Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
17°

Gerici Düzen Neden Özlenir?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Gerici Düzen Neden Özlenir?

Avrupa sokaklarında yürürken insanın gözüne çarpan bir çelişki var; öyle küçük, önemsiz bir detay değil… tam aksine, çağımızın en sert sorularından biri.

Bir yanda savaşlardan, yoksulluktan, baskıdan kaçıp gelmiş insanlar…

Diğer yanda ise geldikleri yerde geride bıraktıkları düzeni burada yeniden isteyenler.

İnsan sormadan edemiyor:

Eğer o düzen yaşanabilir olsaydı, neden kaçtın?

Pakistan, Afganistan, İran, Irak ya da Sudan gibi ülkelerden çıkan milyonlarca insanın hikâyesi aynı cümlede birleşiyor:

“Burada yaşanmıyor.”

Ekonomi çökmüş, hukuk zayıf, liyakat yok, özgürlük sınırlı. İnsanlar sadece iyi yaşamak için değil, sıradan bir hayat kurabilmek için bile mücadele veriyor.

Ve sonra… kaçış başlıyor.

Yeni bir ülke. Yeni bir hayat. 

İstikamet Avrupa.

Elektrikler kesilmiyor. Kurallar kişiye göre değişmiyor. İnsan, devlete karşı bile hak talep edebiliyor.

Ama tam da burada tuhaf bir kırılma yaşanıyor.

Bazıları, kaçtığı düzeni özlemeye başlıyor. Yani Şeriatı!

Bu noktada meseleyi romantikleştirmek kolaydır ama gerçek çok daha serttir:

Sorun sadece din değil. Sorun; dinin, siyasetin ve eğitimin nasıl kullanıldığıdır.

Bugün birçok geri kalmış ülkede problem, insanların inancı değil; o inancın sorgulamayı kapatan, eleştiriyi bastıran ve bireyi pasifleştiren bir araç haline getirilmesidir. Çocukluktan itibaren “itaat et, sorgulama” diye yetiştirilen bir zihin, özgürlükle karşılaştığında bile eski zincirlerini arayabilir.

Öte yandan Batı’nın bugün geldiği noktayı “din farkı” ile açıklamak da yüzeysel olur. Avrupa’nın yükselişi, dinî otoritenin sorgulanması, bilimsel düşüncenin önünün açılması, hukukun birey lehine güçlenmesi ve eğitimin dogmadan arındırılmasıyla mümkün oldu. Yani mesele “Hristiyanlık ileri götürdü” değil; dinin devlet ve bilim üzerindeki belirleyici gücünün sınırlandırılmasıdır.

Aynı şekilde, Müslüman toplumların geride kalmasının nedeni de “Müslüman olmaları” değil; birçok yerde eleştirel düşüncenin bastırılması, kurumların zayıf olması, liyakat yerine sadakatin ödüllendirilmesi ve eğitimin çağın gerisinde kalmasıdır.

Bu yüzden asıl soru şudur:

İnsan neyi özlüyor?

Gerçekten bir sistemi mi…

Yoksa alıştığı itaat düzenini mi?

Çünkü alışkanlık, bazen özgürlükten daha güçlüdür.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız