Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
29°

18 Mart Çanakkale Savaşı Öyküleri

YAYINLAMA:
18 Mart Çanakkale Savaşı Öyküleri

Çanakkale Savaşı, hem Türk askerleri, hem de Anzak askerlerinin mektuplarında ve günlüklerinde çok insani ve dokunaklı anılar bırakmıştır. Siperlerde yazılmış mektuplar ve hatıra defterleri; savaşın yalnızca bir askeri mücadele değil, aynı zamanda insanların korkuları, dostlukları ve merhametiyle dolu bir deneyim olduğunu gösterir.

Bir Türk askerinin annesine mektubu:

Mehmet Muzaffer adlı genç bir Osmanlı askeri, cephede annesine yazdığı mektupta şöyle diyordu;

“ Anneciğim, burada top sesleri hiç susmuyor. Fakat merak etme, arkadaşlarımla beraber, vatanı korumak için dimdik duruyoruz. Eğer şehit olursam sakın ağlama. Biz burada yalnız değiliz; bütün millet arkamızda.”

Bu mektuplarda çoğu asker, ölüm korkusundan çok, ailelerini üzmemeye çalışıyorlardı. Bir çok mektup, gönderilemeden askerlerin cebinde bulunmuştu.

Bir Anzak askerinin günlüğü:

Ellis Ashmead- Bartlett ve bazı Australian and New Zealand Army Corps askerlerinin günlüklerinde, Türk askerlerinin cesaretinden sık sık söz edilir.

Bir Avustralyalı asker günlüğüne şöyle yazmıştı:

“ Türkler çok yakın siperlerde. Bazen geceleri konuşmalarını duyabiliyoruz. Bizim gibi genç çocuklar olduklarını fark ediyorum. Sabah olduğunda yine birbirimize ateş ediyoruz.”

Bu satırlar, karşı cephedeki askerlerin bile, birbirini insan olarak gördüğünü gösteren, en çarpıcı örneklerden biridir.

Bir çok askerimiz, askeri cepheye gitmeden önce ailesine mektup yazıyordu. Bu mektuplardan biri, Gelibolu’da bulunan bir askerin cebinde bulunmuştu. Mehmetçiğin son mektubu şöyleydi:

“ Sevgili babacığım ve anneciğim, eğer şehit olursam, üzülmeyin. Biz burada vatanımız için can vermeye hazırız. Köyümüzü, tarlamızı ve sizi çok özledim. Ama biliniz ki, biz burada görevimizi yapıyoruz.”

Bu mektup, hiç gönderilemedi. Asker bir kaç gün sonra bir bombardımanda hayatını kaybetti. Mektup daha sonra ailesine ulaştırıldı.

Bir başka Avustralyalı asker günlüğüne şunları yazmıştı:

“ Türkleri hafife aldığımızı şimdi anlıyorum. Siperlerinden çıkıp, üzerimize geliyorlar. Çok cesurlar ve topraklarını bırakmaya niyetleri yok!”

Bu tür ifadeler, karşı tarafın bile, Osmanlı askerlerinin direncine hayran kaldığını gösterir.

Bir başka Türk askeri de günlüğüne şöyle yazmıştı:

“ Geceleri yıldızlara bakıyorum. Köyümüzdeki geceleri hatırlıyorum. Savaş bitince, eve dönebilecek miyim, bilmiyorum. Ama burada arkadaşlarımla kardeş gibi olduk.”

Siperlerdeki askerler için en büyük güç, yanındaki arkadaşlarının varlığıydı.

Savaş, bizim zaferimizle bittikten yıllar sonra bile, iki taraf arasında saygı doğurmuştur. Bu nedenle Mustafa Kemal Atatürk, 1934’te Gelibolu’da ölen Anzak askerlerinin annelerine şu ünlü sözleri söylemiştir:

“ Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar…Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır, huzur içindedirler.”

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız