Şimdi siz sanıyorsunuz ki sandığa gidip oy verdiğinizde iktidarı belirliyorsunuz.

 Değil mi?

 Gülmek için ağzım yetmiyor, bir başka organımın refakati gerekiyor.

 Şimdi yaklaşan seçimler nedeniyle bir iki çift laf edeceğiz. Sonra zaten ebediyen susacağız. Ülkenin geneli ekranlarda ki zevata ait olsun. Diğer iller ise diğer illerin okur yazar tayfasına.

Amerikalı ünlü general Patton ağzındaki bir rahatsızlık nedeniyle doktora gitmiş, muayeneden sonra doktor generale

‘Dilinizin üstünde bir tür mantar türemiş sayın generalim’ demiş.

Patton da ağzında ki ilaçlı suyu tükürdükten sonra dönmüş doktora;

‘o kadar çok g.t yaladım ki hiç şaşırmadım ‘ demiş.

Bazı ordularda generaller yıldızlarını muharebe meydanlarında kazanmazlar. Kaldı ki Patton sapına kadar savaşçı bir ‘paşa’ idi.

Neyse,

Ha ne diyorduk? Geçenlerde bir başka aristokrasi hikayesinden bahis etmiştik. Hani Krallar falan beğendikleri zevata asillik falan veriyordu.

 Mesela kralın donlarından sorumlusun ‘al oğlum sana Dük unvanı’

Veya

 Kraliçenin artıklarını temizliyor, lazımlığını boşaltıyorsun ‘ al kızım sana Konteslik’ gibi.

Ama Avrupa da 1789 şanlı devriminden sonra,

 bu işin b.ka sardığını gören saltanat mensupları;

‘Yahu arada sırada hakikaten hak edenleri Dük, Kont falan şey edelim’ diyeceklerdi.

İşte savaş meydanlarının cesur askerleri, bilime katkısı olanlar, yeni coğrafyaları keşif edenler…

Bu arkadaşlar da Aristokrasi hanesine yazılmaya başlamışlardı.

Üstelik bir de romanlarla, şiirlerle bir Aristokrasi kodu yazılmaya başlanmıştı. (sonra bunlara sinema tv dizisi eklendi)

Yani bir aristokrat oldun mu

‘Bak şöyle-şöyle davranacaksın’ diyen, pek de yazılı olmayan kurallar manzumesi.

Tevazu, gereğinde gözünü kırpmadan canını feda etmek, yardımsever olmak, zayıfları korumak vs.

E fena da değildi Asil olmak. Kral sana arazi, mal-mülk veriyor, e o gün keyfi yerindeyse okkalı bir para bağışlıyordu. Ve böylece yedi sülalen bu ikramlardan yararlanıyordu. Senden iki asır önce yaşamış bir adamın kahramanlığı sayesinde 21. Yüzyılda hala onun hak ettiği madalyaları takabiliyor, ve onun arazilerinin rantını ziftlenebiliyordun. (ha bu, her zaman kahramanlık olayı olmayabilirdi hani bir de kralın donlarından sorumlu olanlar var ya!)

Olur da dingilin biri aristokrat unvanı alırsa ahali onu fena halde tepeliyordu.18. ve 19. Yüzyıllarda toprağın altına konan aristokrat sayısı hiç de az olmayacaktı.

Gelelim bugüne:

Zamanımızın aristokratları hala var amma velakin ne yazılı ne sözlü bir ‘kod’ yok. Kısaca ne halt edersen et, hepsi makbul. İster soysuzluğun kitabını yaz, ister hırsızlığın alasını yap. Seni koruyan tepede birkaç kişi varsa; işin iş.

Hele de ahali ’söylenen ama söylemeyen’ bir ruh hali içindeyse kimse sırtını yere getiremez.

Eskiden İngiliz ordusunda mesela ‘albaylık’ falan satın alınırmış. Mesela kralın donlarında sorumlu Dük babacığı dermiş ki; ‘lan bu haytanın adam olacağı yok bari orduda ‘albay’ olsun da. E parasıyla değil mi? Olur gidermiş veledi zina’

Peki ordu mensubu olmanın gerektirdiği asıl unsurlar…

‘koy ver rahvan gitsin’

Şimdilerde, mesela deniyor ki, ‘lan bunu vekil edelim’

‘He edelim de hangi görüşten edelim, hangi siyasi partiye yamayalım?’

‘Şimdi kim moda? Muhafazakarlar mı? sosyal demokratlar mı?’

‘Efem dün olsa muhafazakarlar derdik, şimdi sosyal demokratlar moda!’

‘Tamam koysunlar birinci sıraya!’

‘Ama şey , yani o konuda bugüne dek beyzademiz hiçbir şey söylemedi yani ahalinin ve partinin desteği nasıl olur da sağlanır bilemedik şimdi, hani itiraz falan olursa’

 ‘Parasıyla değil mi len!’

Hani gene kime isterseniz oy verin de, ya, Tanrı rızası için memnun olmadığınız da bir ses verin! Homurtunuz duyulsun.

Anladın mı arka sıradaki apalak çocuk?