Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
19°

Gordion Düğümü Ya Da Orta Gelir Tuzağı’nın Panzehiri CHP İktidarı Mıdır?

YAYINLAMA:
Gordion Düğümü Ya Da Orta Gelir Tuzağı’nın Panzehiri CHP İktidarı Mıdır?

Önce bir hatırlatma: 2026 Asgari ücret Aylık:   brüt 33.030 TL ;  net 28.075,5.-TL 

NTV'den Tuana Çiftçi'nin haberine göre İstanbul'da ortalama kira fiyatı 40 bin liraya ulaştı...Merkez Bankası verilerine göre İstanbul'da 100 metrekarelik bir evin ortalama kira fiyatının 40 bin TL'ye yükseldiği hesaplanırken Türkiye genelinde ise ortalama fiyatın 24 bin TL olduğu belirlendi...İstanbul'da her gün trafikte saatler kaybeden vatandaşlar yine de iş imkanları, sosyal hayat, okul çeşitliliği gibi nedenlerden dolayı şehirde kalmaya devam ediyor.Ancak kentte yaşamanın bedeli günden güne artarak cep yakıyor. 

Merkez Bankası 2026 ilk çeyrek verileri, İstanbul'daki kira fiyatlarının yükselişini gözler önüne serdi...

NTV'den Tuana Çiftçi'nin haberine göre Megakent'te 100 metrekarelik kiralık konut fiyatı 40 bin liraya kadar yükseldi...Türkiye genelinde ise 100 metrekarelik bir evin ortalama kirası 24 TL olarak hesaplandı....İstanbul bu anlamda en yüksek kiralara sahip şehir olarak öne çıkıyor...2023 yılına göre kira oranı yüzde 36 artarken arz-talep durumundan dolayı yeni binalarda rakamların çok daha yüksek olduğu belirtiliyor...Öte yandan deprem yönetmeliğine göre yapılmış binalarda zam oranlarının yüzde 100-200 oranında artabildiği de ifade ediliyor. 

İstanbul Emlak Müşavirleri Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Yeşiltaş, deprem yönetmeliğine göre yapılmış binalarda bu rakamların bazen yüzde 100-200 oranında artış gösterebildiğini söyledi...Arz-talep durumundan dolayı yeni binalarda rakamların çok daha yüksek olduğunu söyleyen Yeşiltaş, "Ulaşımı kolay olan Kadıköy, Bakırköy, Beşiktaş gibi merkezlerde çok daha yüksek." diye konuştu...

Yeşiltaş, bu ilçelerdeki ortalama kira fiyatının 50-55 bin lira bandında olduğunu kaydetti...İstanbul'u 26 bin lira ortalamayla İzmir takip ediyor...İzmir'in ardından ise 22 bin lirayla başkent Ankara geliyor...

Ayrıca Megakent İstanbul kiralar dışında ev sahibi olmak isteyenleri de oldukça zorluyor...100 metrekarelik bir dairenin ortalama fiyatı 4 milyon lirayı aştı...İstanbul ortalaması 8 milyon lira...

AK PARTİ HER ON KİŞİDEN ÜÇÜNÜN DESTEĞİNE SAHİP

10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 16 Kasım 2002 tarihinde hükûmeti kurmak için AK Parti lideri Abdullah Gül'ü görevlendirmişti...18 Kasım 2002'de kurulan 58. Hükûmet, 28 Kasım 2002'de 170 ret oyuna karşı 346 oy ile güvenoyu almıştı...

AK Parti hükümeti, yaptığı yanlışlara, gaflara, hatalara, enflasyonu kontrol edememesine, yüksek işsizlik oranına, her yüz gençten 15'inin işsiz olmasına, on milyonlarca insanı yoksulluktan kurtaramamasına rağmen, yapılan seçmen anketlerinde 2026'nın ilk çeyreğinde her 10 kişiden üçünün desteğine sahip...

Öte yandan, Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ 13 milyon sığınmacının Türkiye'ye gelmesinin ekonomik sorunları ağırlaştırdığını söylerken, Sanatçı Şahan Gökbakar: 10-15 seneye Suriyeli ya da Afgan belediye başkanları görmeye başladığında aklı başına gelecek bu halkın! dedi…

Şahan Gökbakar, Türkiye'de sayıları giderek artan sığınmacılara ilişkin sosyal medya hesabından dikkati çeken bir paylaşım yaptı...“10-15 seneye Suriyeli ya da Afgan belediye başkanları görmeye başladığında aklı başına gelecek bu halkın” diye çıkışan Gökbakar, “Türkiyedeki seçimlerde Araplar belirleyici olmaya başladığında ayılacak bu halk ama iş işten geçmiş olacak” diye yazdı...Gökbakar, “Atatürk ve silah arkadaşlarının, yüzbinlerce şehidin kanlarıyla kurtardığı bu güzelim topraklara sığınmacı diye, Arap ve Afganların doldurmasını aklım almıyor. Kabullenemiyorum!” ifadelerini kullandı.

ANA MUHALEFET PARTİSİ CHP HER 10 KİŞİDEN ÜÇÜNÜN DESTEĞİNE SAHİP

Türk halkını düştüğü Orta Gelir Girdabı'ndan çekip kurtaramayan AK Parti hükümetinin memnun edemediği seçmenleri kendisine çekemeyen, ülkeyi AK Parti'den daha iyi yöneteceğine seçmenin büyük çoğunluğunu henüz ikna edemeyen bir ana muhalefet partisi var...

Orta gelir tuzağı nedir?

Bir ekonominin belirli bir kişi  başına gelir düzeyine ulaştıktan sonra orada sıkışıp kalması haline orta gelir  tuzağı denir. Orta gelir tuzağı bir ekonomide kişi başına gelir düzeyinin   belirli bir aşamadan öteye gidememesi  halini ya da belirli bir gelir düzeyine  ulaştıktan sonra durgunluk içine girilmesi durumunu özetleyen bir yaklaşımdır. 

Bu tanımda açık olmayan konu hangi gelir düzeyinin orta gelir düzeyi olarak kabul edilmesi gerektiği meselesidir. 

Orta gelir tuzağı yaklaşımı ilk kez ortaya atıldığında ABD’de kişi  başına düşen gelirin yüzde 20’si ekonomiler açısından orta gelir düzeyi olarak  kabul ediliyordu. Bugünkü ölçülere göre ABD’de kişi başına gelir kabaca 50.000 dolar düzeyinde olduğuna ve bunun yüzde 20’si 10.000 dolar ettiğine göre orta gelir düzeyinin karşılığı 10.000 dolar / yıllık olarak ortaya çıkmaktadır.

(Kaynak: Ekonomi uzmanı Mahfi Eğilmez) 

Gordion düğümü nedir?

Frigya başkenti Gordion'da bulunan, çözülmesi imkansız görülen ve çözenin Asya'nın hakimi olacağına inanılan karmaşık bir kördüğümdür. MÖ 333'te Büyük İskender, düğümü çözmek yerine kılıcıyla keserek bu kehaneti gerçekleştirmiştir. Bu hikaye, karmaşık sorunların cesur ve pratik bir yöntemle çözülmesi metaforu olarak kullanılır. 

MANSUR YAVAŞ, ERDOĞAN'A FARK ATIYOR!

Öztin Akgüç'ün Cumhuriyet Gazetesi'ndeki yazısı çok değerli bir analiz: 

Anket yönteminde; denek seçimi, anketör ve deneklerin ürkmesi, beklentileri veya çıkarlarını koruma güdüsüyle gerçek düşünce ve görüşlerinden farklı yanıtlar vermeleri gibi sorunlarla karşılaşılabilir. Ancak yapılan çok sayıda anket benzer sonuçlar veriyorsa bu anketler simülasyon deneyleri olarak kabul edilebilir ve karar alma veya yargıya varma süreçlerinde kullanılabilir.

Kararsızların oyu dağıtıldığında CHP’nin oyu yüzde 32-35 bandında görülüyor. Bu oy oranı, genel seçimde birinci parti olmada yeterli olabilirse de iktidar için yetersizdir. CHP’nin oy oranı 1957 ve 1973 genel seçimlerinde yüzde 40 düzeyinin üstünde gerçekleşmiş; 1950-77 döneminde ortalama yüzde 35 olmuştur.

Anket sonuçları Baykal ve Kılıçdaroğlu başkanlık dönemleri dışında, geçmişte gerçekleşen oy oranlarına göre düşük olması yanı sıra Trump nezdinde başarı, yandaş kollama ve besleme başarısı dışında gerçek bir başarısı olmayan AKP-MHP ittifakına karşı da düşüktür. İktidar hedefi olan CHP’nin fiili oy oranının yüzde 40’ı birkaç puanda aşması gerekir.

Çoğu ankette kararsızların oyunun yüzde 20’ler düzeyinde olduğu görülüyor. Başarısız bir iktidara karşı kararsız oy yüksekliği irdelenmelidir. Kararsızlık hangi nedenden kaynaklanıyor? Seçmen niçin kararsızlığa yöneliyor? Güvensizlik, beklentilere uyumsuzluk, kaygı, ürkeklik ana saikler olabiliyor.

Ayrıca ankete yanıt vermeyen, protesto oyu vereceklerini, sandığa gitmeyeceklerini bildirenler de mevcut.

CHP, diğer partilerin tabanından değil kararsızlardan, tepki gösterenlerden oyunu artırabilir. Polemiklere girişmek yerine ilkelerini savunmak, uygulayıcı kadroları oluşturmak oy oranını artırmada etkili olabilir.

CHP, antiemperyalisttir, laiktir, milliyetçidir, tam bağımsız ulusal devletten yanadır; mallarını üretmek, toplum refahını maksimize etmek için devletçidir; her konuda ilerleme iyileştirme amaçlı devrimcidir. CHP, ana ilkelerini savunarak toplumu yönlendirmelidir.

Antiemperyalizm, yalnız Trump’a karşı değil, tüm emperyal güçlere karşı savunulmalıdır.

Uzlaşı bir aldatmacadır. Uzlaşıda amaç, başatın ana isteklerini, ufak detaylar dışında, kabul ettirmesidir. İlkeler, amaçlar doğrultusunda ödün verilmeden, esneklik gösterilmeden mücadele etmelidir.

CHP’li olmanın ana niteliği dürüstlüktür. Davranışlarda, fikirlerde dürüsttür. CHP gerek vekil gerek yerel yönetimlerde aday göstermede nitelikler konusunda titiz davranmak, özen göstermek zorundadır. Bazı örnekler, geçmişte gereken titizliğin gösterilmediğini ortaya koymaktadır.

Anketlere göre Erdoğan’a karşı en açık, net farkı Mansur Yavaş yapmaktadır. İktidarda kalmak için her aracı kullanacak çaresiz iktidar Yavaş’ın adaylığını da engellemeye kalkışacaktır. CHP’nin bu bağlamda tek aday değil, Erdoğan karşıtı oyları alabilecek adayları kamuoyuna tanıtması yerinde olur. YSK kararıyla seçimlere kısa süre kala CHP adaysız kalabilir. CHP, tüm münafıklardan, tamamen arınmış değildir. Bu kişilerin siyaset sahnesinden silinmesi partiden ihraç yerine kamuoyu tepkisiyle daha yerinde olur.

Özel, “Her kötülüğe karşı hazırlıklıyız” diyor. 

İktidarda kalma dışında çaresi olmayan iktidarın yargı dışında ne gibi oyunlar hazırladığı öngörülemeyebilir. İkili oynayan tutarsız partilere, liderlere karşı da dikkatli olmak gerekir.

İlkeli davranmak, tutarlı olmak, mücadeleci olmak önerisi günümüz ülke koşullarında inandırıcı gelmeyebilir, fantastik görülebilir ancak başka çıkış yolu da yoktur.

TÜRKİYE'NİN GELECEĞİ GENÇLERE DUYGULARI, HAYALLERİ, DÜŞÜNCELERİ VE BEKLENTİLERİ SORULDU 

Gençlerin ezici çoğunluğu toplumsal hınç duyuyor: "Aşırı sağ partilere yönelim artabilir"

Gençlerle yürütülen yeni araştırmaya göre, ne eğitimde ne de istihdamda olan gençlerin oranı yüzde 28, çalışmayanların ise üçte ikisi iş aramayı bırakmış durumda, çalışan da çalışmayan da mutsuz...

TÜİK-Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, Türkiye’de her 100 gençten 15’i işsiz. 

Gençler ekonomik gidişat ve hayat standartları konusunda kaygılı, pek çoğu daha iyi bir gelecek için yurt dışına gitmek istiyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin TÜBİTAK’ın desteğiyle 10 Mayıs-2 Haziran 2025 tarihleri arasında 29 ilden 18-29 yaş aralığındaki 2 bin 403 gençle hanelerde yüz yüze görüşerek yürüttüğü ‘Türkiye’de NEET Gençler’ araştırması da işsiz, çalışan ya da öğrenci, Türkiye’de 18-29 yaş arasındaki 15.4 milyon gencin adeta röntgenini çekiyor. Gençlerin iyi olma halini ‘maddi durum’, ‘eğitim’, ‘psikososyal iyi oluş’, ‘aile’, ‘siyasal ve sivil katılım’ gibi farklı boyutlarda ele alan araştırma, mevcut durumun ise basit bir iş piyasası sorunundan ibaret olmadığını gösteriyor.

3’te 2’nin cesareti kırılmış

Araştırmaya göre gençlerin neredeyse yarısı (yüzde 46) halihazırda bir işte çalışırken diğer yarısı iş gücüne dahil değil; yüzde 21.8 öğrenci, yüzde 28 ise ne istihdamda ne eğitimde ne de herhangi bir mesleki eğitim sürecinde (NEET). Üstelik çalışmayan gençlerin yüzde 60’ı hayatında hiç çalışmamış. Rapora göre bu, gençlerin iş gücü piyasasına yalnızca geçici olarak değil, yapısal biçimde giremediklerini gösteriyor. Bununla birlikte çalışmayan gençlerin yalnızca üçte biri (yüzde 35) aktif olarak iş arıyor; üçte ikisi ise iş aramayı bırakmış durumda. Bu grup raporda ‘cesareti kırılanlar’ olarak tanımlanıyor.

Yüzde 82: İş bulmak zor/imkansız

“Herhangi bir nedenle iş arayacak olsanız, iş bulmanız kolay olur mu?” sorusuna ise gençlerin yalnızca yüzde 18’i “kolay” yanıtını veriyor; yüzde 82’si ise “zor” ya da “imkansız” diyor. Raporda, iş bulma sürecinde tekrar eden başarısızlıkların özellikle düşük gelirli gençlerde ‘öğrenilmiş çaresizlik’ duygusuna dönüştüğü ifade ediliyor.

Diğer taraftan gençler arasında eğitim-istihdam bağlantısına dair köklü bir güvensizlik de söz konusu. Gençlerin yalnızca yüzde 38.7’si aldıkları eğitimin kendilerini ‘hayata hazırladığını’ düşünürken benzer biçimde yalnızca yüzde 36.2’si ‘bu eğitim sayesinde iyi bir iş bulabileceğine’ inanıyor; hemen hemen aynı oranda kişi (yüzde 36.4) de bu görüşü reddediyor.

İşsiz gençler arasında eğitime duyulan güven, çalışan gençlerle kıyaslandığında ise oldukça düşük. Çalışan gençlerin yüzde 50.4’ü eğitimin kendilerini daha iyi bir hayata hazırladığını, yüzde 42.9’u bu eğitim sayesinde iyi bir iş bulabileceğini söylüyor. İşsiz gençlerin ise yalnızca yüzde 36.3’ü eğitimin hayata hazırladığını ve bu sayede iyi bir iş bulabileceğini düşünüyor.

Üstelik rapor, işsiz gençler arasında tanıdık aracılığıyla iş bulunabileceği algısının da içselleştiğine işaret ediyor. İşsiz gençler, tanıdık aracılığı (yüzde 45.2) ile eğitimi (yüzde 41.0) neredeyse eş düzlemde görürken çalışan gençler istihdamda kalıcılığı eğitim (yüzde 42.8), teknik beceri (yüzde 43) ve iş deneyimi (yüzde 38.8) üçlüsüyle ilişkilendiriyor. Fakat çalışan gençlerin bile yüzde 35.5’i iyi bir iş bulmalarını sağlayacak tanıdıklarının olması gerektiğine inanıyor. Zira gençlerin neredeyse yarısı (yüzde 45.6 civarı) istihdama arkadaşları veya akraba bağlantıları aracılığıyla erişebiliyor.

Araştırmada gençlerin psikososyal sağlık durumlarına ilişkin veriler de paylaşılıyor. Katılımcıların yüzde 36.6’sı son bir ayda sık sık yorgun hissettiğini, yüzde 33.5’i uykusuzluk çektiğini, yüzde 29.2’si mutsuz veya sıkıntılı olduğunu, yüzde 25.9’u özgüven kaybı yaşadığını ve yüzde 26.6’sı sorunlarıyla baş edemediğini belirtiyor. Gelir düzeyi arttıkça semptomlar azalırken işsiz ve çalışan gençlerde semptom sıklığı artıyor. Bu durum, raporda “işsizliğin yarattığı belirsizlik ve çalışma hayatının stresinin benzer biçimde olumsuz etkiler ürettiği” şeklinde değerlendiriliyor.

Gençler sadece oy veriyor siyasete katılmıyor

Bununla birlikte veriler, gençlerin siyasal ve sivil katılımlarının da oldukça düşük düzeyde olduğunu gösteriyor. Rapora göre gençler sadece oy veriyor (yüzde 79.9), siyasete veya derneklere katılmıyor. Parti üyeliği oranı yüzde 6.8, parti/aday kampanyasına aktif katılım yüzde 5-6 bandında, siyasetle ilgili STK’lara katılımsa yüzde 4.8.

Adaletsizlik, ‘hınç’ duygusuna sebep oluyor

Diğer taraftan araştırmada gençlerin toplumsal adalet algıları, eşitsizliklere atfettikleri nedenler ve öznel mağduriyet deneyimleri üzerinden hınç (ressentiment) eğilimleri de ölçülüyor. Rapor, özellikle işsiz gençlerin eşitsizliği yapısal/sistemsel nedenlere atfettiğini yani toplumsal hıncın fazla olduğunu ortaya koyuyor. Gençlerin ezici çoğunluğu, kendilerinden daha az çabayla daha iyi konuma gelenlerin varlığını teyit ederken (yüzde 90’dan fazlası) yaklaşık yüzde 88’i de liyakat eksikliğini simgeleyen ifadelere katılıyor.

Araştırma, gençler arasında yurt dışına yerleşme arzusunun da son derece yaygın olduğunu gösteriyor. Katılımcıların yüzde 67.8’i yurt dışına gitmek isteme nedenini ‘daha iyi iş olanakları’ olarak belirtirken buna ek olarak, yüzde 36’sı Türkiye’de geleceğini göremediğini ifade ediyor. Rapora göre bu bulgu, yalnızca gelir yetersizliğini değil, gençler arasında yaygın bir gelecek umutsuzluğunu ve gençlerin yurt dışına gitmeyi giderek daha fazla bir ‘çıkış yolu’ olarak gördüğünü işaret ediyor. Ekonomik nedenlerin yanı sıra, rapora göre siyasal ve kültürel faktörler de yurt dışına gitme isteğini destekliyor. Katılımcıların yüzde 28.9’u ‘ülkenin kötüye gittiğini düşündüğü için’, yüzde 24.3’ü ‘daha iyi eğitim olanakları’ arayışıyla, yüzde 22.5’i ‘daha fazla kişisel özgürlük isteğiyle’, yüzde 6’sı ise ‘düşünce özgürlüğü eksikliği nedeniyle’ yurt dışına gitmek istiyor.

Araştırmada, çalışan gençler de kendi içinde ayrıca değerlendiriliyor. Çalışan gençlerin sektörel dağılımında en yüksek yoğunluğun hizmet sektöründe olduğu görülüyor. Tezgahtarlık/satış danışmanlığı (yüzde 14.2), garsonluk ve barmenlik (yüzde 6.2) ile kasiyerlik (yüzde 5.3) gibi pozisyonlar, bu sektördeki istihdamın çekirdeğini oluşturuyor.

Bununla birlikte sanayi, inşaat ve üretim sektörleri de yüzde 19 ile genç istihdamının ikinci önemli alanını oluşturuyor. Ancak burada da gençler çoğunlukla vasıfsız veya yarı vasıflı, yoğun fiziksel emek gerektiren işlerde; düşük sosyal güvence ve ücret (genellikle asgari ücret) ile, yüksek iş kazası ve mesleki sağlık riski altında çalışıyor.

Üniversite mezunları da kendi mesleklerini yapamıyor

Diğer taraftan veriler, üniversite mezunlarının da daha düşük vasıflı işlerde çalıştığını gösteriyor. Araştırmaya katılanların yüzde 22’si lisans veya üzeri eğitim seviyesindeyken bunların yüzde 72’si çalışıyor. Diğer taraftan beyaz yakalı ofis çalışanları ile mühendis, öğretmen, uzman, sağlık çalışanı gibi profesyonel mesleklerde çalışanların toplam istihdamdaki payı yüzde 26.6. Bu da üniversite mezunu çalışanların da yüzde 23’ünün enformel işlerde çalıştığını gösteriyor. Raporda bu durum ‘diploma enflasyonu’nun bir yansıması olarak görülüyor ve eğitim düzeyindeki artışa karşın, nitelikli işlerin arzının sınırlı kalmasının ‘eğitim-istihdam uyumsuzluğu’ sorununu büyüttüğü belirtiliyor.

Diğer taraftan çalışan gençlerin yüzde 60.7’si ise 10 kişiden az çalışanı olan mikro ölçekli işletmelerde yer alıyor. Ancak bu işletmeler, uzun çalışma saatleri, güvencesiz çalışma, düşük ücret ve sosyal haklara düşük erişimle karakterize. Rapora göre çalışan gençlerin yüzde 58’i ise 9 saat ve üzerinde, yüzde 66.8’i haftada 6 gün, yüzde 8.3’ü ise haftanın her günü çalışıyor. Yaklaşık yüzde 55’i ise asgari ücret civarında veya biraz üzerinde gelir elde ediyor (yüzde 30.4’ü 18 bin 1-27 bin TL, yüzde 24.6’sı 27 bin-36 bin TL aralığında). Üstelik bu işletmelerin çoğunda kurumsal eğitim ve beceri geliştirme mekanizmaları da neredeyse yok. Ücret artışları ise performanstan çok kişisel ilişkilere dayanıyor.

Öte yandan hem istihdam hem de NEET tablosunu en güçlü biçimde şekillendiren değişken ise toplumsal cinsiyet eşitsizliği. Rapora göre erkeklerin yaklaşık üçte ikisi (yüzde 63) istihdamdayken kadınlarda bu oran üçte birin altına (yüzde 28) düşüyor. Benzer şekilde kadınların NEET olma olasılığı da erkeklerinkinin yaklaşık 2.5 katı. Ve bu fark özellikle ‘aile sorumlulukları’ kategorisinde belirginleşiyor. Çalışmayan kadınların üçte biri (yüzde 29.2) ev içi bakım veya ailevi nedenlerle iş gücüne katılamadığını belirtirken aynı gerekçeyi ifade eden erkeklerin oranı yalnızca yüzde 1.

Kadınlar için en büyük engel: Bakım yükü

Diğer taraftan rapor, eğitimsel ilerlemenin tek başına cinsiyet temelli dışlanmayı aşmaya yetmediğini de gösteriyor. Eğitim düzeyi yükseldikçe metropol dışı bölgelerde, hane gelirine bağımlı biçimde yaşayan kadın NEET’lerin oranı azalsa da üniversite mezunu kadınlar arasında dahi ev içi sorumluluklar nedeniyle iş gücüne katılamayanların oranı yüzde 12.

Kadınlarda ‘sessiz geri çekilme’ erkeklerde ‘moral yorgunluğu’

24-29 yaş grubunda iş arama deneyimlerinin başarısızlıkla sonuçlanması veya evlilik ve aile yükümlülüklerinin artması nedeniyle, iş gücü piyasasından kalıcı biçimde uzaklaşma eğilimi belirginleşirken bu eğilim, özellikle kadınlarda ‘sessiz geri çekilme’, erkeklerde ise ‘moral yorgunluğu’ biçiminde tezahür ediyor.

Erkeklere ‘Niye iş bulmadın?’ kadınlara ‘Niye evlenmedin?’

Proje yürütücüsü Prof. Dr. Emre Erdoğan bu farkı, kadın ve erkeklere atfedilen toplumsal cinsiyet rolleriyle açıklıyor. “Ekonomi kötü gidince önce kadın iş piyasasının dışına çıkarılıyor. Kadın da bunu kabulleniyor. Evlenmek ise toplumun gözünde, işsiz olan kadının statüsünü değiştiriyor, anne olunca o kadar da kötü görünmüyor. Diğer taraftan erkeğin ise evlenmek için önce iş bulması gerek yoksa ‘daha az yetişkin’ görülüyor. Yani durum kadındakinin tam tersi. Dolayısıyla orada da uzun süre iş bulamamak moral bozukluğuna yol açıyor. Nitekim bu durum araştırmamızın niteliksel kısmında da kendisini gösteriyor. İşsiz erkeklere çoğunlukla ‘Niye iş bulmadın?’ diye sorulurken işsiz kadınlara ‘Niye evlenmedin?’ sorusu yöneltiliyor. Şu an Türkiye’de genç nüfus azalıyor çünkü kadın iş gücüne katıldıkça çocuk sayısı düşüyor. Bu da çocuk teşvikine dair söylemlerin çok ciddi bir ideolojik baskı olduğu anlamına geliyor.”

Erdoğan, rapordaki diğer bulguları ise şöyle değerlendiriyor:

“Rapor, ortada yalnızca bir iş piyasası sorunu olmadığını zira çalışmanın tek başına mutluluk getirmediğini gösteriyor. Evet, gelir mutluluktaki en önemli etken ve çalışmak da gelir getiriyor. Özellikle de gençlerin yüzde 47.4’ünün aylık 18 bin lira altında, yüzde 64.3’ünün de 27 bin TL’nin altında gelir elde ettiği düşünüldüğünde gelir çok önemli. Ama işte çalıştıkları zaman da genelde mikro işlerde, güvencesiz çalışıyorlar. Haysiyetli bir işte çalışmak ise mutluluk getiriyor.”

Erdoğan, gençlerin mutluluğunu olumsuz etkileyen bir diğer önemli faktörün ise “sözlerinin dinlenmemesi” olduğunu söylüyor. “Hatta bu, siyasal ve sivil katılımlarını da etkiliyor. Çünkü gençler çocukluklarından beri aile içinde kendilerinden büyüklerce dinlenmiyor. Siyasi hayatta da hep onlardan büyükler var. Orada kendileri için bir yaşam hakkı görmüyorlar, kendilerini gerçekleştirebileceklerine inanmıyorlar. Bu nedenle gençlere söz hakkı verilmeli.”

Özellikle işsiz gençlerde toplumsal hıncın fazla olduğuna dikkat çeken Erdoğan “Bireysel hınçta kişi, işler kötü gittiğinde ‘Neden ben?’ diye sorarken toplumsal hınçta ‘Ben iyi bir insanım ama hak ettiğim yerde değilim’ diye düşünür. Peki toplumsal hıncın artması neden önemli? Çünkü toplumsal hınç arttığı zaman siyasal aktivizmin ya da aşırı sağ partilere yönelimin artması daha mümkün.”

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız