Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
20°
CUMHURİYETLE BİRLİKTE GÜLHANE DE …

CUMHURİYETLE BİRLİKTE GÜLHANE DE …

YAYINLAMA:

2022 İzmir kitap fuarında [İBB Reisi Tunç Soyer’e göre “Smyrna kitap fuarı] Kitabı önüme “Benim Gühane’m kitabı” konulduğunda bir an ürperdim. Kitabın yazarı, kendisini tanıtırken Gülhane Hastanesi’nden olduğunu söyleyince yakın geçmişte olanları isyanla karışık acıyla anımsadım:

Gülhane Askeri Hastanesi, Türk Cumhuriyetiyle birlikte yıkılmıştı. Hatta Ankara’da yıllarca özenle yeniden yapılan büyük ve yurt dışındaki hastanelerden de daha güzel binasıyla ve birimleriyle birlikte yıkılmıştı.

Ne ki yıkımın daha köklüsüyle karşılaşacağımı ummuyordum. Kitap fuarının konferans salonu girişinde “Smyrna Kitap Fuarı – Agamemnon Salonu” levhasını görünce öfkeyle, ama daha çok yenilgi utancıyla ayrılmıştım İzmir’den.

İzleyen günlerde kitabı okudukça askeri hastanenin yalnızca ordunun gereksindiği uzmanlık birimlerini değil, sağlık savaşçılarının tarihini de barındırdığını, her görevlinin, doktorların ve onların yardımcısı, savaşçı Türk askerlerinin en büyük desteği Asker Hemşireleri tanıdıkça son yıkımın, yüz yılı aşkın savaşçı kaynağımızı,

Türk devrimiyle birlikte yok ettiğini daha derinden kavradım.

Şam’da arkadan vuranlara karşı hemşirelerimiz

Saltanatın ihanetine ve kayıtsız koşulsuz teslimciliğine karşın Kumandan Mustafa Kemal’in Filistin’den Toroslar’a, savaşa savaşa sürdürdüğü 58 Günlük direnişin 16. gününde, 1 Ekim 1918 sabahı, Şam’da asker hastanesine dönüştürülen Darülfünunun orta bahçesine indirilen yaralı askerlerin acılarını dindirmeye çabalayan asker hemşireleri düşündüm.

İşgalci devletlerin yardımıyla Türklere saldıran Mekkeli Faysal bin Hüseyin el Haşimi’nin öncüleri, yaralı Türk askerlerine saldırıyor, genç teğmenler onlarla gırtlak gırtlağa boğuşuyorlar; hemşireler yerde yatan yaralı askerleri korumak için çırpınıyorlardı… [58 GÜN - M. Kemal ile Filistin’den Anayurdun Dağlarına, 4. Basım, 2009, s. 227-233 ]

Yakın geçmişte Gülhane Askeri Hastanesi çökertilirken hemşirelerin iç yangılarını da derinden duyumsadım. Gülhane Askeri Hastanemizi içerden anlatan kitabın yazarları, sağlık askerleri Aysel Osan Abbanoğlu, Sema Yeşilışık Karadayı’ya şükran duymamak olanaksız! Onların önünde selama duruyorum.

Hemşirenin ayak sesleri

Benim Gülhane’m Kitabının tanıtım bülteninde asker hemşirelerin değeri içtenlikle vurgulanıyor:

<< Hastaneye yatan bir hasta gerçekten yalnızdır. Onun derdine deva olan, temas kurabileceği, yardım isteyeceği kişi “hemşiresi” yani “kız kardeşidir.” (…) akşam mesai bitip son ayak sesleri klinikten çekildikten sonra güneş yavaş yavaş batar. Karanlık çöktükçe hasta da karamsarlığa kapılır, artık tekrar güneşi görüp göremeyeceğine dair umutsuzluk içinde yüzerken tek güvencesi koridorlardan yansıyan hemşirenin ayak sesleridir. Onlar, hastalarının içindeki karanlığı cansiperane aydınlatmaya çalışan, yalnız bir gece feneri gibidir.

(…) Ölüm anı her durumdan, her karanlıktan farklıdır ve çoğu aile bireyleri bile, bu anı yaşamak istemezler. “Savaş ve Barış” romanında Tolstoy şöyle ifade eder: Ölmekte olan bir hayvan gördüğü vakit insanın bütün varlığını bir dehşet duygusu kaplar. Çünkü gözlerinin önünde bir canlı apaçık bir şekilde silinip gitmektedir. Ama ölen bir insansa, hele sevilen bir kişiyse o zaman onun yok oluşu, yaşamının sona erişi karşısında dehşet duygusunun yanı sıra ruhunda bir yara açılır. Bu yara tıpkı bir beden yarası gibi insanı öldürebilir…

Çoğu aile, hastanede gece yarısı hayatını kaybetmekte olan hastanın yanında bulunmaz ya da bulunmaya katlanamaz… dünyadan ebediyete göç eden hastanın yanında kim vardır? Tabii ki tüm yaralarımızı görebilen hemşirelerimiz, yapayalnızlığımızı paylaştığımız ve paylaşacağımız… Prof. Dr. Em. Tümg. M. Zeki Bayraktarr>>

Gülhane yok! Asker Hemşirelerimiz yok! İçimizdeki Yunanlar çok!

Rumların işgal öncesi yıllarda Ege bölgemizde kurdukları İon (İyon) Birliği, Yunan ordusuyla birleşerek savunmasız Türklere kıymış, topluca yakmış, kadınlarımızın, kızlarımızın ırzlarına meydanlarda topluca saldırmışlar; yüzlerce köyümüzü yakmışları, çoluk çocuk her yaştan insanımızı da topluca öldürmüş ve yakmışlardı. İon Birliği’ni kuran o sözüm ona “yerli” Rumlar, Yunan ordusu çekilse bile Türklere karşı saldırılarını sürdüreceklerini duyurmuşlardı.

Şimdi İon Birliği’ni Rumlar değil, Yunanla birlik olan içimizdekiler kuruyorlar. Hatta Yunanistan’ın ada kentlerini de birliğe bağlıyorlar. Bu yeni İyon Birliğinin başını belediyeler çekiyorlar.

Yıkılan Gülhane’nin binası değil, Türklerin ruhudur!

*Yeni ihanetin ayrıntıları için bkz: Ortağın Çocukları Genişletilmiş 4. Basım, Sia Kitap, 2024]

21 Ekim 2024

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız