Eylül Ayında Fiyatların Fotoğrafı
Eylül ayı fiyat gelişmeleri, Türkiye ekonomisinin en önemli gündem maddesinin hâlâ enflasyon olduğunu bir kez daha gösterdi. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan verilere göre tüketici fiyatları eylül ayında aylık yüzde 1,84, yıllık bazda ise yüzde 29,73 arttı. Yılın dokuz aylık dönemindeki artış yüzde 24,32 seviyesine ulaşırken, on iki aylık ortalamalara göre artış da yüzde 33,34 oldu.
İlk bakışta yıllık enflasyonun yüzde 30'un altına gerilemesi olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Ancak benim açımdan asıl üzerinde durulması gereken konu, vatandaşın markette, kirada, ulaşımda, eğitimde ve hizmetlerde karşılaştığı gerçek fiyat seviyesidir. Çünkü enflasyonun düşmesi fiyatların ucuzlaması anlamına gelmiyor. Fiyatların daha yavaş artması anlamına geliyor.
Dolayısıyla bugün vatandaşın temel sorunu yalnızca enflasyon oranının kaç olduğu değil, son birkaç yılda yükselen fiyatların oluşturduğu yüksek yaşam maliyetidir.
Eylül ayında aylık yüzde 1,84'lük artışın altında özellikle gıda, konut ve hizmet kalemlerindeki gelişmelerin önemli olduğunu görüyoruz. Yaz döneminin sona ermesiyle birlikte eğitim, ulaştırma ve bazı hizmet gruplarında ortaya çıkan fiyat hareketleri de genel endeks üzerinde etkili oldu.
Burada özellikle gıda fiyatlarına dikkat etmek gerekiyor. Dar gelirli vatandaş açısından gıda enflasyonu, genel enflasyondan çok daha fazla önem taşıyor. Çünkü gelirin önemli bölümü market alışverişine gidiyor. Et, süt, yumurta, sebze, meyve, ekmek ve temel gıda ürünlerindeki artış doğrudan aile bütçesini etkiliyor.
Benim üzerinde özellikle durduğum konu ise hizmet enflasyonu. Mal fiyatlarında kur ve ithalat maliyetlerinin etkisi belirli ölçüde kontrol altına alınabilirken hizmetlerde fiyatların aşağı gelmesi çok daha zor. Kira, eğitim, sağlık, restoran, bakım, ulaştırma ve çeşitli kişisel hizmetlerde ücret ve maliyet yapısı nedeniyle fiyat katılığı devam ediyor.
Bu nedenle enflasyonla mücadelede yalnızca para politikasının yeterli olmayacağını düşünüyorum. Para politikası talebi ve finansal koşulları etkileyebilir. Ancak konut arzı, tarımsal üretim, lojistik maliyetleri, enerji fiyatları, rekabet koşulları ve verimlilik gibi alanlarda yapısal adımlar atılmadığı sürece fiyat baskısının tamamen ortadan kalkması kolay olmayacaktır.
Bir başka önemli gösterge de üretici fiyatlarıdır. Eylül ayında Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi aylık yüzde 2,07, yıllık ise yüzde 27,38 arttı. Üretici fiyatlarındaki yükseliş, işletmelerin maliyet baskısının tamamen ortadan kalkmadığını gösteriyor.
Üretici ile tüketici arasındaki farkın önümüzdeki dönemde yakından takip edilmesi gerekiyor. Çünkü üretim maliyetleri yükselmeye devam ederse işletmeler bir noktadan sonra bu maliyetleri satış fiyatlarına yansıtmak zorunda kalabilir. Bu da tüketici enflasyonunun yeniden hızlanması riskini beraberinde getirir.
Burada döviz kuru da önemli bir faktör. Türkiye ekonomisi enerji, hammadde, ara malı ve çeşitli teknolojik ürünlerde ithalata ihtiyaç duyuyor. Dolayısıyla kurdaki hareketler yalnızca ithal ürünlerin fiyatını değil, yerli üreticinin maliyetlerini de etkiliyor.
Eylül verileri bize enflasyonla mücadelede önemli bir mesafe alındığını, ancak mücadelenin henüz tamamlanmadığını gösteriyor. Yıllık enflasyonun yüzde 30'un altına inmesi psikolojik açıdan önemli. Fakat vatandaşın satın alma gücünün aynı hızda toparlandığını söylemek mümkün değil.
Özellikle emekli, asgari ücretli ve sabit gelirli vatandaşlar açısından tablo daha farklı. Gelirlerin fiyat artışlarının gerisinde kaldığı dönemlerde yıllık enflasyonun düşmesi tek başına refah artışı sağlamıyor. Çünkü önemli olan nominal ücretin ne kadar arttığı değil, o ücretle kaç kilo et, kaç litre süt, kaç ekmek veya kaç metrekare konut kiralanabildiğidir.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde enflasyonla mücadelede sadece rakamsal hedeflere değil, vatandaşın satın alma gücüne de bakılması gerektiğini düşünüyorum.
Önümüzdeki aylarda baz etkisinin de önemli bir rol oynayacağını unutmamak gerekiyor. Geçmiş dönemde yüksek gerçekleşen aylık enflasyonların hesaplamadan çıkması yıllık oranın düşmesine yardımcı olabilir. Ancak bu durum kalıcı fiyat istikrarı anlamına gelmez.
Kalıcı başarı için fiyat artışlarının gerçekten yavaşlaması, beklentilerin iyileşmesi ve işletmelerin maliyet yapısının rahatlaması gerekiyor.
Sonuç olarak Eylül 2026 verileri Türkiye ekonomisinde enflasyonla mücadelede önemli bir eşik olduğunu gösteriyor. Yıllık enflasyonun yüzde 29,73'e gerilemesi olumlu bir gelişme. Ancak vatandaş açısından asıl mesele, enflasyonun kaç olduğu kadar fiyatların hangi seviyeye geldiğidir.
Önümüzdeki dönemde hedef yalnızca enflasyonu düşürmek olmamalı. Aynı zamanda gelirlerin satın alma gücünü artırmak, temel ihtiyaçlara erişimi kolaylaştırmak, üretim maliyetlerini düşürmek ve özellikle dar gelirli kesimin üzerindeki hayat pahalılığı baskısını azaltmak gerekiyor.
Çünkü ekonomide gerçek başarı, enflasyon rakamının düşmesinden çok, vatandaşın ay sonunda cebinde daha fazla para kalmasıyla ölçülür.