Sırrı Süreyya Önder'in Kızı Ceren Önder'den Kılıçdaroğlu'na Yanıt
ÖZGÜR ÖZEL'İN LİDERİ OLDUĞU CHP 31 MART 2024 YEREL SEÇİMİ'NDE 17.409.137 OY ALARAK AYNI SEÇİMDE 16.341.212 OY ALAN AK PARTİ'Yİ GERİDE BIRAKMIŞTI...
YUNANİSTAN'IN TURİZM GELİRİ ELDE ETME KONUSUNDA TÜRKİYE'DEN DAHA BAŞARILI OLDUĞU BİR KEZ DAHA ORTAYA ÇIKARKEN
9.897.115 nüfuslu Yunanistan'ın 2025 yılı toplam turizm geliri bir önceki yıla göre yaklaşık %9,4 artarak 23,63 milyar euro (27 milyar dolar) olarak gerçekleşti. Ülke bu dönemde yaklaşık 38 milyon uluslararası ziyaretçi ağırlayarak güçlü bir performans sergiledi...
87.926.082 nüfuslu Türkiye'nin 2025 yılındaki toplam turizm geliri bir önceki yıla göre %6,8 artış göstererek 65 milyar 230 milyon 749 bin dolar olarak gerçekleşti. Bu dönemde ülkeyi ziyaret eden toplam kişi sayısı ise bir önceki yıla kıyasla %2,7 artarak 63 milyon 917 bin 57 kişi oldu...
OSMAN KAVALA'NIN 1926 DOĞUMLU ANNESİ OĞLUNUN CEZAEVİNDEN ÇIKMASINI BEKLERKEN
Sırrı Süreyya Önder, 2013 yılındaki Nevruz kutlamalarında yaptığı konuşma gerekçe gösterilerek "terör örgütü propagandası yapmak" suçundan aldığı 3,5 yıllık hapis cezasının onanması üzerine 6 Aralık 2018 tarihinde Kandıra F Tipi Cezaevi'ne girmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine dair kararı sonrasında 4 Ekim 2019 tarihinde tahliye edilmiştir.303 gün cezaevinde kalmıştır...Sırrı Süreyya Önder'in milletvekili dokunulmazlığı ilk olarak 20 Mayıs 2016 tarihinde TBMM'de kabul edilen geçici anayasa değişikliğiyle kaldırılmıştır...20 Mayıs 2016 tarihinde kabul edilen 6718 sayılı Kanun ile o tarihe kadar Meclis'e ulaşmış tüm fezlekeler için dokunulmazlıklar tek seferlik kaldırılmıştır. Önder, 2013 Taksim Gezi Parkı olayları esnasında biber gazı fişeğinin isabet etmesi sonucu hastaneye kaldırıldı. Önder, Abdullah Öcalan ile Türk Hükûmeti arasında 28 Şubat 2015'te Dolmabahçe Mutabakatı'na yol açan diyalog için arabuluculuk yapan HDP'li siyasetçilerden oluşan bir heyetin parçasıydı...Önder, 12 Eylül 1980 askeri darbesi döneminde de siyasi faaliyetleri nedeniyle tutuklanmış, Mamak ve Ulucanlar gibi cezaevlerinde toplam yedi yıl hapis yatmıştı...
HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 4 Kasım 2016 tarihinde sabaha karşı Diyarbakır'daki evinde gözaltına alınarak tutuklandı. Aynı gün çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanma kararı verilerek Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'na gönderildi.3518 gündür özgür değil...
HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, 4 Kasım 2016 tarihinde gözaltına alınarak tutuklanmış ve hapse girmiştir. Mayıs 2024'te toplam 30 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmış olup tutukluluk hali devam etmektedir...3518 gündür özgür değil...
Avukat Can Atalay, Gezi Parkı davası kapsamında yargılandığı İstanbul 13. Ağır Mahkemesi'nin kararıyla 25 Nisan 2022 tarihinde tutuklanarak cezaevine gönderilmiştir.1520 gündür özgür değil...
Osman Kavala, 18 Ekim 2017'de gözaltına alındıktan sonra 1 Kasım 2017 tarihinde tutuklanarak Silivri Cezaevine gönderildi. Kavala 18 Şubat 2020: Gezi Parkı davasından beraat etmesine rağmen cezaevinden çıkmadan başka bir soruşturma (15 Temmuz) nedeniyle aynı gün tekrar gözaltına alındı ve 19 Şubat 2020'de yeniden tutuklandı.
25 Nisan 2022: İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Kavala'ya "hükûmeti ortadan kaldırmaya teşebbüs" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Kavala, 3170 gündür özgür değil...
CEREN ÖNDER KANDEMİR'İN AÇIKLAMASI
"İyi hatırlanmayacaksınız!"
Sırrı Süreyya Önder'in (1962-2025) kızı Ceren Önder Kandemir, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması kararından pişman olmadığını söyleyen Kemal Kılıçdaroğlu'na tepki gösterdi. Kandemir, babasının dokunulmazlığının kaldırılmasının ardından hapse girdiğini ve cezaevinde sağlık sorunları yaşadığını hatırlatarak, bu süreçte mağdur olan insanların yaşadığı acıların sorumluluğunun Kılıçdaroğlu'nun üzerinde olduğunu savundu. Kandemir, "78 yaşında birine bela okuyacak değilim fakat dokunulmazlıkların kaldırılmasından bugüne dek tutsak edilmiş, ruhunda onarılmaz yaralar açılmış, çocuklarının büyüdüğünü görememiş, aile üyelerini toprağa vermiş ve cenazesine bile gidememiş herkesin ahı her gece ve gündüz, bu dünyada ve ahirette üzerinizdedir. İyi hatırlanmayacaksınız" ifadelerini kullandı.
ZEYNEL EMRE'NİN AÇIKLAMASI
CHP İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, "CHP Grup Başkanı Özgür Özel'in yeni parti kuracağı" iddiasına ilişkin, "Biz, CHP'nin seçilmiş organlarıyız, haklıyız. Halkımız, üyelerimiz, delegeler bizim yanımızda. Sadece arkanıza bir tane adliyeyi alıp da CHP gibi partiyi yönetebileceğini kimse düşünmesin." dedi.
Emre, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, CHP Grup Başkanı Özel başkanlığında yaptıkları toplantıda gündeme, partilerine ve yol haritalarına dair değerlendirmelerde bulunduklarını aktardı.
Özel'in geçen hafta gerçekleştirdiği il gezilerine değinen Emre, halkın Özel'e yönelik ilgisini herkesin gördüğünü savundu.
Parti yönetiminde delegelere, parti üyelerine ve seçilmişlere rağmen kimsenin başarılı olma ihtimalinin olmadığını ifade eden Emre, "Bu hafta itibarıyla yarın 13.30'da haftalık grup toplantımızı Gazi Meclis çatısı altında gerçekleştireceğiz." diye konuştu.
CHP Genel Merkezi tarafından İzmir İl Başkanlığına Utku Gümrükçü'nün atanmasını eleştiren Emre, Gümrükçü'nün görevini devralması sırasında yaşanan gerginlik görüntülerini "çirkin" diye nitelendirdi.
Emre, CHP'nin son yerel seçimlerde İzmir Büyükşehir Belediyesinin yanı sıra kentteki 30 ilçeden 28'ini kazandığını belirterek, "Bir ilde bir örgüt daha nasıl başarılı olabilir?" diye sordu.
Partisine ilişkin olağanüstü kurultay tartışmalarına değinen Emre, "Deniliyor ki 'kurultay süreçleri 4-5 ay sürer.' Bu, zaman kazanmak adına söyleniyor. Yani '4-5 ay' denilip de zamana yayılarak mevcut tükenmiş iktidarın ekmeğine yağ sürülmek istenmektedir." ifadelerini kullandı.
Dış politikaya ilişkin değerlendirmelerde bulunan, bu konuda "sınıfta kalındığını" iddia eden Emre, ABD ile İran arasındaki İsviçre'de yapılan görüşmelerde Pakistan ve Katar yer alırken Türkiye'nin bu işin hiçbir yerinde olmadığını savundu.
Emre, kamuoyunda "12. Yargı Paketi" olarak bilinen Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'ne ilişkin ise "Ne Arap saçına dönüşen infaz hukuku ile ilgili bir düzenleme var ne tarafsızlık ve bağımsızlığını kaybeden yargının işleyişiyle ilgili bir düzenleme var ne de hakim ve savcıların meslekteki terfi ve atamasına yönelik bir iyileştirme var. Baktığımız zaman aslında bu yargı paketi de bundan öncekiler gibi hiçbir esaslı konuyu düzeltecek nitelikte görünmüyor." açıklamasında bulundu.
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Emre, "Yürüyüş Partisi" adında yeni bir parti kurulacağı iddiasına ilişkin, CHP Grup Başkanı Özel'in bu konudaki ifadelerini hatırlattı.
Bu konuda tüm hukuki süreçleri işleteceklerini belirten Emre, "İşgal durumu devam ederse, Genel Başkanımız (Özgür Özel) onu bir felaket durumu olarak tarif etti, o zaman elbette farklı yollar, arayışlar olacaktır. Ama bugün itibarıyla biz bunları henüz konuşmadık. Biz, CHP'nin seçilmiş organlarıyız, haklıyız. Halkımız, üyelerimiz, delegeler bizim yanımızda. Sadece arkanıza bir tane adliyeyi alıp da CHP gibi partiyi yönetebileceğini kimse düşünmesin." dedi.
Emre, partisinin İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın'ın hakkındaki tedbir kararının kaldırılmasının ardından grup başkanvekilliğine iadesiyle ilgili Meclis Başkanlığıyla görüşmelerinin olup olmadığına dair soru üzerine de "Çeşitli görüşmeler oldu ve Gökhan Bey görevine devam edecek. Orada bir sorun yok." diye konuştu.
SER-AR ARAŞTIRMA ANKETİ
CHP'nin Logosu Yüzde 20 alır mı?
1999 Deniz Baykal ve 2026 Kemal Kılıçdaroğlu Süreçlerinin Karşılaştırmalı Analizi
1999 Genel Seçimi'nde CHP %10,71 oranında oy aldı; yani 2.716.096 oy; 49 milletvekili çıkardı...
Cumhuriyet Halk Partisi'nin 1999 genel seçimleri öncesinde yaşadığı süreç ile 2026 yılında ortaya çıkan gelişmeler arasında dikkat çekici benzerlikler bulunmaktadır. Parti içi yönetim anlayışı, seçmen davranışlarının okunması ve siyasal stratejiler açısından iki dönem arasında önemli paralellikler göze çarpmaktadır.
1- Parti İçi Tasfiyeler ve Temsil Sorunu
1999 seçimleri öncesinde Deniz Baykal yönetiminin, Murat Karayalçın ve Erdal İnönü çizgisine yakın kadroları tasfiye etmesi, CHP'nin sosyal demokrat tabanıyla arasındaki bağı zayıflatmıştır. Benzer şekilde, 2026 yılında Kemal Kılıçdaroğlu'nun parti içi muhalefete yönelik tutumu da parti tabanında yeni bir temsil ve aidiyet krizine yol açmaktadır. Her iki dönemde de çoğulculuğun zayıflaması, seçmen desteğinin aşınmasını beraberinde getirmiştir.
2- Kurumsal İstikrar ve Siyasi Güven Sorunu
1999 yılında Türkbank süreci sonrasında CHP, istikrarı zorlayan bir siyasi aktör olarak algılanmıştır. 2026 yılında ise mutlak butlan tartışmaları, CHP'nin ve muhalefetin kurumsal bütünlüğünü zedeleyen bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. Parti, toplumun sorunlarından çok kendi iç gündemiyle anılır hâle gelmiştir.
3- Siyasal Konjonktürü Okuyamamak
1999 seçimlerinde Abdullah Öcalan'ın yakalanmasının ardından yükselen milliyetçi dalga DSP ve MHP'ye yönelirken CHP bu değişimi doğru okuyamamıştır. Günümüzde de benzer şekilde yükselen milliyetçi eğilimler karşısında CHP etkili bir siyasal pozisyon geliştirememekte, bu seçmen kitlesi Zafer Partisi ve İYİ Parti'ye yönelmektedir.
4- Toplumsal Taleplerden Uzaklaşma
1999'da 28 Şubat atmosferi içerisinde toplumun önceliklerinden uzaklaşan CHP, geniş seçmen kitleleriyle bağ kurmakta zorlanmıştır. 2026 yılında da parti içi ve hukuki tartışmaların ön plana çıkması, ekonomik ve sosyal sorunların geri planda kalmasına neden olmaktadır.
Sonuç
1999 yılında CHP'yi baraj altında bırakan temel dinamikler ile 2026 yılında ortaya çıkan gelişmeler arasında güçlü benzerlikler bulunmaktadır. Parti içi tasfiyeler, değişen siyasal atmosferin doğru okunamaması, kurumsal istikrarın zedelenmesi ve toplumsal taleplerden uzaklaşılması, CHP'nin yeniden bir temsil krizi yaşadığını göstermektedir.
Bu tablo, uzun yıllardır dile getirilen "CHP logosu tek başına yüzde 20 oy alır" şeklindeki siyasal kabulün artık sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır. Siyasal partiler tarihsel aidiyetlerle değil, güncel performanslarıyla ayakta kalır. Mevcut eğilimler dikkate alındığında, CHP'nin ilk genel seçimde yüzde 20 eşiğinin altına gerilemesi sürpriz değil, izlenen siyasi çizginin doğal sonucu olarak değerlendirilmelidir.
CEMİL TUGAY'IN AÇIKLAMASI
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Kemal Kılıçdaroğlu'nun mahkeme kararıyla CHP'nin başına getirilmesini gerekçe göstererek partisinden istifa etti...
Tugay, istifa açıklamasında, "Yaşamım boyunca bu mücadelenin bir parçası olmaya devam edeceğim. Ancak 'Mutlak Butlan CHP'si' bu mücadelenin çatısı değildir. Büyük bir üzüntüyle ve bir gün geri dönebilme umuduyla CHP üyeliğimden istifa ediyorum. Bundan sonraki süreçte bağımsız olarak İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevimi sürdüreceğim" ifadelerini kullandı.
Tugay'ın ardından İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Zafer Levent Yıldır, belediye meclis üyeleri Mustafa Özuslu ve Atilla Baysak ile CHP İzmir İl Gençlik Kolları Başkanı Ruhsar Selis Çelik de partilerinden ayrıldı.
CHP'nin kalesi olarak bilinen İzmir'de belediye başkanları 2004'ten bu yana kesintisiz olarak CHP'den seçiliyordu.
Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP'de Merkez Yönetim Kurulu'nun (MYK) bazı illerle birlikte İzmir örgütü için de aldığı karar krize yol açmıştı.
CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç'ün görevden alınarak il yönetiminin tasfiye edilmesi ve yerine eski Çiğli Belediye Başkanı Utku Gümrükçü'nün atanması Tugay'da rahatsızlık yaratmıştı.
Özgür Özel, Tugay'dan istifa etmemesini isterken, İzmir'deki son atamaları gerekçe gösteren Tugay'ın istifa etmekte kararlı olduğunu söylediği öğrenildi.
Tugay'ın İzmir'le ilgili adımların ne kendisine ne de il örgütüne danışılmadan atılması üzerine kararını netleştirdiği belirtiliyor.
Öte yandan bazı isimlere göre de iktidarın son dönemde İzmir'de yoğunlaşan operasyonlarından tedirgin olan ve tutuklanacağını düşünen Tugay bağımsız kalarak tehlikeyi kendinden ve İzmir Büyükşehir Belediyesi'nden uzaklaştırmayı hedefliyor olabilir.
"Belediye başkanlarımız savaş günleri yaşıyor"
Özgür Özel yönetiminin Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek, CHP'li belediyelerin yaşadıklarını "savaş ortamına" benzetti.
Zeybek, Tugay'ın ve il örgütünün butlan ekibince hiçe sayıldığını belirterek şunları kaydetti:
"AK Parti'nin yargı kollarıyla göreve gelmiş olan butlan yönetimi, Büyükşehir Belediye Başkanı'ndan herhangi bir görüş alma gereğini bile hissetmeyecek kadar siyasetten uzak, siyasetin realitesinden uzak. Bu, Büyükşehir Belediye Başkanı'nı yok saymak anlamına gelir."
Zeybek, CHP'li belediye başkanlarının içinde bulundukları durumu şu sözlerle özetledi:
"Belediye başkanlarımızın her biri sıranın kendisine gelmesini bekleme modunda. Bu şöyle bir şey; savaş dönemlerinde evlerinden toplanan insanları hatırlayın. Kapı çalınacak ve sizi alıp götürecekler. Şu an Türkiye bu durumda. Belediye başkanlarının ve ailelerinin yaşadığı duygu durumu bu; sabah erken kapı çalınıyorsa alınmaya geldik duygusu."
Sadece CHP üyeleri ya da belediye başkanları değil bazı milletvekilleri de butlan kararının gelmesiyle istifa etmek istediler ancak Özel tarafından "mücadele etmeden parti bırakılmaz" denilerek durduruldular.
CHP'nin mahkemece görevden uzaklaştırılan genel başkanı Özgür Özel, Denizli'de katıldığı bir etkinlikte istifa taleplerine dair şunları söyledi:
"İzmir Belediye Başkanımız da tepki olsun diye istifa etmiş. İstifa etmeyin, bekleyin. Çare kalmazsa birlikte karar vereceğiz."
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tugay: İstifa öncesi Özel ile düşüncemi paylaştım
“CHP’den istifa ettim ama dünya görüşümde, siyasete bakış açımda bir değişiklik yok”
CHP'den istifa eden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay açıklama yaptı.
İstifa sürecinin ayrıntılarını paylaşan Tugay, “İhraçlar, atamalar, kötü bir noktaya gidiyor. Buna tepki göstermemiz gerektiğini düşünüyordum. Bu yönde bir adım atmayı çalıştım" ifadelerini kullandı.
Sözcü'ye konuşan Tugay, şunları söyledi:
"Genel Başkanımız Özgür Özel’in, çözüm için çok dikkatle yapılabilecek her şeyi tüketene kadar bu süreci takip edeceğini görüyordum. Ama diğer taraftan da butlan yönetiminin yaptıklarına baktığımda kesinlikle bildiğimiz anlamda bir CHP yapısına dönmeye niyeti olmadığını, bunun için türlü gerekçeler ürettiğini ve dolayısıyla sadece bir oyalama içerisinde olduklarını anladım...Biz halkın arasında gezdiğimiz zaman gerek partililerimiz, gerekse yurttaşlarımız, sıradan insanlar ‘Bu duruma karşı siz ne yapacaksınız?’ diye sürekli soruyor. İzmir, duyarlılığı yüksek şehirlerden birisi. İzmir’i diğer kentlerden daha farklı bir duyarlılık içerisinde görmek lazım. Biz bu şehirde yaşıyoruz, bu şehri yönetiyoruz...Burada çok fazla soruluyor. Bir belirsizlik içerisinde işi bırakmak, bize karşı itimatlarını da sarsabilir. Yani ‘Kendi koltuğumuzu korumak pahasına yapılan yanlış bir şeyi onaylayıp onun bir parçası olamayız, olmam’ diye söylememiz lazım. Benim istifa kararımın bu anlamda önemli bir mesaj olduğunu düşünüyorum. İstifa öncesi Özgür Özel Bey ile düşüncemi paylaştım. Özgür Bey, kendi adına ‘biraz bekleyelim’ gibi bir düşünce ortaya koydu ancak benim CHP’den istifa etmeme de itirazı olmadı. CHP’den istifa ettim ama dünya görüşümde, siyasete bakış açımda bir değişiklik yok. Öyle insanlar değiliz. Bizim burada arayışımız tamamen halkımızın talep ettiği bir siyasi oluşumun yani mümkünse CHP içerisinde olması ama olamıyorsa da geçici de olsa dışarıda yeni bir partiyle olması. Bunun bir parçası olmak düşüncemiz dışında hiçbir şey olamaz."
Kemal Kılıçdaroğlu ile istifa konusunda görüşme gerçekleştirmediğini söyleyen Tugay, Kılıçdaroğlu'nun kısa sürede olağanüstü kurultay kararı alması gerektiğini ifade etti.
Tugay hakkında yeniden gündeme gelen, "AK Parti'ye geçiyor" iddialarını ise, “Mümkün değil. Ben, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak böyle bir şeyi asla yapamam" diye yalanladı.
FATİH ERBAKAN'IN AÇIKLAMASI
Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Erbakan: "İktidara ayrı hukuk, muhalefete ayrı hukuk uygulanıyor..."
"Yargıda adalet olmadan bir ülkede saadet, selamet, huzur, barış olmaz. Bugün iktidar maalesef yargıyı kontrol altına almış. İktidara ayrı hukuk, muhalefete ayrı hukuk uygulanıyor"
Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, basınla sohbet toplantısında yaptığı konuşmada, partisinin oy oranı ve üye sayısı bakımından Türkiye'nin üçüncü büyük partisi olduğunu belirterek, hedeflerinin 1 milyon üyeye ulaşmak ve Yeniden Refah Partisi'ni birinci parti yapmak olduğunu söyledi.
Erbakan, Türkiye'de ekonomik sıkıntıların temel nedeninin "paylaşımda adaletsizlik" olduğunu savunarak, milyonlarca emekli, asgari ücretli, memur ve çiftçinin geçim sıkıntısı yaşadığını kaydetti.
Kamu kaynaklarının faiz ödemeleri ve belirli şirketlere sağlanan imtiyazlar nedeniyle verimli kullanılmadığını ifade eden Erbakan, faiz harcamalarının azaltılması halinde asgari ücretin artırılabileceğini, sosyal konut projeleri gerçekleştirilebileceğini ve yeni istihdam alanları oluşturulabileceğini belirtti. Bazı özelleştirme uygulamalarını da eleştiren Erbakan, şöyle konuştu:
İnşallah iktidar olduğumuz zaman beş tane adım atacağız. Birincisi milletin sıkıntılarından kurtulması için paylaşımda adaletin sağlanması adımıdır. Milyonlarca emekli 20 bin liralık bir maaşa mahkum edilmiş. Milyonlarca asgari ücretli 28 bin lira maaşa mahkum edilmiş. Açlık sınırı 40 bin liraya yaklaşıyor. Yoksulluk sınırı 110 bin liraya yaklaşıyor. Milyonlarca köylü, çiftçi, tarım ve hayvancılıkla uğraşan insan girdi maliyetlerinin altında eziliyor. Borca batıyor. Memurlarımız 50-60 bin lira maaşla yoksulluk sınırının yarısı kadar bir maaşla ayakta kalmaya çalışıyor. Milli Kaynak Paketleri, 'önce millet' anlayışıyla millete aktarılacaktır.
İkinci yapılması gereken imtiyazlı holdinglerden, israftan ve faizden kurtarılan imkanlar da önce millet anlayışıyla millete aktarılacaktır.
Üçüncü, Adalet Bakanlığı'nın yükselme sınavında 97 puan alan bir kardeşimiz mülakatta eleniyor. Türkiye'ye birincisi olduğu halde yazılı sınav. Aynı insan 3 sene önce yine bu sınava girmiş. 92 puan almış. Yine mülakatta elenmiş. Milli görüş demek ehliyet, liyakat ve adalet demektir. Bunu mutlaka yerine getireceğiz ki milletimiz saadet ve selamet bulsun. Gençlerimiz, daha üniversitede hatta lisede iken yurt dışına gitme hayalleri kurmasın.
"Yargıda adalet olmadan bir ülkede saadet, selamet, huzur, barış olmaz"
Erbakan, yargıda adaletin önemine işaret ederek, "Dördüncüsü, yargıda adalettir. Yargıda adalet olmadan bir ülkede saadet, selamet, huzur, barış olmaz. Bugün iktidar maalesef yargıyı kontrol altına almış. İktidara ayrı hukuk, muhalefete ayrı hukuk uygulanıyor. Parası olana, iktidara yakın olana ayrı hukuk, iktidara yakın olmayana, muhalefette olana, parası olmayana, gariban olana ayrı hukuk uygulanıyor. Bu bizim inancımıza taban tabana zıt bir durum? Yargı önünde herkesin eşit olduğu, kuvvetliyi değil hakkı üstüne tutan bir adalet mekanizmasının kurulması gerekir.
Manevi kalkınmanın da öncelikli hedeflerinden biri olduğunu belirten Erbakan, uyuşturucu kullanım yaşının düştüğünü, ahlaki ve manevi erozyon yaşandığını öne sürdü. Erbakan, eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması ve medyanın milli ve manevi değerlere uygun şekilde düzenlenmesi gerektiğini ifade etti.
"Hakkın üstün tutulduğu adil bir dünyanın Türkiye’nin öncülüğünde kurulması lazım"
Erbakan, dış politikada da "adil bir dünya" anlayışının hayata geçirilmesi gerektiğini savundu. Gazze, Doğu Türkistan, Keşmir ve Arakan'daki gelişmelere dikkati çeken Erbakan, şu ifadeleri kullandı:
Gazze var, Doğu Türkistan var, Keşmir var, Arakan var. İran'a yapılan haksız saldırılar var. Dolayısıyla dünyada da bir adım atılması kuvvetin değil hakkın üstün tutulduğu adil bir dünyanın Türkiye'nin öncülüğünde kurulması lazım. Biz kendi ülkemizde mutlu, mesut, müreffeh bir şekilde yaşarken Gazze'yi gördüğümüz zaman Doğu Türkistan'ı, Arakan'ı, Keşmir'i gördüğümüz zaman bütün huzurumuz, bütün mutluluğumuz gidiyor. Ne yapılması lazım? D-8 operasyonunun canlandırılması lazım.
Bunun ikinci adımı olan D-60'ın yani 57 Müslüman ülkenin bir araya gelmesini sağlanması ve bu Müslüman ülkelerin sahip olduğu stratejik kaynakların zenginliklerin, zulme karşı bir yaptırım gücü olarak kullanılmasının sağlanması lazım. Bunun olması da Türkiye'nin Millî Görüş duruşuyla yönetilmesine bağlı. 57 Müslüman ülke bir araya gelip de ne yapacak? Cenabı Allah dünyanın en stratejik maddelerini bu Müslüman ülkelerine verdi.
Dünyadaki doğal gazın yüzde 55'i, dünyadaki petrolün yüzde 65'i, dünyadaki uranyumun yüzde 40, dünyanın su kaynaklarının yarısı. Daha başka bir şeye gerek yok ki. Uranyum nükleer enerji demek. Su, doğal gaz, petrol, hayat demek. Bunlar olmadan kimsenin yaşaması mümkün değil. Bir Hürmüz Boğazı'nın kapanması bile ne kadar batıyı telaşlandırdı, hepiniz gördünüz, zora soktu. Bu Müslüman ülkeler petrolün yüzde 65'ine sahip, doğal gazın yüzde 55'ine sahip, su kaynaklarının yarısına sahip bu Müslüman ülkeler bir araya gelse, ortak karar alsa ve bu stratejik varlıkları zulme karşı bir yaptırım gücü olarak kullansa Amerika'nın da İsrail'in de hayatta kalma imkanı yoktur, gelip masaya oturmak mecburiyetinde kalacaktır.
Bütün bunları yapmak üzere milletimize koşuyoruz. Yeniden Refah Partisi olarak Hazine yardımı almadığımız halde, dış güçlerin desteğini arkamıza almadığımız halde milletimizle omuz omuza vererek inşallah Yeniden Refah Parti'mizi iktidara ulaştırıp ve bu beş adımı atarak milletimizi saadete, selamete, kurtuluşa erdirmek üzere gayret ediyoruz. Bugün yapacağımız çalışmalarda bu amaca matuftur.
"Sosyal destekler arttırılacak"
Erbakan, milletin maddi ve manevi sorunlarının çözümünün Yeniden Refah Partisi'nin politikalarında olduğunu savunarak İstanbul'un 39 ilçesinde vatandaşlarla bir araya gelerek parti politikalarını anlatacaklarını ifade etti.
Erbakan, iktidara gelmeleri halinde engellilere yönelik sosyal destekleri artıracaklarını, engelli maaşları ile evde bakım ücretlerinde iyileştirmeler yapacaklarını kaydetti. Gıda güvenliği konusuna da değinen Erbakan, tarımsal üretimde kullanılan ilaçların ve gıda ürünlerinin daha sıkı denetlenmesi gerektiğini belirtti. Gıdanın sağlıklı, helal ve erişilebilir olması gerektiğini ifade eden Erbakan, yüksek gıda fiyatlarını eleştirdi.
Emekli ve asgari ücretlilerin alım gücünün düştüğünü söyleyen Erbakan, sebze ve meyve fiyatlarının vatandaşların ulaşamayacağı seviyelere çıktığını kaydetti. Yüksek fiyatların dış gelişmelerle açıklanamayacağını belirten Erbakan, gerekli önlemlerin alınması halinde gıda fiyatlarının düşürülebileceğini söyledi.
"Seçimlerde ittifak faydalı olabilecektir"
Erbakan, iktidara gelmeleri halinde vaatlerini hayata geçirmek için çalışacaklarını belirterek, "Elimizden gelen gayreti ortaya koyacağız" dedi. Saadet Partisi ile olası seçim iş birliğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Erbakan, "milli görüş çizgisinde siyaset yaptıklarını" ifade ederek,
"Saadet Partisi'yle ilgili de bir seçim ittifakının söz konusu olması mümkündür. Burada milli görüş söylemlerine sahip çıkan Erbakan Hocamızın yolunda yürüdüğünü ifade eden bu partilerin, seçimlerde bir ittifak halinde olması faydalı olabilecektir. Bununla ilgili de çeşitli görüşmeleri Saadet Partisi ile yapıyoruz" dedi.
MÜSAVAT DERVİŞOĞLU'NUN AÇIKLAMASI
İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu: "Seçime bir ay kala erken seçim yapılırsa herkesin siyasi namusu sorgulanır..."
"Cumhurbaşkanı görev müddetini tamamlamış ve görev müddetinin tamamlanmasına bir ay kala 'Bu Anayasa erken seçimle bana yeniden adaylık hakkı veriyor' derse anayasaya konulmuş maddeye ihanet edilmiş olur”
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, NOW TV ekranlarında Tülay Öçten ve Engin Yılmaz'ın gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. CHP Kurultayı'nın "mutlak butlan" gerekçesiyle iptali ve tedbir kararını değerlendiren Dervişoğlu, şunları kaydetti:
Ben burada bir siyasi partinin iç meselesiyle alakalı olarak görüş beyan etmekten ziyade hukuk, demokrasi ve adalet boyutundan bakarak meselenin değerlendirmeye açık hale getirilmesinden yanayım. Çünkü konuya bir siyasi partinin iç meselesi penceresinden bakarsanız hukuku ıskalarsınız, demokrasiyi ıskalarsınız, adaleti ıskalamış olursunuz. Sadece bir siyasi partiye değil, nereye olursa olsun belediyeler olabilir, şirketler olabilir; bazı özel alanların, hükümetin uygulamaları ile kamulaştırılmasına ve onların başlarına kayyum atanmasına karşı bir duruş sergiliyorum. En başında bir tehlikeye işaret etmiştim. Bir siyasi partinin iç meselesiymiş gibi bir kanaat oluşmasını sağlamaya çalışıyorlar. Dediğim tehlike kendini gösterdi. Hukuk unutuldu, adalet unutuldu, demokrasi unutuldu; olup bitenler CHP’nin iç meselesiymiş gibi sunulmaya çalışılıyor.
"Ana muhalefet partisinin içi iktidar gücüyle dizayn edilmeye çalışılıyor"
Ana muhalefet partisinin içi iktidar gücü ve kudretiyle dizayn edilmeye çalışılıyor. Bu durum demokrasi açısından kabul edilebilir değildir. Üç buçuk yıl önce kongresini yapmış bir siyasi partiye bir hukuk mahkemesi kararıyla kayyum atanamaz. Benim ne Sayın Kılıçdaroğlu’yla bir husumetim var, ne de başkalarına karşı yanlarında saf tutabilecek kadar sempatim var. Neticede iki farklı siyasi partiyiz. Dolayısıyla meseleye Sayın Özgür Özel ya da Sayın Kemal Kılıçdaroğlu penceresinden bakmıyorum. Ben demokrasi penceresinden, hukuk penceresinden, adalet penceresinden bakılması gerekliliğine sürekli vurgu yapıyorum. Ayrıca iktidar gücüyle siyasetin dizayn edilmesine, şartların onların stratejilerine göre tanzim edilmesine karşı da bir duruş sergiliyorum. Satranç iki kişiyle oynanır ama bu satranç oyununda çok kişinin dahil olduğu bir ortam var. Dolayısıyla iki kişi tarafından oynanmıyor. İktidar partisi bir tarafında, onun denetiminde olduğu söylenen mahkeme başka tarafında. Burada ezilen demokratik haklar, hürriyetler ve talepler oluyor.
"Kendini devlet kabul eden yapılar her şeyi kamulaştırabileceklerine inanırlar"
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne yönelik eleştirilerini hatırlatan Dervişoğlu, şöyle devam etti:
"Eğer böyle bir rejimle yönetilirsiniz. Devlet partileşir, parti de devletleşir. Bu durum uzun zamandır işaret ettiğim bir tehlikedir. Kendini devletleşmiş kabul eden yapılar da önüne gelen her şeyi kamulaştırabileceklerine inanırlar. Dolayısıyla siyaseti kamulaştırmaya çalışıyorlar. Bunlar partimizin hem kuruluş aşamasında hem de kurulduktan sonra sık sık karşı karşıya kaldığı durumlar aslına bakarsanız. Bugün yapılmaya çalışılan şeyler, ‘Ben her şeyin sahibiyim’ psikolojisinden kaynaklı olarak, ‘Her şeyi de istediğim gibi dizayn ederim’ deyip halk üzerinde baskı kurmaya ve onların oy kullanma tercihlerini etkilemeye yönelik adımlar olarak değerlendiriyorum. Benim en büyük korkum ve endişem bu durumun CHP’nin iç meselesidir diye kamuoyuna yutturulmasıdır. Altını çizerek söylüyorum, bu CHP’nin iç meselesi değildir. Doğrudan doğruya iktidarın stratejik açıdan planladığı, seçim kazanmaya yönelik adımlarından bir tanesidir. Halk da bunu böyle görüyor. Kamuoyu da böyle değerlendiriyor. Milli vicdan da böyle onaylıyor. Dolayısıyla bildiğimiz bir şeyin, farklı bir şey varmış gibi tanımlanmasına vesile olabilecek açıklamalardan kaçmaya çalışıyorum.
"Meşruiyetini milletten almayanı siyasi muhatap kabul etmem"
Meşruiyetini milletten almayanı siyasi muhatap kabul etmem. Siyasetin gereği budur. Bu durum kişilerle olan özel hukukumdan kaynaklı bir durum asla değildir. Siyasi muhataplığı kastediyorum. Bir siyasi partinin 3 buçuk yıl önce yapmış olduğu kongrenin iptal edilmesi ve eski yönetimin yeniden iş başına getirilmiş olması halini, hukuka ve demokrasiye uygun bulmuyorum.
"Ben hukukun demokrasinin ve halkın yanında olacağım"
Sayın Kılıçdaroğlu makamını Sayın Özel’e çiçeklerle emanet etmiştir ama CHP’nin içinde birtakım dalgalanmalar söz konusu olmuştur. İktidar da stratejisini yaşama geçirebilmek üzere argüman biriktirmiştir. Onları da bir mahkeme kararıyla yaşama geçirmek suretiyle CHP’nin içini dizayn etmeye çalışmıştır. Bu söylediklerim afaki olaylara bakarak kurduğum cümleler diye görülmesin. Sonuçlarına bakılarak değerlendirilsin. CHP’nin içinde yapılan müdahaleye bağlı olarak şu anda bir bölünme yaşanıyor. Müdahalenin taraflarının dışında müdahaleyi tanzim edenlerin böyle bir planı var diyorum. Bu da siyaseti dizayn etmeye yönelik bir şey. Böyle bir durumda İYİ Parti olarak ve şahsen ben Müsavat Dervişoğlu olarak hukukun, demokrasinin ve halkın yanında duracağım
"Seçimi bir ay önceye almak anayasanın arkasından dolanmak anlamına gelir"
Erken seçim için 2028 yılının nisan ayına işaret edildiğine dikkati çeken Dervişoğlu, "Seçimin tarihi zaten 14 Mayıs. Dolayısıyla onu bir ay önceye almak, anayasanın arkasından dolanmak anlamına geliyor. Anayasa’da cumhurbaşkanı iki defa seçilebilir deniyor. Sayın Erdoğan zaten 3 defa seçildi. Şimdi dördüncü defa seçilebilmesinin önünü açabilmek için anayasayı değiştirmedikten sonra erken seçim yapmak zarureti ile karşı karşıyadır. Dolayısıyla bu anayasanın arkasına dolanmak suretiyle, yeniden cumhurbaşkanlığının önünü açabilecek adım da erken seçimle mümkün olabilmektedir. 'Seçim zamanında yapılacaktır’ demek, 'Cumhurbaşkanı bir daha aday olamaz' demekle eşdeğerdir” dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin erken seçim tartışmalarıyla ilgili açıklaması hatırlatılan Dervişoğlu, "'Arasında saat farkı bile yoktur' diyor. Bu aslında anayasa tanımazlık anlamına geliyor. 'Biz halka ne söylersek ne istersek onu yaparız' demek anlamına geliyor. Şimdi yapılmak istenen şey şudur; erken seçim sayılmayacak bir şeyi erken seçim diye halka yutturmak arzusundalar. Bunun kabul edilebilecek bir yanı yoktur. Ayrıca ‘Erken seçim cumhurbaşkanına bir kere daha seçilebilme hakkı verir’ maddesi hangi gerekçeyle konulmuştur? Bunun doğru anlaşılması gerekir. Türkiye 2024'te erken seçime giderse bir daha aday olma hakkına sahip olabilir. Ama görev müddetinin tamamlanmasına bir ay kala planlanmış bir erken seçim, ona bu Anayasa’ya göre bile o hakkı vermez. Bu durum vatandaşı kandırmak olur. Kanunun arkasına dolanmak olur. Anayasayı görmezlik olur. Anayasanın tanıdığı hakları, kişisel hırs ve ikbal arzusuna göre kullanmak olur" diye konuştu.
"360 çoğunluğu bulabilirler"
TBMM'de Meclis’te 360’lık çoğunluğun yakalanıp yakalanmayacağı sorulan Dervişoğlu, "Bulabilirler. Birtakım tavizleri, bir takım siyasi partilere verirlerse; onların parlamento desteğini alabilirler. Meclis içindeki aritmetiği transferlerle değiştirerek bunu temin edebilirler. Bunların hiçbiri de hukuki yol ve yöntemlere dahil değildir. İsyanımız buna zaten. Parti içi dengeleri ortadan kaldırabilecek, parlamento içindeki dengelere halel getirecek transfer uygulamaları da yapılıyor. Onları da görüyoruz. Biz de her alanda demokrasinin namusunu korumaya çalışıyoruz. Neyin altında kalırsak kalalım, demokrasiye zarar vermemek, parlamentonun manevi şahsiyetine zarar vermemek, dolayısıyla da vatandaşımızın beklentisinin hilafını adımlar atmamak için çaba sarf ediyoruz. Cumhurbaşkanı görev müddetini tamamlamış ve görev müddetinin tamamlanmasına bir ay kala ‘Bu anayasa erken seçimle bana yeniden adaylık hakkı veriyor’ derse anayasaya konulmuş maddeye ihanet edilmiş olur. O maddenin arkasından dolanmış olur. Peki aday olabilir mi? Olabilir. Ama o zaman da herkesin siyasi namusu sorgulanır" ifadesini kullandı.
"Milli Güvenlik Kurulu'nda PKK'nın bütün unsurları terör örgütü olarak anılıyor"
Terörsüz Türkiye adıyla yürütülen süreç kapsamında yaşanan gelişmelere ilişkin bir soru üzerine Dervişoğlu, şöyle konuştu:
"Milli Güvenlik Kurulu’nun yakın zamanda yaptığı bir toplantı var. O toplantıda PKK’nın bütün unsurları hâlâ terör örgütü olarak anılıyor ve dış takiplerinin yapılmaya devam ettiği söyleniyor. Dış takipten kasıt, örgütün farklı ülkelerdeki türevlerinin silah bırakma süreçleriyle alakalıdır diye değerlendiriyorum. Bu pencereden baktığınızda Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’nın beyanına da kulak vermeniz gerekir. ‘Rejime karşı ayaklanmak üzere İran Kürtlerine silah verdik. Onlar silahları kendilerine ayırdılar’ diyor. Demek ki yaşadığımız coğrafyada örgütün. silah bırakması durumu söz konusu değildir. Dolayısıyla ilk şart olan örgütün kendini feshetmesi ve silah bırakması hali şu an itibariyle geçerli değildir. Devletin değil ama devleti yönettiğini zannedenlerin bir pazarlığı varsa o pazarlık boşa çıkmıştır demektir. Örgüt silah bırakmamıştır, emellerinden de vazgeçmemiştir. Varlığını sürdüren ve hâlâ Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk milleti açısından derin bir tehdit oluşturan örgütün beklentilerini karşılayabilecek bir düzenleme arayışına girmek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne büyük bir ihanet olur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin birilerine karşı yerine getirmekle mükellef olduğu bir görevi yoktur."
"Öcalan’a özgürlük mitinglerin düzenlenmesi Türkiye’de nelere sebep olacak düşünmek gerekiyor"
Türkiye'nin aklını başına alarak, müzakere gibi anılan bu süreci sonlandırması icap ediyor. Dünyanın hiçbir yerinde 50 bin insanımızın katiline özgürlük mitingi düzenlenemez. Dünyanın hiçbir ülkesi buna müsaade edemez. Devletin himayesinde meşrulaşma çalışmalarının yapılmasına rıza gösterilmesini de hiç kimse bekleyemez. 27-28 Haziran tarihlerinde ülkenin 4 ayrı vilayetinde mitingler düzenlenecekmiş. Bunlar devlet himayesinde mitingler olarak tarif edilebilir. Bir katile özgürlük arama, bir devlet düşmanına özgürlük arama mitinglerine devletin müsabakayla yaklaşmış olması milletin yüreğini incitir, vicdanını yaralar. Bunu kim kabul edebilir? 'Bir kök yasa taslağı hazırlayalım. İmralı’ya götürelim ve onayını aldıktan sonra da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine taşıyalım’ diyorlar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kim yönetiyor ya da yönettiğini zannediyor olursa olsun; bu doğru bir yöntem midir ve kabul edilebilir mi diye düşünmek gerekiyor. Bütün bunların yanında bir de özgürlük mitinglerinin düzenlenmesi Türkiye’de neye sebep olacak onu da düşünmek lazım. Türkiye'de yaşayan Kürtleri, Abdullah Öcalan’ın tebası haline dönüştürüyor.
"Herkesi 27 Haziran Cumartesi günü Tandoğan meydanına bayrak açmaya bekliyorum"
"Ben de Müsavat Dervişoğlu olarak bu ülkede yaşayan herkesi cumhuriyetin eşit vatandaşlık şuurunda buluşturmaya gayret ediyorum. 27 Haziran'da haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe, çektiğimiz çilelere, yaşadığımız ihanetlere karşı Tandoğan Meydanı’nda bir miting düzenleyeceğiz. Bütün vatandaşlarımızı, milletimizin aziz fertlerini 27 Haziran Cumartesi günü Tandoğan Meydanı’nda benimle birlikte bayrak açmaya davet ediyorum."
MUTLAK BUTLAN CEPHESİ
Özgür Özel 38. Olağan Kurultay (Kasım 2023): Kemal Kılıçdaroğlu ile yarıştığı seçimin ikinci turunda 812 oy alarak ilk kez genel başkan seçildi.
Özel, gün boyu devam eden konuşmalar ve ilk tur oylama neticesinde 682 delegenin oyunu aldı. Kılıçdaroğlu'na ise 664 delege destek verdi. 18 geçersiz oy çıktı. Genel Başkan seçilmek için salt çoğunluk olan 684 oy gerekiyordu.
Bu sonuçlar üzerine seçim 2. tura kaldı.
Gece yarısından sonra yapılan 2. tur neticesinde oylarını 812'ye yükselten Özgür Özel partinin 8. lideri ilan edilmiş oldu. İkinci turda Kılıçdaroğlu'nun oyu 536'da kaldı.
21. Olağanüstü Kurultay (Nisan 2025): Kullanılan 1276 oyun 1171'ini alarak Özgür Özel yeniden genel başkanlığa getirildi.
23. Olağanüstü Kurultay (Kasım 2025): Tek aday olarak girdiği seçimde Özgür Özel 1333 delegenin oyunu alarak güven tazeledi.
"13 Seçim Kaybeden Kılıçdaroğlu, Özel'e yakın milletvekillerine mesaj attı" iddiası:
"Sakın başka bir partiye gitmeyin, iktidar olacağız"
Kılıçdaroğlu'nun Özel’e yakın milletvekillerine mesaj atarak; "Beni bekleyin çok yakında partiye hakim olacağız. Sakın başka bir partiye gitmeyin iktidar olacağız” dediği iddia edildi...Mutlak butlan kararı ardından CHP Genel Başkanı olarak atanan Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Grup Başkanı Özgür Özel’e desteğini açıklayan milletvekillerine mesaj gönderdi... Nefes'ten Mahir Bağış'ın haberine göre Kılıçdaroğlu'nun söz konusu mesajda; "Beni bekleyin çok yakında partiye hakim olacağız. Sakın başka bir partiye gitmeyin iktidar olacağız” dediği öne sürüldü...Kılıçdaroğlu’na yakın kurmaylar, konuyu şöyle değerlendirdi:
"Kemal Bey partinin bütünlüğü gözetiyor. Kılıçdaroğlu’nu destekleyen, Özgür Özel’i destekleyen diye bir milletvekili yok. Bu partide herkes sadece CHP’yi destekliyor. Biz hiç kimsenin partiden ayrılıp gitmesini istemiyoruz. Parti üzerindeki tedbir kaldırıldıktan sonra kurultay tarihi belli olur kendine güvenen aday olur. Demokrasi de budur."
Kılıçdaroğlu’nun her iki grup toplantısına katılmayan 17 milletvekiliyle de görüşmek istediğini belirten CHP Genel Merkez kaynakları, “Bu vekillerimize çok saygı duyuyoruz. Parti içinde kavgayı körüklemek yerine sulhu desteklediklerini biliyoruz. Vekillerimizle Kemal Bey bizzat görüşüp fikirlerini alacak” değerlendirmesini yaptı.
Kılıçdaroğlu: Özgür Özel'e 'Dört belediye başkanını aday gösterme' demiştim...
Mahkeme kararıyla CHP genel başkanlığına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu, aynı kararla görevden alınan Özgür Özel’e dört belediye başkanı hakkında “Bunları aday gösterme, bunlara dikkat et diye söylemiştim” dedi.
Kılıçdaroğlu özetle şunları söyledi:
* Mutlak butlan kararını kabul etmeseydim ne olurdu? Buraya valilik bir kaymakamı kayyım olarak atardı. Siz bunu ister misiniz? Kaldı ki mutlak butlanda sadece ben gelmiyorum. Parti meclisi de olduğu gibi geliyor, yani eski yönetim olduğu gibi geliyor. Benden niye korkuyorlar? Hangi gerekçeyle korkuyorlar? Çünkü ben arınmayı yapacağım diye korkuyorlar.
* Bu partide her türlü eleştiri yapılır. Bu partinin kültüründe ciddi bir itiraz kültürü vardır. İnsanlar itirazlarını yaparlar ve genel başkanlar da dinler. Ama hiçbir zaman bu partide kirli ilişkilere yer verilmemiştir, kirli ilişkilere bulaşanları da bu parti bağrında barındırmamıştır.
* Ben arınmayı sadece Ekrem Bey (İmamoğlu) için söylemedim, parti için söylüyorum ben. Ekrem bey mi sadece tutuklu? Arınma kavramını kişiye indirgerseniz büyük hata yapmış olursunuz.
‘Bazı belediye başkanlarıyla ilgili olumsuz rapor vardı’
* Yolsuzluğun partisi olmaz. Yolsuzlukta çifte standart uygulaması yanlıştır, kamu vicdanını yaralar.
* Belediye başkanlarını suçlu ilan etmedim. Sorunlu belediye başkanlarıyla suçlu belediye başkanları ayrı. Suçlamam için elde mahkeme kararı olması lazım. Sorunlu bazı belediye başkanlarını partinin arşivinde onlarla ilgili olumsuz rapor olduğu için, hatta olumsuz raporları yazanlardan biri partimizin İstanbul vekillerinden biriydi, bu raporlar dolayısıyla da ben Özgür beye bazı belediye başkanlarının isimlerini vererek bunları aday gösterme, bunlara dikkat et diye söylemiştim. Dört belediye başkanıydı, elimizdeki rapor öyleydi. Şimdi isim vermeyeyim, aday gösterdiler bir kısmı cezaevinde şimdi.
“İtirafçılar ‘para verdim’ diyor, siyasi mi diyeceğiz buna?”
* Siyasi alanda yargı bağımsız değil. Can Atalay’ın, Selahattin Demirtaş’ın Osman Kavala’nın mahkum olması yargı bağımsızlığı yüzünden mi?… Onlar siyasi dava ama bu dava siyasi dava değil. İkisi arasında çok büyük farklar var.
* (Barış Terkoğlu’nun ‘Yargı özellikle yolsuzluk meselelerinde siyasi olarak kullanılamaz mı?’ sorusuna) Savcının iddianamesine bakmak lazım. Neler var? İtirafçılar var. Adam diyor, verdim. İtirafçılar kim, iş yaptıkları adamlar. Olay çıkıyor, itiraf ediyor, banka havalesi geliyor, bir kişinin hesabına yatıyor, hepsi tespit ediliyor. Ne diyeceğiz buna. Siyasi mi diyeceğiz? Belediye başkanı kalkıp siyasi bir söylemde bulunsa hapse atılsa kıyameti koparırız. Peki bunun hesabını vermek zorunda belediye başkanı.
* Adam diyor ki, ‘Geldim, parayı genel başkan yardımcısına parayı verdim.’ Kim diyor? Parayı veren adam söylüyor. Bana söyler misiniz, o genel başkan yardımcılarından tazminat davası açan var mı? Niye açmıyorlar? Ve siz niye sormuyorsunuz? Bu adam sana diyor ki ‘Ben gittim rüşvet verdim. Şurada şu saatte verdim.’ Telefonlar uyuştu, her şey tamam. Niye takip etmiyorsunuz? Size ben şuradan para aldın desem, yalan söylesem siz benim hakkımda dava açmaz mısınız? Genel başkan yardımcısı hangi gerekçeyle dava açmaz?
‘Kurultay davasının tarafı değilim’
* (Kurultay davası) Ben bu davanın tarafı değilim ki. Davanın tarafı olsaydım bütün belgeleri toplardım. Davayla ilgim yok benim. Gidip de kim para verdi, ben bunu nereden bileceğim? Bu ifadeyi verenler daha önce kendisini ‘değişimci’ olarak tanımlayanlar. Söyleyenler, konuşanlar, gezenler, ‘Parayı dağıttım’ diyenler onlar, ifade verenler onlar. Hakim de diyor ki parayla pulla bu kurultay satın alındıysa ben de bunu iptal ediyorum diyor.
* (Barış Terkoğlu’nun ‘Özel ve milletvekillerinin fezlekesi Meclis’e geldiğinde siz vekillerinize hangi yönde el kaldırmasını söyleyeceksiniz?’ sorusuna) Ben şahsen benimle ilgili böyle bir iddia olursa, dokunulmazlığımızın kaldırılmasını ve gidip aklanmamı isterim. Aynı zamanda bizim partinin temel ilkelerinden biridir dokunulmazlığın kaldırılması.
* (Senem Toluay Ilgaz’ın ‘Selahattin Demirtaş’ın dokunulmazlığının kaldırılmasına oy verdiğiniz için pişman mısınız?’ sorusuna) Hayır. Selahattin bey tutuklandı mı evet, siyasi tutuklu mu evet, yanlış mı evet. Siyasi düşünceleri dolayısıyla… Düşünceleri dolayısıyla bir insanın tutuklanmasına her zaman karşı çıktım. Benim de şu an dokunulmazlığım yok, mahkum da oldum, dokunulmazlığım yok.
‘Partinin kapısına nasıl baraj kurarsınız?’
* Genel merkeze vekiller niye alınmadı diye niye sormuyorsunuz? Ben polisin girmesini asla savunmadım. Polisin girmesini ben istemedim. İcra memurunun gelip kararı tebliğ etmesi lazım, değil mi? Sizin icra memurunun kararı tebliğ etmesini istemenizden daha doğal ne olabilir?
* Polisin girmesini, şiddet uygulamasını, genel merkezden dışarı taş atılmasını asla doğru bulmam. Adnan Beker’in orada ne işi var? Otobüsüyle gelmiş oraya. Ki o adam cumhurbaşkanlığı seçiminde bana oy vermediğini açıklayan kişi. Bu adamın CHP’de ne işi var, orada ne işi var? Binanın içini ne hale getirdiklerini videoya aldırdım. Olmaz. Partili olmayan insanlar bunlar, partiyle ilgisi olmayan insanlar bunlar. Siz partinin kapısına nasıl baraj kurarsınız?
‘İmamoğlu aday mı?’ sorusuna: Niye bunu tartışıyoruz?
* (‘Ekrem İmamoğlu cumhurbaşkanı adayınız mı?’ sorusuna) Niye bunu tartışıyoruz? Ben bu rejimi kabul etmiyorum ki. Tek adam rejimini kabul etmiyorum ki. Biz anayasayı değiştirmek istiyoruz. Bizim adayımızı yetkili organlar belirler. Burası AKP değil, MHP değil. CHP’de ciddi bir itiraz kültürü vardır.
* (15,5 milyon insanın İmamoğlu’nun adaylığı için imza vermesi) Saygı duyuyorum. Anayasa değişmezse, mecburen bir aday belirlersek gene bakacağız.
* Olağanüstü değil, olağan kurultay yapacağız. Ne olacak en fazla 4-5 ay sürer. Eski delegelerle yapamazsınız. Şaibe var denilen delegelerle yaparsak oradan da mutlak butlan çıkar. Partiyi neden yoralım? Yeniden seçimlerimizi yaparız. Mahkeme de karar verdim yine aynısını yapıyorsunuz der.