Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
24°

Petrolün Üzerinde Yatıp Zihinsel Çölde Susuz Kalanlar

YAYINLAMA:
Petrolün Üzerinde Yatıp Zihinsel Çölde Susuz Kalanlar

21. yüzyılın ortalarına doğru ilerlerken, bir kez daha şu acı gerçekle yüzleşiyoruz: Arap coğrafyası, zengin yer altı kaynaklarıyla dünyanın en güçlü ekonomik silahına sahip olmasına rağmen, bölgesel ve küresel sahnede adeta bir “kukla gibi” yönetiliyor. İsrail örneği bunun en sarsıcı yüzü. Nüfusça 9 milyonu geçmeyen bir ülke, yaklaşık 500 milyonluk Arap nüfusunu hem askeri hem siyasi hem de diplomatik olarak sürekli manevra sahasında tutuyor. Bu nasıl mümkün oluyor diye sorarsanız anlatayım.

Cevabı acı, ama basit: Zihinsel üretim yok, entelektüel derinlik yok, stratejik bilinç yok. Arap dünyasında kaynak var, ama irade yok. Servet var ama vizyon yok. Her şey “Allah’ın takdiri”, her başarısızlık “kader” olarak tanımlanıyor. Ve bu zihinsel uyuşukluk, yerin altındaki trilyon dolarlık petrolü bile etkisiz kılıyor. Kimi zaman da bu uyuşukluk, halkın bilinçlenmesini istemeyen krallıklar ve otoriter rejimler tarafından dinî söylemlerle cilalanıyor. “Cennet, huriler, ahiret” gibi soyut vaatlerle halk uyuşturuluyor. Ama bugün bu masalların gerçek hayatta karşılığı kalmadı.

İslam ülkelerinin ezici çoğunluğu ne yazık ki Türkiye dahil demokrasi yerine hanedan çıkarlarını gözeten yapıların kontrolünde. Eğitim sistemleri, bireysel sorgulama değil, dogmatik itaat üzerine kurulu. İnsan hakları kavramı bir “Batı icadı” gibi gösterilerek bastırılıyor. Kadın meselesi hâlâ en ilkel düzeyde ele alınıyor. Ve en acısı, bu durumdan şikayet etmek bile çoğu zaman “dine düşmanlık” olarak algılanıyor.

İran örneği ise ayrı bir trajedi. Şii oldukları için diğer Sünni Arap devletlerinden dışlanıyorlar. Oysa İran da Müslüman bir ülke. Ama burada mezhepsel taassup, İsrail’in lehine, Müslüman bir ülkenin aleyhine işliyor. Bugün İsrail'e karşı savaşan Filistinlilere destek veren tek birkaç ülkeden biri İran’dır. Ama İran, yalnız bırakılıyor. Tıpkı zamanında Libya'nın, Irak'ın, Suriye'nin yalnız bırakıldığı gibi. Sünni Arap devletleri, adeta kendi mezheplerine sahip olmayan Müslümanlara karşı dahi Batı ile aynı safta hizalanmayı tercih ediyor.

Şimdi sormak gerekiyor:

  • Nerede Arap Birliği?
  • Nerede İslam İş birliği Teşkilatı?
  • Nerede İslam dünyasının teknolojik ve bilimsel atılımı?

İsrail’in başarısı sadece silah gücünden değil, stratejik akıldan, eğitimden, birlikten, uluslararası desteği yönetme kabiliyetinden geliyor. Batı dünyası, tüm mezhepsel farklarına rağmen, bir Yahudi devletinin varlığını stratejik olarak sahiplenirken; İslam ülkeleri, birbirine selam bile vermez hâle geldi.

Tarih boyunca defalarca yazılmış bir ders var: “Sarı öküzü verirsen, sıra sana da gelir.” Bugün Libya'dan Suriye'ye, Irak'tan Yemen'e kadar İslam coğrafyasının tamamı bu süreci yaşıyor. Sesini çıkarmayan, tarafsız kalan ya da yanlış tarafı destekleyen herkes, sıranın kendisine geleceğini unutmamalı.

Artık Müslümanlar için sorgulama vaktidir. Petrolün üzerinde yaşayıp, aklı kiraya vererek kurulan düzeni meşrulaştıranların hem Allah’a hem halkına hem de geleceğe verecek hesabı vardır.

Uyanmak için daha kaç yıkım gerekiyor?

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız