Antalya’da kültür ve turizm
Bu konu tam da kentin merkezinde yakın zamanda kurulan Antalya Nekropol Müzesi’ni izlerken aklıma geldi. Müzenin hikayesi 2008 yılında, Doğu Garajı Mahallesi’nde alış veriş merkezi için yapılan temel kazılarında ortaya çıkan, milattan önce ikinci yüzyıldaki Attaleia mezarlık alanındaki kalıntıların değerlendirilmesiyle başladı.
Şimdilik müzenin yönetim ve kurumsal olarak diğer müzeler gibi oturmuş, dingin bir hali yok. Her an “kalk gidelim” der gibi duruyor. Sergi salonları işin ehline verilmiş ama koridorlar, tuvaletler, temizlik, tertip, giriş ve çıkış terbiyesi henüz yerleşmemiş. Her şey bir güvenlik görevlisine bırakılmış ve yönetim kadrosu olayı kameralar, koyu camlar arkasında gözetlemede… Bu durumu görünce insanın ister istemez Turizm, Kültür ve Yerel Yönetim konuları aklına geliyor.
Kültür topluma kimlik kazandıran, dayanışma ve birlik duygusu vererek düzeni sağlayan maddi ve manevi değerlerin bütünüdür. Aynı zamanda tarihsel bir süreç içinde üretilen ve kuşaktan kuşağa aktarılan bir sosyal mirastır. Toplumların yaşayış tarzları olarak içinde sanat, müzik, folklor, gelenekler, eski eserler, arkeolojik değerler, etnografya ve demografi barındırır.
Turizm ise tatil yapma, ülke tanıtımı ve ekonomik anlamda o coğrafyadaki kültürün satış ve pazarlamasıdır. Dinlenmek, eğlenmek, görmek ve tanımak gibi amaçlarla yapılan geziler ile bir ülkeye veya bölgeye turist çekmek için alınan ekonomik, kültürel ve teknik önlemlerin, yapılan çalışmaların tümüdür. Elbette daha bilimsel tarifler vardır ama bunlar benim bulabildiğim tanımlar.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kendi web sitesinde bakanlığın vizyonu şöyle anlatılmış:
“Kültürel zenginlik ve çeşitliliği koruyup geliştirerek gelecek kuşaklara aktarmak, vatandaşların kültüre ve sanata yoğun, etkili ve kolay erişimini sağlamak, kültürel ve sanatsal yatırımların ve faaliyetlerin yaygınlaşmasına katkı vermek, sürdürülebilir turizm anlayışı ile ülkemizin dünya turizm gelirindeki payını artırmak, turizmi on iki aya ve seksen bir vilayete yaymak!”
Elbette hedefler güzel. Yaşadığımız bu tek adam devrinde Bakanlığının başında yedi yıldır bir turizm patronu varsa, bütün yetki onda ve Tekadam’da ise insanın aklına neler gelmez ki? Bu hedefleri ele geçirmek için bir turizm patronuna mı yoksa yetkin akıl dediğimiz işin ehli kişilerin ortak kararlarına mı gereksinim vardır?
Bakanlığın tarihsel gelişimine baktığımızda, geçmiş iktidarların düşünce ve ideolojilerine paralel olarak değişen bir teşkilat yapısı görülmektedir:
1957 yılında Basın-Yayın ve Turizm Bakanlığı kurulmuş. 1971 yılında ise Kültür Bakanlığı kurulmuş. 12 Eylül sonrası otoriter yönetim 1981’de iki bakanlığı birleştirilmiş ve 1989 yılına kadar adı Kültür ve Turizm Bakanlığı olmuş. 1989’daki iktidar her iki bakanlığı birbirinden ayırmış. 2003’de memleketin başına gelen bir başka otoriter yönetim iki alanı gene birleştirerek Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak yeniden düzenlenmiş.
İki konuyu iki ayrı bakanlık halinde kurumlaştıran devletlerde Kültür’ün sanatsal, koruma ve eğitim boyutu ön plandadır. Turizm ise daha çok ekonomik kalkınma ve ticari bir faaliyet olarak ele alınır. İki konuyu tek bakanlık şeklinde düşünenler, tanıtım ve kaynak yaratmada güç birliğini hedeflemişlerdir. Tek bakanlık uygulamasında kültürel değerler doğrudan turizmin çekim gücü olarak konumlandırılır. Bazı ülkelerde turizm ana ekonomik sektörlerden biri olarak görülür ve ekonomi, sanayi, bölgesel kalkınma gibi daha büyük bir bakanlığın parçası olarak yönetilir. Bu iki alanın tek bir bakanlıkta toplanması her iki taraf için de hem olanaklar hem de zorluklar barındırmaktadır. Kültür ve turizmin Türk ekonomisindeki rolü açısından nasıl kullanılacağı hakkında çok daha iyi çözümlemeler yapılabilir. Bu iki konu ülkelerin yumuşak gücü (soft power) olarak adlandırılır.
Bizde iki alanın ayrı ayrı düşünülüp uygulanması, siyasal iktidar uygulamaların demokrasiye yaklaştığı dönemlerde denenmiş ve yararlı olmuştur. Turizm ve Kültür konularındaki gelişmelerin hep bu dönemlerde gerçekleştiğini görmekteyiz. Kültür, ulusal güç unsurlarından biridir ve kendi alanında ya da ulusal eğitim içinde geliştirilmelidir. Turizm ise ekonomik yanı ağır basan bir unsurdur ve ulusal ekonominin içinde değerlendirilmesi gereken bir ulusal güç unsurudur. Ulusal turizm, ulusal kültür ve ulusal eğitim ayrı düşünülmesi ve uygulaması gereken konular olmasının yanında, planlama ve uygulama safhalarında her üç konunun da eşgüdümü ön koşuldur. Zaten devlet denilen sistem bir eşgüdüm olayı değil midir? Aslında kavramlar birbirlerini tamamlar.
Antalya’da önceliklerin farklı olması gerekir. Vilayet sınırları içinde diğer vilayetlerden daha çok maddi kültür mirası, daha çok turizm sahası vardır. Antalya’da kültür turizmi de vardır tatil turizmi de. Turgut Özal, zamanında konuyu iyi yakalamış ve tatil turizminin gelişmesini sağlamıştır. Bütün bunların yanında yerel yönetimlerin kültür ve turizm konularına girip daha doğru tanımıyla sorumluluk alıp almaması da tartışılır. Yerel yönetimlerin ana görevleri çevre sağlığı ve halkın günlük yaşadığı ortamın iyileştirilmesi olduğuna göre turizm ve kültür görevleri öncelikle merkezi yönetimin olmalıdır.
Belediyeler, kültür ve turizmle ilgili alanların ve kültürel fiziki yapıların temizlik, tertip ve yerel gereksinmelerini karşılamalıdırlar. Türkiye gibi geniş coğrafyaya sahip ülkelerde, kültür sorumluluğun turizm sorumluluğuyla karıştırılmaması ve bakanlıkların ayrılması, ancak eşgüdümün devamı kaçınılmazdır.