetmesi, öte yandan çoğu artık silinip gitmiş olan antik kalıntı ve yazıtları elinden geldiğince kopyalayarak gelecek nesillerin bunlardan haberdar olmasını sağlaması, doğa tasvirleri ve en önemlisi Osmanlı’nın son dönemleri hakkında bulunduğu çıkarımlar oldukça dikkat çekicidir. Bu çıkarımlardan hareketle kitabın okurun bugünü yorumlamasına katkıda bulunması kuvvetle muhtemeldir.

KİTAP:

ANADOLU'NUN KITLIK VE AÇLIK YILLARI

ASYATİK TÜRKİYE'DE YAŞAM 1875 Yılı Adana, Mersin, Osmaniye, Maraş, Konya ve Karaman’a Seyahat

Yayınevi: Akademisyen Kitabevi

1875 yılı ve çevresindeki günler ülkemiz için çok kritik bir dönem!

Abdulaziz'in tahtan indirildiği, V. Murat'ın üç ay gibi kısa süreliğine tahta çıkarıldıktan sonra indirilip; yerine (bir anayasa çıkartması ve meclisi kurması vaadiyle) II. Abdulhamit'in tahta çıkarıldığı yıllar...

Balkanlarda karışıklıklar hat safhada... Bosna- Hersek yanıyor... Ruslar ülke içinde bu karışıklıkları artıracak faaliyetler yürütüyor... Zaten 93 Harbi olarak bilinen Osmanlı- Rus Savaşı'nın eli kulağında...

Fransız ve İngilizler "Hasta adam"ın ölmesi için fırsat bekliyor; İngilizler (Ruslara karşı yardım etme karşılığında) Kıbrıs adasını talep etmekte.

Bunlar yetmezmiş gibi, iki yıldır süren bir kuraklık ve buna bağlı bir kıtlık halkı perişan etmiş;

İşte Edwin John Davis tam bu sırada, Adana ve Mersin merkez olmak üzere; Tarsus, Osmaniye, Maraş, Karaman, Ermenek ve Konya'yı gezip, ülke insanı ve insanların Osmanlı devleti hakkındaki görüşlerini, gerçekçi bir biçimde (köy köy dolaşarak, gün be gün) kaleme alıyor...
Günümüzde en çok tartışılan bir dönemi, tüm ideolojik bağlılıklardan uzak bir şekilde, üst seviyede olanları değil de, esas zorluğu çeken halkı anlatarak konu alması nedeniyle çok önemli bir kaynak olan bu kitap, maalesef bugüne kadar Türkçe'ye kazandırılamamış.

Şimdi S.Haluk Uygur ve Hakan Yaman, bu değerli kaynak kitabı 150 yıl sonra Türkçe'ye kazandırdı...

Araştırmacılar, tarihe meraklı olanlar, günümüzde çok tartışılan bir dönemi akıcı bir roman tadıyla okuyup asıl gerçeklere ulaşmak isteyen herkes; bu eseri kitapçı raflarında bulabilecek, internetten alabilecek.

(490 sayfa olan kitapta bulunan, döneme ait E.J. Davis'in çizdiği 25 adet gravür ve çok sayıda harita tarihe ayrıca ışık tutacaktır)

YARARLANILAN DİĞER KİTAPLAR:

1-TÜRKİYE'DE ÇAĞDAŞLAŞMA / NİYAZİ BERKES  

2-BAK, BEN SANA ANLATAYIM OLAYLARLA ALAYLAR / GÜNGÖR URAS

3-TARİHİN KISKANDIĞI LİDER / MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN HİKAYESİ / NAİM BABÜROĞLU

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız