“Saygı, Sevginin Olması Gereken Yerdeki Boşluğu Kapatmak için İcat Edildi”
Bazı cümleler vardır; Okuduğun anda kalabalık bir odada tek başına kalmış gibi hissedersin.
Ne savunmak istersin ne de karşı çıkmak.
Sadece durur ve düşünürsün.
Çünkü o cümle, senin uzun zamandır farkında olduğun ama adını koymaya cesaret edemediğin bir boşluğu işaret ediyordur.
Saygı…
Her zaman ağır bir kelime oldu. Baş köşeye oturtuldu, kutsandı, dokunulmaz ilan edildi.
Ama bu cümle saygıyı tahtından indirip masanın ortasına bırakıyor ve sessizce soruyor:
Sevgi nerede?
Çünkü sevgi kolay bir duygu değil.
Risk ister, emek ister, açıkta kalmayı göze almayı ister.
İnsan sevdiğinde kontrolü biraz kaybeder.
Saygı ise düzenlidir. Güvenlidir. Mesafelidir.
Ve çoğu zaman, sevgi yorulduğunda devreye girer.
İlişkilerde sıkça duyduğumuz o meşhur cümleyi düşünelim:
“Ben seni sevmiyorum ama sana saygı duyuyorum.”
Bu bir olgunluk göstergesi mi, yoksa nazikçe kapanan bir kapı mı?
İtiraf edelim… Bu cümlede kalp atışı yoktur.
Bir mesafe vardır. Bir sınır. Bir geri çekilme.
Ailede, dostluklarda, iş hayatında…
Sevgi zayıfladığında herkes duygularını usulca rafa kaldırır.
Sesler alçalır, kelimeler resmileşir, davranışlar “doğru” olur.
Saygı sahneye çıkar çünkü sevgi artık yorucudur, zahmetlidir, risklidir.
Eskiden “ayıp” vardı, “terbiye” vardı, “saygı” vardı diye anlatırız ya…
Ama çoğu zaman şu soruyu pas geçeriz:
O saygının arkasında gerçekten sevgi var mıydı,
yoksa sadece düzen mi korunuyordu?
Bugünse tablo tersine dönmüş gibi.
Sevgi kelimesi her yerde.
“Çok seviyorum”, “aşırı seviyorum”, “ölürüm senin için.”
Ama ilk sınır çizildiğinde, ilk hayır dendiğinde, ilk fikir ayrılığında…
Saygı ortadan kayboluyor.
Demek ki sevgi sandığımız şey, bazen sadece yüksek sesle söylenmiş bir alışkanlık.
Belki de en büyük yanılgımız şu:
Saygıyı sevginin temeli sanıyoruz.
Oysa saygı, sevginin doğal sonucudur.
Sevgi varsa saygı kendiliğinden gelir.
Ama sadece saygı varsa, orada eksik olan şey bellidir.
Bu cümle bu yüzden rahatsız eder.
Çünkü bizi başkalarını değil, kendimizi sorgulamaya zorlar.
Gerçekten seviyor muyuz?
Yoksa sadece kırıcı olmamayı mı seçiyoruz?
Ve belki de asıl soru şudur:
Hayatımızdaki ilişkiler sevgiyle mi nefes alıyor,
Yoksa sadece saygıyla mı ayakta duruyor?
Cevabı dürüstçe verdiğimizde…
Biraz içimiz sızlayabilir.
Ama bazı gerçekler vardır;
en çok parladıkları an, canımızı en çok yaktıkları andır.
