Şehrimizde Hız Kesici Engeller Can ve Cep Yakıyor
Hukuksuzluk ve bilgisizlik, cadde ve sokakların yanı sıra ana caddeleri ve bulvarları da sarmış durumda.
Şehirlerimizde, il ve ilçelerimizde uzun yıllardır hız kesici engeller adeta bir salgın gibi yaygınlaştırılmış ve bu uygulama günümüzde de devam ettirilmektedir.
Konuyu hem akıl ve sağduyu hem de teknik ve bilimsel yönleriyle ele alalım. Belki bu sayede kentlerimizi yöneten belediye başkanlarımız ile il ve ilçelerde trafikten sorumlu emniyet müdürlerimiz bu önemli meseleyi birlikte değerlendirir; insan hakları, hukuk ve bilimsel ölçütler doğrultusunda gerekli düzenlemeleri yaparak can ve mal güvenliğini daha etkin biçimde sağlarlar.
Konuyu kısaca özetlemek gerekirse;
İçişleri Bakanlığı, yıllar önce iyi niyetli bir düzenleme yaparak yalnızca okul önlerinde ve askerî birliklerin (kışlaların) çıkışlarında hız kesici engeller yapılmasını öngörmüştü. Amaç; öğrencilerin, askerî personelin ve yayaların trafik kazalarına maruz kalmasını önlemekti. Teknik şartnameye göre bu engellerin yüksekliği 7,5 santimetre, genişliği ise 4 metre olmalıydı.
Ancak zaman içerisinde bazı yerel yöneticiler bu uygulamayı amacından uzaklaştırarak şehirlerin hemen her cadde ve sokağına, teknik ölçülere uymadan gelişigüzel beton hız kesiciler yaptırdı. Böylece şehirler adeta beton engellerle örülmüş hâle geldi. Bazı yerlerde bu engeller sarıya boyandı; ancak zamanla boyalar silindi ve görünürlüğünü kaybetti. Ölçülere uyulmaması nedeniyle araçlar sert şekilde sarsıldı, bazıları kontrolden çıkarak kaza yaptı. Yolcuların başları araç tavanına çarptı; bazı bölgelerde ise olması gereken 7,5 santimetre yerine yaklaşık 20 santimetre yüksekliğinde beton engeller inşa edildi.
Bunun yanında, hız kesici engellere yaklaşan araçların ani fren yapması sonucu arkadan gelen araçların çarpmasıyla çok sayıda maddi hasarlı trafik kazası meydana geldi. Bu kazalar; mal kaybına, ekonomik zarara ve zaman kaybına neden oldu.
Ayrıca araçlar hız kesicilere yaklaşırken birinci vitese kadar düşmekte, ardından yeniden hızlanmak zorunda kalmaktadır. Bu durum yakıt tüketimini artırırken egzoz emisyonlarının da yükselmesine yol açmaktadır. Atmosfere yayılan karbon monoksit, karbon dioksit, hidrokarbonlar, azot oksitler, kükürt oksitleri ve partikül maddeler gibi kirleticiler şehir havasının kalitesini olumsuz etkilemektedir.
Bu kirleticilerin uzun süre yoğun olarak solunmasının insan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olduğu, özellikle solunum sistemi hastalıkları riskini artırabildiği bilimsel araştırmalarda ortaya konulmuştur. Hava kirliliği; akciğerler, solunum yolları ve genel çevre sağlığı açısından önemli bir halk sağlığı sorunudur.
Şehir içi trafik güvenliğinin sağlanması elbette büyük önem taşımaktadır. Ancak bunun, teknik standartlara uygun olmayan hız kesici engeller yerine; etkili trafik planlaması, denetim, sinyalizasyon, hız kontrol sistemleri ve güvenli yol tasarımlarıyla sağlanması daha doğru olacaktır.
Sonuç ve Kamuoyunun Talebi
Büyükşehir belediyeleri ile emniyet müdürlükleri arasında güçlü bir koordinasyon mekanizması kurulmalıdır. Hazırlanacak ortak bir protokol çerçevesinde, bilimsel veriler ışığında sürdürülebilir trafik planlamaları yapılmalı; şehir içi ulaşım güvenliği ile trafik akıcılığı birlikte gözetilmelidir.
Ayrıca halkın ve sivil toplum kuruluşlarının görüş ve önerileri de karar alma süreçlerine dâhil edilmelidir. Resmî kurumlarımız, toplumun farklı kesimlerinden gelen yapıcı fikir ve bilimsel katkılara açık olmalıdır.
Şahsen ben bir emniyet müdürü ya da belediye başkanı olsaydım, bu tür araştırma ve önerileri dikkatle değerlendirirdim. Çünkü bilimsel verilere dayalı çalışmalar, hem şehirlerin yaşam kalitesinin artırılması hem de ülkemizin geleceği açısından büyük önem taşımaktadır.
Sonuç olarak; ülkesini ve milletini seven her yönetici, şehirlerimizde meydana gelen maddi ve manevi kayıpların azaltılması, sağlıklı ve yaşanabilir bir çevrenin oluşturulması için gerekli adımları atmalıdır. Nitekim Anayasa'nın 56. maddesi, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunu hükme bağlamaktadır. Ayrıca 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu'nun 1. maddesi de toplum sağlığının korunmasını devletin temel görevlerinden biri olarak tanımlamaktadır. Kanunda ifade edildiği üzere, "Genç ve müstakbel neslin sağlığına musallat olan zararlı etkenlerle mücadele devletin temel görevidir."