Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
20°

KADIN CİNAYETLERİ POLİTİK MİDİR?

YAYINLAMA:


 

Türk yargı sisteminin kadına yönelik şiddete tutumu hem utanç verici hem de içler acısı.

Gerek polis memuru, tabibi, hakimi, savcısı da dahil olmak üzere gerek soruşturma gerekse de kovuşturma aşamasında yer alan mercilerde görev alan şahısların “AHLAK BEKÇİSİ VE CİNSİYETÇİ ANLAYIŞI”, “Kadını Koruyan Yasaların İcra Edilmesinden İmtina Edilmesi; KADINLARIN TEK TEK KATLEDİLMESİNİN YEGANE SEBEBİDİR.

Kadına yönelik şiddetin en uç noktası olan kadın cinayetleri ne yazık ki şuan Türkiye’nin değişmez gündemi haline gelmiş ve bu durum korkunç bir biçimde normalleştirilmeye çalışılmaktadır. Yazımın devamında kadın cinayetlerinin politik olup olmadığı hususuna döneceğim.

 

BU ZİHNİYETTEKİ İNSANLARLA SAVAŞIYOR OLMAKTAN UTANIYORUM!

Hem bir Avukat, hem bir KADIN, hem bir eş ve toplumda her an eli kılıçlı bir adam tarafından katledilme potansiyeli olan bir kadın olarak “BU ZİHNİYETTEKİ İNSANLARLA SAVAŞMAKTAN TÜM KADINLAR ADINA UTANIYORUM.

Kadına bakış açısı ve gündemiz öyle bir hale geldi ki; 2022 senesinde kadının var olduğunu, toplumda aktif rol aldığını, gece tek başına eğlenebileceğini, şort ya da etek giymesinin bir şeylere davetiye çıkartmak olmadığını, kürtajın bir hak olduğunu, istemeyen kadının anne olmak zorunda olmadığını daha doğrusu kadının annelikle ya da evlenmeyle kendini tamamlaması düşüncesi ile savaşmaktan, kadının kıyafeti ile ilgilenmekten asıl meseleye hala gelemeyenlerden, sözde kadın hakları savunucusu olup, aslında “TÜM BU YAŞANANLARIN KESİNLİKLE FARKINDA OLMAYAN İNSANLARLA YAŞAMAKTAN VE SAVAŞMAKTAN UTANIYORUM.”

 

PEKİ TÜM ÇABALARIMIZA RAĞMEN HİÇ Mİ BİR ŞEY DEĞİŞMEDİ?

Neredeyse her gün birden fazla kadın katledilmeye devam ederken, kadına yönelik şiddetin, baskı ve ayrımcılığın tüm tepkilere rağmen devamı bir file karşı karınca olarak savaşmaya çalıştığımızı hissettiriyor.

Kadına şiddet, işsizlik, eğitim ve sayılamayacak kadar çok sorunların, her geçen yıl takip edemediğimiz kadar çözüm paketleri açıklanmasına rağmen daha kötü hal almaya devam ediyor. Mevcut Hükumetin kadına şiddeti, kadın cinayetlerini, kadını değersizleştirmeye çalışan ve zorbalığı onaylayan politikalarına hep birlikte karşı çıkmak ve kadına şiddetin önlenmesinde ciddi rol oynayan İstanbul Sözleşmesini savunmak; “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır!” demek ise son derece önem taşıyor.

Kadın cinayetlerine ilişkin güncel istatistikler; kadınları hedef alan bizler tarafından top yekûn sürdürülen ancak muhatapları tarafından duyulmayan ve sağır olmuş toplumun büyük bir bölümü ile savaşın cinsiyetçi yapısı, haber kanalları, haber siteleri, siyasiler, bizleri temsil etmesi için meclise giren MİLLETİN VEKİLLERİNİN DE söylemleriyle kadın cinayetlerini sıradanlaştırmaya çalışmaktadır. Cinsiyetçiliği benimseyen ve meşru kılan beyan, haber ve aslında zihniyet yapısı ile günümüz medyası, biz kadınların yaşam mücadelesini önünde en büyük engeldir.

                                                 

TEKRAR SORUYORUM KADIN CİNAYETLERİ POLİTİK MİDİR?

Katiller evimizde, iş yerimizde markette, çarşıda pazarda her yerde ve ne yazık ki vatandaşını korumak yegâne görevi olan devlet mevcut düzende katillere gerekli cezayı vermemekte.  

Tolumda var olan ve belli bir kesin tarafından görmezden gelinerek yok sayılmaya ve baskılanmaya çalışılan LGBT’leri, KADINLAR, ÇOCUKLARI tüm bu ayrımcı ve cinsiyetçi zihniyete karşı koruyarak bir kalkan oluşturan ‘TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİNİ SAĞLAYIN’ diyen İSTANBUL SÖZLEŞMESİ bütün itirazlara rağmen 20 Mart 2021’de gece yarısı kararnamesiyle 12’nci Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından feshedildi.

Danıştay 10. Dairesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesine ilişkin kararının iptali talebini reddetti. İptal isteminin reddinde 5 kişilik mahkeme heyetinden 3’ü onay, 2’si red verdi. Onaylayanlardan bir üye de mahkemenin tek kadın üyesi olan ve AKP döneminde İBB’nin 1. Hukuk Müşaviri iken Danıştay’a atanan Lütfiye Akbulut. Söyleyeceklerim bu kadar, boşlukları değerli okuyucularımız doldursun.

Yazımın muhteviyatından da anlaşıldığı üzere KADIN CİNAYETLERİ POLİTİKTİR.

"Kadınlar tarafından İstanbul Sözleşmesi’nin feshine ilişkin kararın iptali için açılan dava Danıştay 10. Dairesi tarafından reddedildi.

Bu husus devletin ve yargı organlarının AKP iktidarı kararıyla sözleşmeden ayrılarak kadınları ve tüm şiddet mağdurlarını umursamadığını, korumayacağını ve hatta faillerini engellemeyeceğini resmi olarak bizlere bir kez daha göstermiştir.

Tüm bu yaşanılanlara diyecek tek bir cümlem varsa o da; “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YAŞATIR”DIR.

 


 

 

 

 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız