Tüm İklim Adaleti Çalışma Gruplarına, STK’lara, Antalya Baromuza Ve Tüm Türkiye Barolarına + Ülkemizin Bilim İnsanlarına Çağrımızdır.
İklim adaletiyle ilgili yapılan alt yapı (ön) çalışmalarının hitamında, Kasım 2026’da Antalya'da yapılacak geniş kapsamlı çalışma sonucunda, küresel çevrenin daha ileri derecede korunacağına, iklim adaletinin de aynı şekilde ivme kazanacağına inanıyoruz. Yapılacak çok yönlü ve çok amaçlı çalışmaların, ağaç dalı diyagramı modeliyle anlam kazandırılarak sonuca gidilmesi beklentimizdir. Çalışma gruplarındaki arkadaşlar olarak, şu hususun dikkate alınarak çalışmaların aynı istikamette ilerleme sağlayacağı kanaati içindeyiz.
Şöyle ki; derin bir teessür içinde hepimizin tanık olduğu, yabancı şirketlerin ülkemizde altın arama hadisesine değinmek istiyorum.
Ülkemizin bekası ve iklim adaleti üzerinde de sekonder bir sebep durumundaki bu faaliyetin ele alınarak, ülkemizin geleceği açısından meselenin üzerinde durulmasında hayati önem olduğunu söyleyebilirim.
Bilindiği gibi, halen yürürlükteki maden yasası gereğince ülkemizde verilen ruhsat sayısı 6000 civarlarındadır. Özellikle Kanadalı bir şirketin, siyanür asidi başta olmak üzere çok sayıda kimyasal asit kullanılarak açık sistemle altın aranması olayının yanı sıra, başkaca madenlerin de aranması için ülkemiz topraklarında milyonlarca ağaca, ormanlara ve tarım alanlarına müdahale ediliyor olması, tam bir beka sorununu gündeme getirmiştir, denilebilir.
Erzincan İliç, Ordu Perşembe, Balıkesir Bergama, Çanakkale Kaz Dağları, Muğla Akbelen gibi örnekler başta olmak üzere, ülke topraklarımız delik deşik edilerek metalik ürünler alındıktan sonra bize ağlayan, dünya durdukça ağlayacak, yatalak hasta gibi bir coğrafya bırakıp çekip gidiyorlar. Ekosistem çökmüş; canlı mahlukatı, topraklarımızdaki aneorop ve aerop, saprofit mikroorganizmalar, solucanlar, yengeçler ve kurbağalar bile ölmüş; siyanürlü, asitli toprak katmanlarının miras olarak bize bırakıldığı bir Türkiye...
Siyanür, aynı zamanda bir intihar asididir. Kullanıldığı toprakların zemin yapısına ve geçirgenlik derecesine göre, zaman içinde kademeli olarak yer altındaki su kaynaklarına ulaşıp insan sağlığına ve çevre güvenliğine zarar vermeyeceğini kim söyleyebilir? Yer üstünde akan çaylara, derelere ve göllere de aynı ölçüde zarar vermesi gündem konusu olabilir.
Bilinmelidir ki, bizler asla yatırım düşmanı değiliz. Ülkemizin ve insanımızın hayrına olan her türlü yatırımı alkışlarız. Ancak bir milletin sağlığına, yaşam alanlarına, doğal çevreye, bilimselliğe, mühendislik normlarına, flora ve faunaya, sürdürülebilir insan ve canlı yaşamına zarar verebilecek her türlü yatırıma karşıyız. Rant için kaynaklarımızın heba edilmesine karşıyız.
Bu nedenlerden dolayı, öncelikle maden yasasının amaca uygun olarak revize edilmesi için, yazı başlığındaki kurumlarımızın ve çevrelerin kendilerine düşen demokratik sistem içinde legal mücadeleyi ortaya koymaları gerekir. Gerekirse iklim adaleti yapılanması içinde bir bilim kurulu oluşturarak Sayın Cumhurbaşkanına işin vahameti anlatılmalıdır.