Akdeniz Gerçek | Röportaj | Antalya'nın Ünlü Hukukçusundan Konteyner Çıkışı!

Antalya'nın Ünlü Hukukçusundan Konteyner Çıkışı!

Antalya’daki adliye bölünmesine tepki gösteren Av. Cengizhan Gököz, konteyner adliyelere dikkat çekerek kalıcı çözüm ve güçlü planlama çağrısı yaptı.

Antalya’daki adliye bölünmesine tepki gösteren Av. Cengizhan Gököz, konteyner adliyelere dikkat çekerek kalıcı çözüm ve güçlü planlama çağrısı yaptı.

Antalya'nın Ünlü Hukukçusundan Konteyner Çıkışı!
KAYNAK: Songül Başkaya

 Bugün Antalya Barosu'nun geçmiş dönem başkanlarından, 1998-2000 yılları arasında görev yapmış, görev süresinde hem hukukun üstünlüğü anlamında mücadele etmiş hem de bugün yıllar sonra yeniden gündeme gelen adliyelerin bölünmesi konusunda kararlı bir tavır ortaya koymuş bir isimle beraberiz: Avukat Cengizhan Gököz. Tam 48 yıldır mesleğini layıkıyla sürdüren Antalya'nın tanınmış hukukçusu ve aynı zamanda Akdeniz Gerçek gazetesinin yazarı olan Gököz, ailemizin de bir parçası. Antalya'da "konteyner adliye" olarak gündeme gelen bir konu sayesinde yeniden yazmaya başladınız. Öncelikle tebrik ediyorum. Çok önemli bir yazıydı ve önemli bir gündeme işaret ediyordu. Antalya'da adliyeler geçmişte nasıldı? Görev sürenizde verdiğiniz mücadeleyi ve bugünkü tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz? 21. yüzyılın Antalya'sında Muratpaşa ilçesi Meltem Mahallesi'nde üç tane yan yana adliye binası bulunuyor. Bunlar da yetmedi. Antalya'nın Kepez ilçesi Göçerler Mahallesi'nde, Antalya Şehir Hastanesi civarında konteyner adliyeler oluşturuldu. Geçici süreliğine de olsa bu durum kamuoyunda tepki uyandırdı. Sözü size bırakıyoruz.

Av. Cengizhan Gököz& Songül Başkaya

Av. Cengizhan Gököz: Öncelikle güzel sözleriniz için çok teşekkür ediyorum. Sizlerin ve Akdeniz Gerçek gazetesinin hem yerelde hem de genelde ülkemizle ilgili hassasiyetleri haber yaparak, yorumlayarak, köşe yazılarıyla ve özellikle yerel meclisteki çabalarıyla bu kente çok güzel ve yararlı hizmetler sunduğunu biliyorum. Çünkü aşağı yukarı aynı hassasiyetlere sahip olduğumuzu da ifade etmek istiyorum. Bu konu biraz daha bizim meselemiz. Belirttiğiniz gibi yarım asra yaklaşan meslek hayatımızda bu aşamaları da yaşamış bir insanım. Mesleğe başladığım 1970'li yılların ortalarında adliye beş ayrı yerdeydi ve hepsi kiralık yerlerdi. İş hanlarından bozma adliyelerde mesleğe başladık. Staj yaptığım ilk bölüm İsmet Paşa Caddesi'nin başındaki Dölen İş Hanı'ydı. Cumhuriyet savcılıkları, Cumhuriyet Başsavcılığı, Sulh Ceza ve Asliye Ceza Mahkemeleri burada bulunuyordu. Hatta staja başladığım dönemde Ağır Ceza Mahkemesi de oradaydı. Daha sonra Ağır Ceza Mahkemesi Bileydi İş Hanı'na taşındı. Hukuk mahkemeleri ağırlıklı olarak Karabayır İş Hanı'ndaydı. Burası şu andaki valilik binasının tam karşısındaydı. Asliye Hukuk, Sulh Hukuk, İş ve Kadastro Mahkemeleri burada bulunuyordu. Yan taraftaki Besen İş Hanı'nda ise icra mahkemeleri ve icra daireleri vardı. İcra Ceza ve İcra Hukuk Mahkemeleri de Ege İş Hanı'ndaydı. Böyle bir dağınıklık söz konusuydu. O dönemde hem vatandaş hem de biz avukatlar zorluk çekiyorduk. Şehir içinde farklı adliyelerdeki duruşmalara yetişmek mümkün olmayabiliyordu. Mazeret veriyorduk. Örneğin, "Karabayır İş Hanı'nda duruşmam bulunduğundan Dölen İş Hanı'ndaki duruşmama katılamayacağım" şeklinde mazeretler sunuyorduk. Bu mazeretler de kabul ediliyordu.

Antalya Adalet Sarayı (1985)

Nüfus bu kadar yoğun değildi. Yargının yükü de bu kadar fazla değildi. Buna rağmen "Sorun yaşadık, katılamadığımız durumlar oldu" dediniz.

Av. Cengizhan Gököz: Elbette. Bunlar yargısal faaliyetlerin kalitesini de etkileyen konular. Yurt dışındaki adliyelerde duruşmalara gitmiş birisi olarak söylüyorum; oradaki yapılarla bizimkileri karşılaştırmak mümkün değil. O makamlarda ve binalarda yargılandığınızı hissediyorsunuz. Yargısal faaliyetin yapıldığını hissediyorsunuz.

Antalya Adalet Sarayı (2026)

Yani mekanlar da aslında çok önemli.

Av. Cengizhan Gököz: Düşünün, hakimin odasında duruşma yapılıyor. Duruşma salonu diye bir yer yok. Genel anlamda söylüyorum. Ağır cezalarda duruşma salonları vardı ancak Asliye Ceza mahkemelerinin duruşma salonları bulunmuyordu. Böyle bir dönemden geçildi ve nihayet yıkılan Özel İdare İş Hanı'nda adliye toplandı. Bu bizim için gerçekten çok önemli bir gelişmeydi. Fakat orada da duruşma salonları ve adliye yapılanması son derece kötüydü. Çok kısa bir anımdan bahsedeceğim. O dönemde Baro yönetimindeyim. Avrupa Barolar Birliği'nden bizi, görev yerlerimizde yargısal faaliyetlerin nasıl yürütüldüğünü incelemek üzere ziyaret ettiler. Antalya Özel İdare İş Hanı'na bir Asliye Ceza Mahkemesi'nin duruşması için gittiğimizde içeri giremediler. Çünkü küçücük bir oda vardı. Hakimin masası, jandarmalar ve tutuklu bulunuyordu. Avukat bile içeri giremiyordu. Avrupa Barolar Birliği'nden gelen meslektaşımız bize dönerek, "Gerçekten bunlar mahkeme mi? Bu hakim mi?" diye sordu. "Evet" dedik. Yüzündeki hayret ifadesini anlamamız mümkün değildi. Biz ülkesine gönülden bağlı hukukçularız. Ülkenin itibarını hukukta ve hukukun üstünlüğünde görüyoruz. Yol yapmak, bina yapmak, köprü yapmak elbette önemlidir. Ancak bir ülkenin niteliği, büyüklüğü ve övüneceği temel unsur hukukudur, yargısıdır. Sonra Antalya Spor Tesisleri'nin yanındaki bina yapıldı. Çok sevindik. "Adliye müstakil binası olacak, kiralardan kurtulacak" dedik. Ancak daha sonra o kadar büyük bir alanın nasıl verimsiz kullanıldığını ve ziyan edildiğini gördük. Ödüllü bir projeydi. Ödüllü olması elbette güzel ve övünülecek bir konu gibi görünüyordu. Fakat bina 5-6 yıl sonra yetersiz kaldı. Şimdi en acısı, duruşma salonlarında akustiğin olmamasıydı. Duruşma salonları yapılmıştı. Sevindik. Ancak duruşmalara girdiğimizde hakimin söylediğini ben anlamıyordum, benim söylediğimi hakim anlamıyordu. Tanığın söylediğini hakim anlamıyordu. Hakimin yazdırdığı şeyi katip anlamıyordu.

Yine olmadı…

Konteyner Adliye (2026)

Av. Cengizhan Gököz: Bu işi yapanların yargısal faaliyetlerden haberi yoktu ya da "Ben yaptım, oldu" anlayışıyla hareket edildi. Sonuçta o dönemde benim Baro Başkanlığı yaptığım sırada burada başkanlık odam da bulunuyordu. Adalet Bakanlığı'na gittik ve "Buralar yetmeyecek" dedik. Bir de çok özel bir durum vardı. Antalya yılda en az 9-10 ay güneşlidir. Kışın bile güneşlidir. Buna rağmen adliyede çalışılan mekanlar, hakim odaları ve duruşma salonlarının tamamı karanlıktı. Boş mekanlar ve atıl alanlar güneş alıyordu. Biraz stilize ederek anlatıyorum ama gerçekten ağlanacak halimize güleriz. Mimar sanki adalet hizmeti almaya gelen vatandaşın bir de güneşlenmesini düşünmüş. Aydınlık alanlar dışarıda bırakılmıştı. Müneccim olmaya gerek yok. 3-5 yıl sonra bina yetersiz kaldı. Yeni bina yapılacaktı. Şu anda adliye ve Bölge Adliye Mahkemesi'nin bulunduğu arsa, Karayolları'na ait 52 dönümlük bir arsadır. Buraya adliye binası yapılması kararı verildi. Ancak o dönemde Karayolları ile ilgili bakan, arazinin yarısının, yani 26 dönümünün özel bir hastaneye verilmesi konusunda uzlaştı. Yerel yönetim de bir plan tadilatı yaptı ve orayı sağlık alanına çevirdi. Daha sonra özel bir hastaneye satılması gündeme geldi. Biz "Olmaz. Adliye yapıyorsunuz. 26 dönüm buraya yetmeyecek. Burayı rezerv alan olarak kullanmamız lazım. Yapmayın, etmeyin" dedik. Sözümüz dinlenmedi. Bunun üzerine Antalya Barosu olarak dava açtık. Sağlık alanı olarak ayrılan kısmın planını iptal ettirdik ve alanın yargısal alan olarak kalmasını sağladık. Bina yapılırken yine Adalet Bakanlığı'na söyledim: “Buraya öyle bir yapı yapalım ki zemin etütleri yapılsın ve kat ilavesine olanak sağlayacak şekilde planlansın. İhtiyaç oldukça kat çıkılabilsin.” Meltem, yapı itibarıyla 20-30 katlı binaların bulunduğu bir bölge. Ancak bu durum hiç dikkate alınmadı. Erzurum'daki proje getirildi buraya konuldu. Isparta'daki proje getirildi, buraya konuldu. Tek tip proje uygulandı. Nitekim bina yapıldı. 3-5 katlı bir yapı ortaya çıktı. Asansör 6 kata kadar çıkıyor. Yargının kullandığı bölümler 4 kat, zeminle birlikte 5 kat oluyor. Şimdi orada bunun böyle olacağını biliyoruz. Yine duruşma salonları yapıldı. Çok güzel duruşma salonları yapıldı. Ancak daha önce yapılan akustik hatası burada da tekrarlandı.

Hala aynı sorun.

Av. Cengizhan Gököz: Akustik hala dikkate alınmamış. Yapılacak şey belli. Ya duvarlara lambri yaparsınız ya da zemine sesi absorbe edecek döşeme yaparsınız. Maalesef bunlar da yok. Sonuç itibarıyla burada da kaçınılmaz akıbet başımıza geldi. Şimdi "Önce eski binadan bazı birimleri buraya taşıyalım. İcra dairelerini oraya aktaralım" denildi.

Önce denetimli serbestlik sadece oradaydı sanki.

Konteyner Adliye (2026)

Av. Cengizhan Gököz: O biraz adliyenin bir parçası gibi görünse de fonksiyonel olarak esas olan oradaki icra daireleridir. İcra daireleri oraya gelince İcra Hukuk Mahkemeleri de oraya geldi. Şimdi Seçim Kurulu da burada. İl ve İlçe Seçim Kurulları da burada. Denetimli Serbestlik ve başka birimler de geldi. Ancak bunların adliyeye bir faydası yok. Aslında bölünme orada başladı. Adliyemiz amip gibi bölünmeye başladı. Amipler bölünerek çoğalır. Biz de bölünerek çoğalmaya başladık. Burada önemli olan şu: Adliye tek yerde olur. Vatandaş geldiği zaman yargıya başvurma ve yargıdan sonuç alma sürecini tek merkez üzerinden yürütmelidir. Sonra ne oluyor? Adliye yetmediği zaman yeni mahkemeler açılıyor. Antalya çok göç alan bir yer. Göç almanın doğal sonuçlarından biri de yargısal faaliyetlerin artmasıdır. İnsan taşınıyor, Antalya'ya geliyor ve kendi kültürüyle geliyor. Kan davası varsa kan davası, başka sorunları varsa başka sorunları geliyor. Ceza hukuku açısından Cumhuriyet savcılıklarının ve mahkemelerin iş yükü artıyor. Suç türleri değişiyor. Uyuşturucu, fuhuş, çeteleşme ve mafyalaşma gibi sorunlar ortaya çıkıyor. Bunların sonucunda yargının yükü artıyor. Peki ne yapacaksınız? Adliye bitmiş. Ondan sonra adliye yeri aramaya başlayacaksınız. Nihayet konumuza geldik. Şimdi Şehir Hastanesi'nin oralarda, Kepez'de, Göçerler'de konteyner adliyeler yaparak palyatif çözümler aramaya başlayacaksınız. Bakın, bu yetmeyecek. Bu daha devam edecek. Bölünmeler devam edecek. Çünkü amip bir kere bölünmeye başladı mı bölünür gider. Şimdi ben bunu İstanbul'daki, Silivri'deki duruşmalarla da ilişkilendiriyorum. Bunlar bazı temel ilkelere aykırı. Özel duruşma salonları olmamalı. Adliyenin dışında, adliyeden bağımsız şekilde bir duruşma düzeni oluşturulmamalı. Adliyenin içinde olmanız gerekiyor. Gidip bir yerde İş Mahkemesi, başka yerde duruşma salonu gibi uygulamalar hakim ilkesi açısından da sorun oluşturur. Tabii hakim ilkesi çok önemlidir. Bir davaya başlıyorsunuz ve bir hakimle karşılaşıyorsunuz. Davanın sonunda dördüncü hakim karar veriyor. "Her şeyi anlattım, davayı anlattım, savunmalarımı yaptım" diyorsunuz. Sonra başka bir hakimle karşılaşıyorsunuz. Böyle bir durumda tabii hakim ilkesi nasıl korunacak? Bir davaya bakan hakim o davayı bitirmeli. Aksi halde ortaya tartışmalı kararlar çıkıyor. Sonrasında istinafta veya Yargıtay'da düzeltilmesi için uğraşıyorsunuz. Ancak her zaman düzelmiyor. Sonra da oturup "Hukuk devletiyiz, hukukun üstünlüğü var" diye konuşuyoruz. Maalesef durum böyle.

Bizim bir önerimiz var. Biraz önce ifade ettiniz. İlk adliye binasının kuruluş amacı güzel olmakla birlikte alanın yeterli ve verimli kullanılamaması bugün yaşanan sorunun temel nedenlerinden biri. Yerel yönetim tecrübeniz de var, meclislerden de geliyorsunuz. Oralarda planlamalar nasıl yapılır, kamu yararı ve kamusal hizmetler için herkesin oybirliğiyle destekleyebileceği sağlıklı bir çalışma ortaya konulabilir mi? Burada bir emsal artışıyla bu yaraya çözüm olabilecek bir çalışma mümkün olabilir mi? Ne düşünüyorsunuz?

Konteyner Adliye (2026)

Av. Cengizhan Gököz: Çok ayrıntılı bir inceleme yapılabilir. Ancak kabaca baktığınız zaman mümkün olabileceğini düşünüyorum. Bunun mutlaka hukukta ve imar hukukunda bir karşılığını bulabilirsiniz. 50 yıllık bir hukukçu olarak şunu katiyen söyleyemem: “Hukuku bırakalım, burada çok önemli bir kamu yararı var. Hukuk dursun ve imar hukukuna, kentin yapısına, bölgenin yapısına dikkat etmeyen bir yapı yapılsın.” Bunların tamamı incelenir. Ben mümkün olduğunu düşünüyorum. Orada aklıma gelen bir başka konu var. Baro Başkanlığı dönemimde adliyenin bahçesine avukatların öğle arasında çay içebileceği, tost ve benzeri yiyecekleri tüketebileceği bir mekan yapmak istedim. Kabul etmediler. Neden biliyor musunuz? Yeraltı sularını koruma alanı olduğu söylendi. Ben Migros'a dava açtım. Baro başkanı olduğum dönemde bunu yaptım. Migros'un bulunduğu alan Antalya'nın rezerv su alanıydı. Rezerv su alanı olan bir bölgede AVM yapıldı ve bununla ilgili mücadele ettik. O dönemde böyle bir teklifin reddedilmesine gerçekten üzülmüştüm. Bana "Çay bardağı yıkanırken deterjan kullanılır, o su yeraltına karışır ve su kirlenir" denildi. Hassasiyete bir diyeceğim yok. Biz de hassasız. Ancak sonrasında orada neler yapıldı? Şu anda neler yapıldı? Ben güzel bir planlamayla bunun yapılabileceğine inanıyorum. Hukukun yanı sıra kentsel dönüşüm imkanları da kullanılabilir. Kurallar çerçevesinde hareket edilerek en azından benim ölçülerime göre Antalya'nın 100-150 yılını karşılayabilecek bir adliye yapılabilir. Hatta yine iddia ediyorum; kat ilavesine olanak veren bir yapı oluşturulabilir.

Dünyanın gelişmiş ülkeleriyle yarışıyoruz. Ülkemizin itibarı, teknolojisi ve kültürüyle her anlamda yarışması bizim için gurur vericidir. Ancak biraz önce ifade ettiniz. Avrupa'da veya dünyanın pek çok yerinde yargı binalarını görüyoruz. Pek çok tarihi binada hala hizmet veriliyor. O yapılar öyle görkemli ve ihtişamlı yapılmış ki bugün bile değerini koruyor.

Av. Cengizhan Gököz: Elbette. Bakın, Yargıtay'ın ve bakanlıkların bulunduğu yapılarda bile ülke belleği ve kent belleği var. Sizin de hep üzerinde durduğunuz konular bunlar. "Kent belleğini koruyalım" dedik. İnönü Okulları'nı hatırlayın. Doğumeviyle ilgili tartışmaları hatırlayın. Meclisteki tartışma tam bir komediydi. Biz oradaki binanın herhangi bir fonksiyon yüklenmeden müze olarak bırakılmasını istedik. Ben orada doğdum. Bekir Kumbul orada doğdu. Kentin belli görevlerini yapan insanlar orada dünyaya geldi. Dönemin belediye başkanı, "Beni ebe doğurdu" dedi. Böyle bir vizyon olur mu? O zaman doğumevine gerek yok. Seni ebe doğurduysa doğumevine de gerek yok.

Şu anda o vizyonun sonuçlarını görüyoruz. Orada yaratılan kent meydanı, meydan kültüründen oldukça uzak.

Av. Cengizhan Gököz: Kent meydanı konusunda da benzer bir talihsizliği Konyaaltı'nda görüyoruz. Deniz Baykal rahmetli konuşurken o meydana kent meydanı diyemedi. Ben açılışına geldim. Benim orayla ilgili düşüncem, oranın "kokoreç meydanı" olduğuydu. Böyle bir kent meydanı olabilir mi? Demokrasiyle ilgili ne yapılabilir orada? Park yaptın, başka şey yaptın ama kent meydanı dememek gerekir. Mesela buraya Atatürk Parkı deniyor. Konyaaltı kıyısında, Konyaaltı Caddesi'nin oradaki alan. Açın imar hukukunu. Parkta ne olur? Parkta yapılabilecek şeylere bakın, bir de oraya bakın. Orası park değil. Park demeyin. Ben AKM'ye, Cam Piramit'e ve Antalya Kültür ve Sanat'a kültüre ve sanata verdiği destek nedeniyle sıcak bakan bir insanım. Ancak bunların parkın içinde bulunması konusunda farklı düşünüyorum. Şimdi diyeceksiniz ki, "Cengizhan Bey, Sheraton ve Falez otelleri ne olacak?" Siz "O olmaz" diyorsunuz. Ben Tenis İhtisas Kulübü'nün uzun yıllardır üyesiyim. Oradaki hassasiyetlerin, yapılaşmanın çok büyük olmasa bile tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Parkın içindeyse yasa ne diyorsa o uygulanmalı. "Yasayı değiştirelim, içine kültür salonları yazalım" deniliyor. Ben İmar Yasası'nda kültür salonlarının yapılabileceğini görmedim. Cam Piramit'in ise hiç yazılmadığını düşünüyorum. Burada bir bakış açısı sorunu var. Yine söylüyorum, oralarda konser verilmesinden ve kültürel faaliyetler yapılmasından memnuniyet duyuyorum. Hasan Subaşı'yı da bu konuda baş tacı tutarım. Antalya'ya gelmiş geçmiş belediye başkanları içerisinde sivil toplumla ilişkileri bakımından onu önde tutuyorum. Eleştirecek birçok konu var. Bunlardan biri Migros. Bunu kendisine de yüzüne karşı söyledik. İkincisi biyolojik arıtma. "Bekir Kumbul hiçbir şey yapmadı" derler. Ancak Bekir Kumbul'un en büyük hizmetlerinden biri biyolojik arıtmayı yapmasıdır. Köprüden daha önemli bir hizmettir. Hemşehrim olduğu için veya aynı dönemde görev yaptığı için söylemiyorum. Herkesin hakkını vermek gerekiyor. Hasan Subaşı'nın belediye başkanlığı döneminde yaptığı hizmetlere bakın. Burada meslek odalarına verdiği hizmetleri düşünün. Baro binasını, Tabipler Odası'nı, Mimarlar Odası'nı ve diğer meslek kuruluşlarının kullanımına sunduğu yapıları düşünün.

Yaklaşık 30 yıl önce yapılan hizmetler hala kullanılıyor.

Av. Cengizhan Gököz: Evet. Vizyona bakar mısınız? O yüzden Hasan Subaşı'yı ayrı bir yerde tutarım. Günahıyla, sevabıyla değerlendiririz. Velhasıl yine söylüyorum: Bu bölünme, eğer bu anlayışla bu ülke yönetilecekse ve adalet hizmetleri bu şekilde yürütülecekse, biz daha çok bölünme göreceğiz.

Biz teşekkür ediyoruz. Ancak son sözleriniz önemli. Yargı süreçleri de başladı. Bu işin çözülmesinin kolay olmadığını düşünüyoruz. Şu anda orada mahkemeler hizmete açılmış durumda. Dün Antalya Barosu'nun ruhsat töreninde de Baro Başkanı bu konuyu ifade etti. İnsanlara "Antalya Adliyesi" şeklinde tebligatlar yapıldı ve mahkemeler oraya taşındı. Bundan sonra nasıl olacak? Birçok mağduriyet doğacak. En kısa sürede bu sorunun çözülmesi ve önerilerinizin yetkililer tarafından dikkate alınması gerektiğini düşünüyoruz. Umuyorum Antalya Baromuz da bu konuda öncülük eder. Antalya'nın yakın tarihinde yeni bir ihtiyaca neden olmayacak, kalıcı ve sağlıklı bir düzenleme yapılır.

Av. Cengizhan Gököz: Yargı sürecine gidilmiş olması ve bu konuda tavrın açıkça ortaya konulması önemli. Gerek Sayın Başkanımız, Baro Başkanımız Ali Çağdaş Bey'e gerekse yönetimine gerçekten takdir ve teşekkürlerimi sunuyorum. Şu andaki davadan ne çıkacağını göreceğiz. Ancak hukukun bu konudaki tavrı ve yargının vereceği karardan öte, baromuzun ortaya koyduğu tavır çok önemli. Yarattığı farkındalık da önemli. Dolayısıyla şu anda biz de, siz de bu farkındalığa katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Artık bu sorun çözülsün. "Bölünmeye son, bölünme bitsin" sloganını atayım. Bölünme iyi bir şey değildir. Sonuçta başkalarına da sorumluluk düşüyor. Kimse bu ülkenin kurumlarının ve hatta bizzat ülkenin bu konudaki hassasiyetlerini yabana atmasın. Biz, önderimiz Kemal Atatürk'ün kurduğu ve sınırlarını belirlediği bu topraklarda bölünmeden, birlikte Cumhuriyetin, laik Cumhuriyetin bütün değerleriyle ilerlemeliyiz. Cumhuriyet laik olmadığı zaman anlamını kaybeder. Demokrasi de laik olmadığı zaman anlamını kaybeder. Laik Cumhuriyetin bütün değerleriyle birlikte gerçekten muasır seviyeyi aşacağımıza inanıyorum. Ancak bu yönde çok iyi bir notumuz olduğunu düşünmüyorum.

Bu değerli düşüncelerinizi aktardığınız için teşekkür ediyoruz. Umuyoruz önümüzdeki günlerde çok daha keyifli konuları konuşmaya zamanımız olur.

Av. Cengizhan Gököz:  Ben de size bu konuya gösterdiğiniz duyarlılık için teşekkür ediyorum. Akdeniz Gerçek gazetesinin bu duyarlılığı her zaman vardır. Sizin varlığınızın da bunda çok önemli bir yeri var. Kentimizle ve ülkemizle ilgili hassasiyetlerimizi, farkındalık yaratma çabalarımızı devam ettirelim. Sürdürelim.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız