Ülkelerin kaderini yurttaşları belirler

  • İbrahim Uysal

    İbrahim Uysal Yazı Arşivi
    15 Ekim 2020 /   884 Okunma

    Ülkelerin kaderini yurttaşları belirler

    Kıbrıs 1944 doğumlu, Avustralya vatandaşı, uzun yıllar Avustralya’da hakimlik yapan ve Londra'da hukuk bürosu bulunan Kemal Gürpınar’ın "Yunanistan’ın işgal ettiği Türkiye’ye ait Ege adalarının tahliyesi için BM’e HUKUK YOLLARINI KULLANARAK BAŞVURDU" konulu Şebnem Saraçoğlu'nun paylaşımını görünce ülkem adına hem üzüldüm hem sevindim.

    Günümüz iletişim dünyasında, "PR" denilen, öyle halkla ilişkiler çalışması yapılıyor ki, sormayın gitsin.

    Bunların farkındasın, paylaşıyorsun da ne oluyor diye de kendime kızıyorum. Bak sosyal medyada iki çiçek, bir böcek koy, üstüne de yaşamında olmayan ve senin olmadığın, yaşamadığın, bilmediğin yaşam biçimlerinin iki tiradını ekle, olsun sana "top tricks "(en yüksek) paylaşım. Alkışlar, laflar, falan filan.

    İşte ıstakozların soğuk su kazanına atılıp, ateşin altının yavaş yavaş yakılıp, suyun ısıtılması ama ıstakozların bu yavaş ısınmayı en sonunda da kaynayıp haşlanmayı fark etmeden ölmeleri gibi bir süreç yaşıyor toplum da ülke de.

    Hani o rüyasında "pire" gören papazın sakallarını kesince, karısının "Hayrola bey, neden sakalını kestin" deyince, “Rüyamda sakalımda pireler dolaşıyordu, o yüzden kestim”; bunun üstüne de kadının, "Rüyandaki pirelerden sana ne" demesinden sonra, adamın OLUR MU HANIM YOL OLUR" sözü çok anlamlıdır.

    Günümüzde iki deli, iki laf ediyor, ki tesadüf değil, "yol olsun" diye, sonra bir de bakıyorsunuz ki yol olmuş, hatta duble yol olmuş.

    Örnek, "Lozan, 100 yıllık", "milliyetçiliği ayaklarımın altına alırım", "ey Türk, Kürt, Ermeni, Rum, Arap ........" diye başlayıp ve sonu gelmeyen söylemler.

    Daha önceleri, "devlet don mu diker". Eee bu işler böyledir. "Anan çarık giyerdi, bunları unuttun mu" şarkısını değil de "bandıra bandıra ye beni" şarkısını çaldırp, dinlersen, ananın çarığını unuttuğun gibi, birileri de gelip seni bandıra bandıra yer.

    Gaz olduk, gaz bulduk. Kanada'dan gelen kuru fasulye de seni gaz etmezse, biz gazlarız demiş adamlar, bunda ne var ki?

    Tarihi "tu kaka" yapıp, hurafeci hocaların ve tv dizilerinin insafına bırakırsan bu daha iyi günlerin bile sayılır.

    Felsefe, mantık dersleri kimin neresine battı demeyeceğim, asıl sorun sessiz kalanların neresine batıyordu diyeceğim. İnsan gibi düşünmek, sorgulamak, akılcı süreçler yönetmek sizin nerenize batıyordu da kendi çocukları bu derslerin okutulduğu yurtdışı okullarda okurken, siz kendi çocuklarınızın okur-yazar, düşünmez okumuş cahil olmalarına göz yumdunuz.

    --Osmanlının son yılları, İngilizler Arabistanı kaşıyor, araplar; Fransızlar kuzey Afrikayı kaşıyor, libya, fas, tunus, cezayirliler; balkanlarda Alman, Fransız, İtalyan, Rus kimin eli kimin cebinde değil Osmanlı toprakları kaşınıyor, bayrağını alan bağımsız oluyor.

    --Yurtdışında eğitim gören, yurt içinde olayın vehametini görenler telaş ile kimisi, bağımsız yeni bir devlet derken, kimisi "Amerikan-İngiliz-Fransız mandası" deyip can havliyle bir şeyler yapmaya çalışıyorlar.

    --Sonuç, iyiki Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları gibi asker sivil yurtseverler çıkıyorda dünyada, tüm dünyaya karşı ilk anti-emperyalist bağımsızlık savaşını veriyorlar.

    --Süreç biraz sorunlu olsa da Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla bu topraklar üstünde olan 72 millet ile birlikte bir devlet kuruyorlar.

    --Ve bu devleti kuranların tamamına bir "millet" tanımı yapıyorlar anayasalarında. " TÜRKİYE Cumhuriyeti'ni Kuran Türkiye Halkına, TÜRK MİLLETİ Denir " diyerek de işe başlıyorlar.

    --Kürt ya da başka etnik kökenli Türk yurttaşlarının da Müslüman ya da başka inançlı Türk yurttaşlarınında eleştiri ve kızgınlıklarının haklı ya da haksızlığının bir anlamının kalmadığı günlere geldik.

    --Sizler ne kadar farkındasınız bilemem ama, bizi "duvara toslatmak için, yasladılar" Hani, Nazım HikmeT'in o dizeleri gibi.

    --"Ben bir ceviz ağacıyım, Gülhane parkında/ Ne sen bunun farkındasın, nede polis farkında" dediği gibi. Ben de ceviz ağacının tepesinde sizlere bakıyorum.

    --Eyyy ahali. Önce siyaseti 12 Eylül'ün paşaları paşa paşa "tu kaka ettiler, siz de sıradanlaştırıp içine e....!...

    --Başta dediğim gibi, "Cumhuriyet reklam arasıdır" diyenleri ve onları kuzu kuzu dinleyenleri siyasi yaptınız, cumhuriyetin içine etmeye çalışıyorlar, siz de hâlâ trene bakmaya devam.

    --"Lozan 100 yıllkıtır" yetmemiş, "Lozan hezimettir" diyenleri baştacı yaptınız, bazılarınız da "Lozan" ile "tozan" arasında ki farkı bile bilmeyenleri karşılarına siyasi yaptınız Lozan'ı tozdurmak üzesiniz.

    --Bunların hiç birisi rastlantı değildir.

    --Bir devlet, yurttaşlarının "KADER BİRLİĞİ" yapmaları ile oluşur, varolur ve yaşar. Şimdi birisi bana söylesin, bu ülkede hangi konuda "kader birliği" yapılacak? Kader birliği yapılacak şeyler olmadığı için değil, "kader birliği" olmasın diye ayrıştıranları başa taç ettiğiniz, karşılarında bir emeklilik maaşı, bir sağlık güvencesi beklentili bazılarını da muhalif seçtiniz, hepinize akıl fikir versin!..

    --Devlet, insanoğlunun binlerce yıllık tarihinde yaratabildiği en güzel siyasi, sosyal ve ekonomik birliktir. Devleti sıradanlaştırdılar, bilerek ve isteyerek. Sizde, bunlara ne dediğini bilmeyen ve anlamayaları alternatif seçip siyaset yaptığınızı sandınız, değil mi?

    --Herkes bu COVID-19'a, Kor Ona Virüsüne teşekkür etmeye başladı. İnsanlara, yurttaş olmanın, bır yurdun olmasının, sosyal devlet olmanın ne kadar muhteşem bir şey olduğu gösterdiği için.

    --Bir ülkede, herkesin donundan tutunda evine, arabasına cebindeki paraya kadar her şey, o devletin sağladığı şeydir. O "tu kaka" devlet olmasa, bunlar da olmaz. Kimse hayal görmesin, bakınız Çeçenistan'da tutunamayan çeçenlere, Suriye'de, Irak'da ya da yurdundan edilmiş dünya insanlarına. Devlet neymiş diye.

    --Önce milletin içine edilir, sonra devletin, sıra malına mülküne el koymaya gelir, eeee gerisi?

    --Gerisi yok ki. Atı alan Üsküdarı geçmiş, Yahya Kemal Beyatlı'nın dediği gibi siz de: "Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!" derken birleri, hem sizin, hem de İstanbul'un arkasından dolaşmış.

    --Devlet, sivil toplum diye diye cemaatleri besledi büyüttü. Sonra da yoksullaştırdığı ya da yoksullaşan kişileri, kendinin beslediği cemaat ve topluluklara muhtaç etti. Onlar da "bir lokma bir hırkaya razı olup" köşelerine çekildiler.

    --Geçenlerde Katolik Hıristiyanların Ruhani Lideri Papa Francis bir vaaz verdi sanal ortamdan, Vatikan Kilisesinin ayin yapılan boş meydanına bakarak 1.2 milyar kişiye ama 8 milyar insan da dinledi.

    --Herkesin mülksüzleşeceğini, bunun bir öneminin olmadığını ve bunun adının da Komünizm olduğunu, bunu da uluslararası tekellerin/şirketlerin yapacağını müjdeledi.

    --Hamza yardımcıoğlu diye bir kişinin konuşmasından dinledim. "Halkın malına el koyma planı" diye bir plan için. Bu durumlarda siyasiler, önce din adamlarına yapmak istediklerini söyletirler, ardında gerekeni yaparlar diyordu. Boşuna kılıç kuşanılmıyor demek

    Ulusal kurtuluş savaşı gibi çok özel bir zamanda Atatürk ve arkadaşlarının uygulamak zorunda kaldığı "TEKÂLİFİ MİLLİYE KARARLARI" gibi yasaların da çıkabileceğini konuşulmuştu ülkede.

    Devlet, kendi sosyal devletliğini unutup, sosyal devletin yapması gereken yardım ve işleri vakıf ve derneklere havale ederse, insanların bağlılıkları doğal olarak devlete değil bu kişi, kurum ve kuruluşlara kayar. Bunları kim denetliyor; kim ve kimlere, ne ve nerelere hizmet ettiklerini bilen var mı?

    Derenin taşıyla, derenin kuşu vuruluyor, siz de buna "çok şükür" diyorsunuz ya, ne diyeyim.

    O dönem bir partinin kaptanı olana, soyadı kaptan olan bir vekille, internet sitesi açılış sayfası olsun diye verdiğimiz CD'nin içinde yazdığımız şuydu. "Halkı ezdirmeyeceğiz, Ülkeyi soydurmayacağız, Devleti böldürmeyeceğiz".

    Bunu biz projelendirmiştik ama, siz her zamanki gibi, bunları yapacakları değil de yapmayacak, yapamayacakları seçtiniz.

    Eee, "elle gelen düğün bayram" diyeceğimi mi sandınız. Yanıldınız.

    Duysanız da bağırmaya devam, duymasanız da.

    Bu toplum da, Ülke de, kaynakları da Millet de darmadağınık ediliyor. Genel iktidardakiler genele, yerel iktidardakiler de yerele pire gibi yapışıp kene gibi yaşamalarına alkış tuttuğunuz sürece, Bilgesu Erenus'un yıllar önce dediği gibi,

    "Nereye payidar nereye/ Şefle iyi geçinsen de/

    Bugün için sevilsen de/ Çıkmaz bu yol bir yere"

    Nokta.


Yorum Yap