Sadaka
Asgari ücret artık bir geçim ölçüsü değil, adeta bir hayatta kalma sınavı. Açıklanan rakamlar, emeğin karşılığını vermekten uzak olduğu gibi, yoksulluğu da kalıcı hale getiriyor. Bugün büyük şehirlerde tek başına bir ev kirası bile asgari ücreti aşmışken; gıda, fatura, ulaşım, eğitim gibi en temel ihtiyaçların bu maaşla karşılanması mümkün değil. Bu tablo, çalışanın geçinmesini değil, borçlanarak yaşamaya mecbur bırakılmasını dayatıyor.
Açık konuşmak gerekir: Açlık sınırının altında kalan bir ücret, alın terinin karşılığı olamaz. Üstelik sadece çalışanlar değil, emekliler de aynı adaletsizlikle karşı karşıya. Yıllarca çalışmış, prim ödemiş insanlar bugün temel gıdaya erişmekte zorlanıyorsa, ortada ciddi bir sosyal adalet sorunu vardır. Emekli maaşlarının açlık sınırının altında kalması, insana yakışır bir yaşamdan uzaklaşmanın en somut göstergesidir.
Her yıl ekonomik gerekçeler öne sürülerek sorumluluk erteleniyor; ancak krizin bedelini ödeyenler krizi yaratanlar değil, emekçiler ve emekliler oluyor. Oysa mesele kaynak yokluğu değil, kaynakların nasıl ve kim için kullanıldığıdır. Bir ülkede çalışanlar ve emekliler yoksullukla boğuşurken, bu düzenin “denge” adıyla savunulması kabul edilemez.
İnsanlar sadaka istemiyor; hak ettikleri yaşamı istiyor. Asgari ücret de emekli maaşı da açlık sınırının altında değil, insanca yaşamın güvencesi olmak zorunda. Yoksulluğu yönetmek değil, ortadan kaldırmak gerekir. Aksi halde bu düzen, emeği değersizleştirmeye ve toplumsal adaleti zedelemeye devam eder.