Sağlama yapmadan yaşayanlar
Bir zamanlar defterin kenarına küçük bir not düşerdik:
“Sağlaması yapılmıştır.”
İçimiz rahatlardı.
Çünkü bilirdik…
Yanlış yapmışsak, dönüp yakalamışızdır.
Şimdi büyüdük.
İşlemler değişti.
Ama garip bir şey oldu:
Hayatımızda yaptığımız hiçbir şeyin sağlamasını yapmaz olduk.
Birine “doğru insan” dedik...
Devam ettik.
Bir karar aldık…
Israr ettik.
Bir yolda yürüdük…
Durmadık.
Kimse dönüp şunu sormadı:
“Ben burada doğru mu yaptım?”
Çünkü mesele unutmak değil.
Mesele…
Bakmamayı seçmek.
Herkesin hayatında bir an vardır.
İçinden bir ses yükselir:
“Bu biraz tuhaf…”
Ama biz ne yaparız?
Üstünü örteriz.
Mantık üretiriz.
Sabrederiz.
Alışırız.
Ve en profesyonel yaptığımız şey şu olur:
Yanlışı, doğru gibi taşımak.
Çünkü sağlama yaparsan…
O ilişki çatırdar.
O emek anlam değiştirir.
O “eminlik” çöker.
Ve en kötüsü…
Kendine yakalanırsın.
İnsanlar hata yapmaktan korkmuyor.
Bunu net söyleyeyim:
İnsanlar…
Yanıldığını anlamaktan korkuyor.
O yüzden bazı hayatlar düzelmez.
Çünkü yanlış oldukları için değil…
Hiç kontrol edilmedikleri için.
Kimse geriye bakmaz.
Kimse sormaz:
“Ben burada neyi görmezden geldim?”
Çünkü cevap bellidir.
Ve o cevap…
İnsanın kendine söylediği en ağır cümledir.
Bazı hatalar yanlış olduğu için değil,
doğru sanıldığı için hayatımızda kalır.
Çünkü kimse dönüp…
Sağlama yapmaz.
Ben Aslı.
Bazı gerçekler geç fark edilmez…
Bilerek ertelenir.
Biz de bir sonraki cümlede görüşürüz.