“Yurttaş” dediğimiz insan oğlu bir siyasal partiyi neden sever ve savunur? Yaşadığı toplumun ve memleketin geleceğinin o partinin iktidarında daha iyi olacağına inanmıştır. Ya da günübirlik yaşayan, çocuklarının geleceğini düşünmeyen cahilin tekidir. Kolayca kanmış, kandırılmıştır. Aslında kendi küçük çıkarı için inanmış gözükerek o partiyi savunur.
Bir üçüncü kesim vardır ve bu kesim ikincisinden çok daha tehlikelidir. Bir siyasal partinin (ya da kişinin) ideolojisini, yaptıklarını, yapacaklarını yanlış ve kötü olduğunu bildiği halde kendi çıkarları için seçmeni o partiye oy vermeye zorlayan kişilerdir. Lümpen değil, proletarya değil burjuva takımındandır bunlar. Bunlar için birileri şöyle demiştir: “Dünyanın en kötü insanı yanlış olduğunu bile bile yanlışı savunan insandır.” Siyasal iktidarları gayrimeşru duruma düşüren bunlardır.
Bu kısa nottan sonra derdime derman olacak başat soruya geleyim. “Bir insan neden başka bir insanı (insanları) seçilmek ister?”
Bu sorunun yanıtı uzundur. Ben kısaltayım. Yaşadığımız toplumda istediğimiz düzeni ve güvenliğimizi sağlasın, değerlerimizi ve çıkarlarımızı temsil etsin diye seçeriz. Birini (birilerini) seçtiğimizde belirli bir süreliğine ona şans verir, onu denetler ve ondan hesap sorabiliriz. Elbette bu arada onun önderlik becerisi ve yönetim konusundaki yetkinliğini dikkate alırız.
Genel seçimler için söylenen “İstanbul’u alan Türkiye’yi alır” sözü Türkiye bağlamında, günümüzde doğru bir sözdür. Son altmış yıl içinde İstanbul Belediye başkanlığı seçimlerine baktığımızda, yurttaşların doğal olan genel kutuplaşmasında “muhafazakar” partilerle “ilerici” partilerin mücadelesini görebiliriz.
Son 50 yıldaki (yarım yüzyıl) İstanbul Belediye Başkanlığı seçim sonuçlarına ve adayların oy oranlarına baktığımızda, ilerici partilerin kan kaybettiğini muhafazakarların yükseldiğini görmekteyiz. 1973’de CHP %63,6 ile %28,3 oy alan AP’ye karşı Belediye Başkanlığını kazanmış. 1977 seçimlerinde oran biraz düşse de başarı devam etmiş. 1984’de ANAP %49,7 ile %26,3 oy alan SODEP’i geçmiş ve bu tarihten sonra ilerici partilerin oyu düşmeye başlamış. Bunun sosyolojik etkilerini sıralarsak işi uzatırız. Bu sürece seçim sistemlerindeki değişiklikler ve 1984’de yasalaşan Büyük Şehir statüsünün etkisi çok olmuştur. 1994 ve 99 seçimlerinde mücadele iki muhafazakar parti arasında olmuş ve her seferinde mütedeyyin muhafazakarlara karşı dini kullanan ve laiklik karşıtı muhafazakarlar kazanmıştır.
2000’li yıllara geldiğimizde merkezi hükümeti ele geçirmiş olan hatta kendine özgü başkanlık sistemi ile anayasa değişikliği yapan dinci muhafazakarlar, tarikatların ve tüccarların desteği ile belediye başkanlığı seçimlerini rahatlıkla kazanmaya başlamışlardı. Ta ki 2019 martında merkezi hükümetin eski Başbakanına karşı az farkla Ekrem İmamoğlu kazanıncaya kadar. En sonunda da 2024’de yapılan seçimde CHP %51,1 ile %39,6 oy alan AKP’yi geçerek gene İstanbul Belediye Başkanlığını almıştır. Herkes biliyor ki, işte bu yenilgi AKP yönetimindeki kin ve hırsı arttırmış, ahlak ve hukuk dışına çıkma süreci başlamıştır. Bu gelişmeler, İstanbul'un (dolayısıyla Türkiye’nin) siyasi tarihindeki dönüşümü ve seçmen eğilimlerinin ilerici partiler ile muhafazakar partiler arasındaki değişimini net bir şekilde göstermektedir.
Genel siyasi duruma baktığımızda, 2014'ten itibaren o zamanki CHP Gn. Bşk. Kılıçdaroğlu'nun devrimci söylemleri evrilmeye başlamış, tek başına iktidar vurgusundan ziyade “Dostlarımızla (diğer partiler ve demokrasi bileşenleri ile) birlikte iktidar olacağız.” stratejisine geçiş yapmıştır. Olmamış, becerilememiştir. Daha sonraki gelişmeleri hepimiz yaşadık. CHP yönetiminde güzel bir atılım başlamış, genç siyasetçiler yönetime gelmiştir. Bu gelişmenin kendilerince tehlikesini sezen günümüz dinci muhafazakar iktidar da merkezi devlet güçleriyle yerel yönetimlerde yükselen ilericileri zorbaca alaşağı ederek mahpushanelere tıkmıştır.
Bütün bunları anımsattıktan sonra sizlere (özellikle CHP yöneticilerine) yaşamını ve siyasi yetenek ve öz yapısını Vikipedi’de bulabileceğiniz rahmetli bir CHP’liden söz edeceğim: Ahmet İsvan…
Kendinden önceki belediye başkanını 1973 seçimlerinde ikiye katlayıp %56 küsurla İstanbul Belediye Başkanı olan, fırıncı tekeline karşı Halkı Ekmek fabrikalarını başlatan, kent mafyasına bulaşmayan, çarpık yapılaşma ve ucube gökdelenlerin yükselmesini geciktiren, askeri darbede karısı ayrı kendi ayrı iki yıldan fazla hapis yatan bir halk aydını. Milletvekilliği önerildiğinde “Olmam, benim çiftliğim var. Hem milletvekili maaşı almak hem de çiftlik işletmek ayıptır!” diyen bir çağdaş insan örneği…
Günümüz CHP yönetiminin yakıcı görevi, mahpusları dışarı çıkarıp görevlerinin başına getirmelerinin yanında Ahmet İsvan gibi halk aydınlarını bulup, ikna edip önümüzdeki seçimlerde Belediye Başkanlıklarına ve Cumhurbaşkanlığına hazırlamak ve sonra net bir anayasa değişikliği ile tekrar kuvvetler ayrılığı prensibiyle çalışan ve bu ulusa yaraşan parlamenter sistemi yaratmak olmalıdır.
Yurttaş ancak böyle bir kararlılıkla ikna edilebilir.
