Gerici Düzen Neden Özlenir?
Avrupa sokaklarında yürürken insanın gözüne çarpan bir çelişki var; öyle küçük, önemsiz bir detay değil… tam aksine, çağımızın en sert sorularından biri.
Bir yanda savaşlardan, yoksulluktan, baskıdan kaçıp gelmiş insanlar…
Diğer yanda ise geldikleri yerde geride bıraktıkları düzeni burada yeniden isteyenler.
İnsan sormadan edemiyor:
Eğer o düzen yaşanabilir olsaydı, neden kaçtın?
Pakistan, Afganistan, İran, Irak ya da Sudan gibi ülkelerden çıkan milyonlarca insanın hikâyesi aynı cümlede birleşiyor:
“Burada yaşanmıyor.”
Ekonomi çökmüş, hukuk zayıf, liyakat yok, özgürlük sınırlı. İnsanlar sadece iyi yaşamak için değil, sıradan bir hayat kurabilmek için bile mücadele veriyor.
Ve sonra… kaçış başlıyor.
Yeni bir ülke. Yeni bir hayat.
İstikamet Avrupa.
Elektrikler kesilmiyor. Kurallar kişiye göre değişmiyor. İnsan, devlete karşı bile hak talep edebiliyor.
Ama tam da burada tuhaf bir kırılma yaşanıyor.
Bazıları, kaçtığı düzeni özlemeye başlıyor. Yani Şeriatı!
Bu noktada meseleyi romantikleştirmek kolaydır ama gerçek çok daha serttir:
Sorun sadece din değil. Sorun; dinin, siyasetin ve eğitimin nasıl kullanıldığıdır.
Bugün birçok geri kalmış ülkede problem, insanların inancı değil; o inancın sorgulamayı kapatan, eleştiriyi bastıran ve bireyi pasifleştiren bir araç haline getirilmesidir. Çocukluktan itibaren “itaat et, sorgulama” diye yetiştirilen bir zihin, özgürlükle karşılaştığında bile eski zincirlerini arayabilir.
Öte yandan Batı’nın bugün geldiği noktayı “din farkı” ile açıklamak da yüzeysel olur. Avrupa’nın yükselişi, dinî otoritenin sorgulanması, bilimsel düşüncenin önünün açılması, hukukun birey lehine güçlenmesi ve eğitimin dogmadan arındırılmasıyla mümkün oldu. Yani mesele “Hristiyanlık ileri götürdü” değil; dinin devlet ve bilim üzerindeki belirleyici gücünün sınırlandırılmasıdır.
Aynı şekilde, Müslüman toplumların geride kalmasının nedeni de “Müslüman olmaları” değil; birçok yerde eleştirel düşüncenin bastırılması, kurumların zayıf olması, liyakat yerine sadakatin ödüllendirilmesi ve eğitimin çağın gerisinde kalmasıdır.
Bu yüzden asıl soru şudur:
İnsan neyi özlüyor?
Gerçekten bir sistemi mi…
Yoksa alıştığı itaat düzenini mi?
Çünkü alışkanlık, bazen özgürlükten daha güçlüdür.