Kaçınılmaz yalnızlık anlarımız
Yalnızlık insanlar için zordur, bundan mümkün olduğunca kaçınırız ama, bazen insan hayatında kaçınılmaz olan yalnızlık anlarımız vardır. İşte bu en yalnız anlar; genellikle dış dünya ile bağın koptuğu ve kişinin tamamen kendi zihniyle baş başa kaldığı kırılma noktalarıdır.
“Karar Verme Anları”: Hayatımızın akışını değiştirecek büyük bir kararı verirken (kariyer, evlilik, ayrılık), çevremiz ne kadar kalabalık olursa olsun, o son “evet” veya “hayır”ı zihnimizin ıssızlığında tek başımıza söyleriz.
“Varoluşsal Sancılar”: Gecenin bir yarısı gelen “Ben kimim?” Veya “Nereye gidiyorum?” soruları, başkasıyla paylaşılmayacak kadar kişisel bir boşluk yaratır.
“Acı ve Kayıp”: Sevilen birinin kaybı veya fiziksel bir acı çekilirken, o duygu evrensel olsa da, yaşanma biçimi tamamen bireyseldir. Kimse sizin yerinize o acıyı hissedemez.
“Başarı ve Başarısızlık Zirveleri”: Çok büyük bir zafer kazandığınızda veya derin bir yenilgi aldığınızda, o yoğun duyguyu tam olarak karşı tarafa aktaramadığınız o “anlık sessizlik” mutlak bir yalnızlıktır.
Yalnızlığın insan sağlığı üzerinde derin ve kalıcı etkileri vardır. Yalnızlık; kronik stres, kalp rahatsızlıkları, bağışıklık sisteminin zayıflaması, depresyon ve bunama riskini arttıran ciddi bir fiziksel ve ruhsal sağlık sorunudur. Beyinde fiziksel acı ile aynı bölgeleri tetikleyerek bilişsel gerilemeye yol açabilir.
Özellikle sosyal izolasyon yaşlılarda hayata küsmeye ve derin mutsuzluğa neden olur. Yaşlı yalnızlığı hüzünlü öyküler içerir. Hepsi de birbirine benzer.
PENCERE ÖNÜ
“Yaşlı adam, yıpranmış penceresinden komşusunun bahçesindeki çiçekleri izlerdi. Çocukları şehir dışındaydı, eşi ise yıllar önce gitmişti. Onun için gün, posta kutusuna bakmak ve gelmeyen mektupları, edilmeyen telefonları beklemekle geçerdi. O soğuk cam, dünyayla arasındaki tek bağlantıydı. “
HUZUREVİ YOLU
Torunlar büyüyüp kendi hayatlarına daldıkça, evdeki sesler azaldı. Ayşe hanım, odasında kendi kendine konuşmaya başladığında yalnızlığın derinliğini hissetti. Bir gün, o sessiz evden çıkıp, kendisi gibi yalnızların olduğu bir huzurevinin yolunu tuttu.”
Tıpkı Orhan Veli Kanık’ın sözlerinde anlattığı gibi:
“Bilmezler yalnız yaşamayanlar, nasıl korku verir sessizlik insana; insan nasıl konuşur kendisiyle.”