Almanyalıyı Böyle Uğurladık.

Pandemi döneminde 2021 yılında annemi kaybetmiştik. 1 Nisan günüydü vefat ettiğinde. Coronadan değil; alzhemier’den kaybetmiştik. Çok zor bir hastalık. Tedavisi de yok. Her şeyi unutan annem bizleri bile tanıyamaz hale gelmişti. Sonunda yatağa bağımlı hale düşmüştü. Ardından da 1 Nisan sabahı göçüp gitti dünyadan. Pandemi nedeniyle memleketimiz Burdur’un Bağsaray köyüne bile götürememiştik. Kurşunlu mezarlığında yakın akrabalarımızın katıldığı törenle sessiz sedasız yolcu etmiştik kendisini. O gün annemin yanındaki boş mezar yerini satın alan babam “vefat edince beni de burada toprağa verin” demişti. Babamı da geçtiğimiz 30 Eylülün ilk saatlerinde tedavi gördüğü Antalya şehir hastanesinde kaybettik. Kendisi 92 yaşındaydı. Geçen yıla kadar temel ihtiyaçlarını hiç zorlanmadan kendisi karşılıyordu.
Hatta kamyonet bile kullanıyordu. Ama son aylarda sağlığı bozulmaya başlamıştı. Nitekim geçtiğimiz Eylül ayında durumu ağırlaşınca şehir hastanesinde tedavi altına alınmıştı. Ardından da 30 Eylül gecesi çoklu organ yetmezliği sonucu kaldırıldığı yoğun bakımda hayata veda etti. Ölmeden 2 gün önce beraberdik. Bir daha da görüşemedik. Kendisine dahiliye servisinde refakatçi olarak eşlik ediyordum. 28 Eylül pazar gecesi üzerime kalın bir giysi almak için babamın yanından kısa süreliğine ayrılıp Konyaaltı’ndaki evime gitmiştim. Dönüşte hava yağışlıydı. Otogar kavşağında benim iki araç önümdeki bir jeep trafik lambaları yeşilden sarıya geçtiğinde aniden durunca arkasındaki araç onu sollayıp geçmişti. Bu süreçte kırmızı ışık yanınca ben de firene bastım. Ancak ilk yağmur olduğu için benim kullandığım araç sanki buz pistindeymiş gibi kayıp önümdeki jeepe çarptı.
Emniyet kemerim takılı olduğu için araçtan burnum bile kanamadan çıktım. Önümde benim çarptığım jeepte sürücü bir anneyle 10 yaşlarında kızı vardı. Onlar da en ufak bir yara almadan çıkmışlardı araçtan. Acele edince böyle oluyor. Hayatımda ilk kez böyle bir kaza yaptım. Çarptığım aracın tamponu hasar görmüştü. Ama benim aracın önü paramparça olmuştu. Öte yandan ölümle pençeleşen babam hastanede tek başına kalmıştı. Aksilikler peş peşe geliyordu. Hemen kardeşlerimi aradım. Ablama ulaştım. Durumu anlattım. Eniştem benim yerime refakatçi olarak hastaneye gitmişti. Sonra olay yerine polis çağırdık. Alkol testi filan yapıldı. işlemleri tamamladıktan sonra hurdaya dönen aracımı bir çekiciyle sanayideki tamircinin önüne götürüp bıraktık.
Neredeyse sabah olacaktı. Eve gidip birkaç saat uyuduktan sonra tekrar sanayiye gittim. Bu işlerle uğraşırken ertesi günün gecesi babamın vefat haberini aldık. 30 Eylül günü öğle namazından sonra da kendisinin vasiyetini yerine getirip 5 yıl önce ayırttığı annemin yanındaki kabirde onu son yolculuğuna uğurladık. Acılar paylaşıldıkça azalır derler ya. Bu zor günümüzde çok sayıda dostumuz, akrabamız arayıp acılarımızı paylaştı. Çok sayıda arkadaşımız da babamı son yolculuğuna uğurlamaya geldi. AGC başkanı İdris Taş ile Akdeniz Gerçek gazetesi genel yayın yönetmeni Songül Başkaya başta olmak üzere çok sayıda gazeteci arkadaşım ile annesi bizim gibi Burdur Bağsaraylı olan AK Parti Antalya milletvekili Mustafa Köse de bizimle birlikte kurşunlu mezarlığındaydı.. Babam Almanya’ya 1960’lı yılların başında çalışmaya giden ilk işçilerdendir. Bu yüzden Almanyalı lakabıyla bilinir. 1970’lerin sonlarında yurda kesin dönüş yaptıktan sonra Burdur ve Antalya’daki bahçelerimizde yetiştirdiği organik meyveleri zaman zaman pazarda satardı. Organik ürünlere meraklı olan Antalya’nın duayen turizmcilerinden Kayhan Öndemir de babamın eski bir dostuydu. Pazarda tanışmışlar. Kayhan abi de babamı son yolculuğuna uğurlamaya gelenlerin arasındaydı. Almanyalı Ramazan’ı böyle uğurladık son yolculuğuna. Bu acılı günümüzde bizleri yalnız bırakmayan tüm dostlarımıza, babamızı bir dakika bile daha fazla yaşatmak için çaba sarf eden Antalya şehir hastanesi çalışanlarına, cenazemizin kaldırılmasında tüm imkanları seferber eden Büyükşehir Belediyesi ile Muratpaşa Belediyesi’ne tek tek herkese çok teşekkür ediyoruz.